Ressam zeminini kan kırmızı boyadığı tuvalin bir köşesine, keseceği en etli butlusunu seçmek için hayvanları tek tek tartıya çıkaran adamı iliştirirken yüz ifadesini nasıl yansıtacağını düşündü. Adam et yemek ve biraz yedirmek için de, kan akıtıp günahlarından arınmak için de iştahlıydı. Adam, Sırat ‘tan kendisini yıldırım hızıyla geçirebilecek güçte olanını arıyordu aynı zamanda. Sapasağlam, korumalı putlar çizdi adamın etrafına ressam. Kimi etten, kimi taştan, kimi kâğıt ve madenden putlar, hepsi ayaktaydı. Hatta sanal putlar resmetti gökyüzünü kaplamış, simülasyon siluetler... “zararı yok, çizebilirsin” dedi adam, elindeki etten, putlara ikram ederken. Yedi, semirdi, putlarını daha mukavemetle korudu da nitekim. Ressam nasıl çizeceğini bilemedi bu kısmı.

Tam ortaya Kâbe’yi kondurdu. Pazusunu göstere göstere koşar adım yürüyen, kefenini üstünde taşıyan kurban olası adamların yüzlerini çizmeye utandı. Boşluğa atılan, isabet etmeyen taşlara gülen, kahkaha atan şeytanlar çiziverdi sağa sola. Ümmetin açlarını doyuramayan, Mina'da akan kurban kanlarına, alev kızıllığı karıştı şeytanın.

Mahzun ama dimdik Kubbet’üs Sahra. Ya da ne fark eder Mescid-i Aksa çiziverdi. "Kurban olduğum Allah" deyip, kurban olanları çizdi ressam. Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç. Et değil, ekmek ulaştıramayan kardeşleri, kifayet miktarı sarılması beklenen kefenlerini, sünnet üzere giydirmiş kat kat.

Kurban, kurban olanlara ulaşsın diye yollar çizmek geldi aklına. Birden fark etti, gökten videosunun çekildiğini. Ayağının altına aldı tabloyu. Hiç acımadı emeğine. Yeni bir resim kurguladı. Önce şu kurban sahibinin etrafındaki putların boynuna, birer balta çizmeyi düşündü. "Neyim eksik İbrahim'den!", Nerde! kurban olduğum Allah.

Yardım etse diye düşündü Ressam, yaratıcı. Yarattığı, üstelik sevdiklerini niye terkeder ki yarattıklarına! Birkaç Ebabil çizmek istedi, bir de fil. Yok yok! Oturdu. Resmin hakkını vermek için tuvale daldı Ressam. "Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz..." (Muhammed 7) diye nasihat ettiği halde, yardım etmeyen, yardım olunmayan, doğru yolda olduğunu sandığı halde sapmış sürüleri ve çobanları düşündü. Tanrının bir oğlu olsaydı Hristiyan inancındaki gibi, kefaret kuzusu yapar, kurban ederdi O’nu, tüm diğer kullarının üstünden, o ilk günahın yükü kalksın diye de, Rahman ve Rahim en sevdiklerini kurban etmez miydi, yok saymamak için diğerlerinin imanını. Tabi ki görünür bir yardım gönderirse yok saymış olurdu tüm şu İman iddialarını, zerresine kıymet verirken şirksiz imanın. Hem ortaya nasıl çıkardı hak-bâtıl, nasıl ayrılırdı mü'min - münafık, sabitkadem olanlar ve şehitler? Nasıl mimlenirdi Siyonistler ve hain Yahuda İşkaryotlar.

Ve çizdi resmi sil baştan. Fırçayı, verdi Kassam’a Ressam: Aksâ'da kopan tufan, Allah’ın kurban halkının kanıyla tüm şeytanları boğuyor.  Mekke'de İfşâ olmuş, taşlanmış şeytanlar, zayıf tuzakları bozulmuş, kaçışıyor, Kudüs'te ve dünyanın hiçbir yerinde barınamıyorlar. “Bu(kesilen kurban)ların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. O’na ulaşacak olan (iyi bir kul olabilmek için gösterdiğiniz saygı ve sorumluluk göstergesi davranışlarınız) takvanızdır.” (Hacc 37) sesini duyanlar, putlara sırt dönmüş; sünnetle farza, kurbanla cihada koşuşuyorlar.

 Ressamdan, büyük resmin sahibine minnet ile…