Gençlik, daha doğrusu insan, sürekli bir arayış içindedir.
Geçtiğimiz haftalarda yapılan LGS ve YKS sınavları ile gençler, mutlu bir gelecek arayışına giriyor.

Bu arayışla kitaplar karıştırıyor, uzaya çıkıyor, kuytu dehlizlere giriyor, denizin derinliklerine dalıyor, ekrana saatlerce bakıyor; yolculuğunda rakip gördüklerine ise dirsek atıyor.
Arşimet’in “Buldum, buldum!” dediği gibi, insan da bazen aradığını bulduğunu sanıyor; ama bulduğunun aslında aradığı şey olmadığını fark ediyor.

Gençler; iyi bir meslek, iyi bir eş, şöhret, servet ve makamla huzur ve mutluluk arıyor.
Ancak zamanla, iyi bir meslek ya da şöhretin, servetin dertlerine derman olmadığını kavrıyor.

Ya da Aşık Veysel’in “Benim sadık yârim kara topraktır” dediği gibi, toprakta aradığını bulmaya çalışıyor.
Yerden bitenle bedenini doyuran insan, birkaç dönüm toprak için kardeşinin kanına giriyor; fakat en sonunda gözünü ancak toprak doyuruyor.

Hâlbuki insan, gökten inenle ruhunu doyurmalı.
Kovanını arayan arı gibi, toprağını arayan çiçek gibi, damarını arayan kan gibi ve yatağını arayan nehir gibi insan da –özellikle gençlerimiz– hayat bulmak niyetiyle aramaya devam ediyor.

Geçici olanların cazibesine kapılarak aradığını bulduğunu sanıyor.
Oysa bilmelidir ki: Arayanlar her zaman bulamayabilir; ancak bulanlar arayanlardır.
Bu anlayışla, ezelî ve ebedî hakikati, içine doğru yaptığı yolculukla bulmaya çalışıyor.

Kendisine şah damarından daha yakın olanı, ta uzaklarda sanıyor.

Şairin dediği gibi:

“Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.”
(Hayâlî)

Anlamı:
Dünyayı süsleyen varlık (Allah), yine bu cihanın içindedir; ama insanlar onu arayıp bulmasını bilmezler. Balıklar denizde oldukları hâlde denizi bilmezler.

Aslında insan, elest bezmindeki misakını arıyor. Ruhlar âlemindeki sözünü hatırlıyor, ilahi nefesle ruhunun dirilmesini bekliyor. Rabbine verdiği sözü yeniden anımsıyor.
Bunca yıllık arayışının sonunda Rabbi ile hemhal olunca ruhu huzur buluyor. Hasreti bitiyor, vuslat başlıyor.

Gençlerimizin –daha doğrusu insanımızın– yolculuğu, fânî olana değil, bâkî olana olmalıdır:

“Fânîyim, fânî olanı istemem.
Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayrı istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.”
(Said Nursî)

Yâr-ı bâkî olan Rabbimize ulaşmak için yine O’ndan yardım isteyeceğiz:

“Eyle tevfîkini bu bendene yâ Rab refîk
Kıl inâyet bana kim ente veliyyü’t-tevfîk.”
(Hattat Ali Haydar Efendi)

Anlamı:
Ya Rab! Bu kuluna yardımını yoldaş eyle. Lütuf ve inayet eyle bana. Zira Sen, yardım eden ve başarıya ulaştıransın.

Selam ve dua ile…