Günlük hayatımızda insanlar birbirlerinden ayrılırken genellikle “Aman, dualarında bizi de unutma!” hatırlatmasında bulunur. Kişi, gıyabında yapılan bu dualar sayesinde Allah katında affa uğrayacağı veya makbul bir kul olacağı ümidini taşır; bu haklı bir beklentidir. Ancak bu "ısmarlama" duaların yanında; bir hastanın, bir ihtiyaç sahibinin, bir yetimin veya bir mazlumun gönlünden kopan duayı alabilmek, herhalde çok daha kıymetlidir.
Toplu taşıma araçlarında bazen ilginç hikâyelere kulak misafiri oluyoruz. Türk milleti olarak yanımıza oturanla hemen tanışma ve kaynaşma konusunda üstümüze yoktur. Elbette haddi aşmadıkça bu güzel bir huydur. Avrupa’da durum çok farklı olsa da biz konumuza dönelim.
Geçenlerde otobüste iki amca önümdeki koltukta oturuyordu. Sohbet koyu, sesleri de oldukça yüksekti; ister istemez kulak misafiri oldum. Muhabbetin konusu, yaşlılarımızda sıkça görülen diz protezleriydi. Biraz daha genç olan amca, yanındakine: “Seni babam gibi sayarım, aman o doktora gitme! Hem paragöz hem de işinin ehli değil; üstelik hastasını takip de etmiyor,” dedi.
Hikâye dikkatimi çekmişti. Genç amca konuşmasına devam etti: “Falan hastanedeki şu doktorlar işin erbabıdır. Ben de şuna ameliyat oldum, elhamdülillah. Allah’ın inayeti ve doktorumun maharetiyle şifa buldum.”
Ancak asıl dikkatimi çeken, amcanın kendisini ameliyat eden doktor için, “Atası, anası nur içinde yatsın; Allah ondan ebediyen razı olsun,” duasını belki beş on kez tekrarlamasıydı. Bir yanda dua alan, diğer yanda beddua alan bir doktor...
Dinimizde "salih amel" diye bir kavram vardır. İşini iyi yaparak insanlara faydalı olmak da salih amelin en güzel örneklerinden biridir. Bizler de günlük hayatımızda, tıpkı o dua alan doktor gibi işimizi en iyi şekilde yaparak muhataplarımızın gönlüne girmenin yollarını bulmalıyız.
Hızın ve hazzın esiri olmuş bir dünyada; bazen yavaşlayarak, bir ihtiyara yardım ederek, bir çaresize el uzatarak veya karşımızdakine "insan" olduğu için değer vererek Müslüman olduğumuzu hatırlamalıyız. İnsanları hor değil, hoş görerek adım atarsak, belki de asıl kurtuluşa erenlerden olabiliriz.
Yazımızı bir dörtlük ile tamamlayalım:
“Sana bir gizli sözüm var Gel gönüle gir gönüle Sen senliği elden bırak Gel gönüle gir gönüle hu” (Kaygusuz Abdal)
Selam ve dua ile…