Bugün Avrupa’da 5 milyon civarında Müslüman Türk yaşamaktadır. İşçilerimizin Avrupa’ya ayak basmasının üzerinden yaklaşık 70 yıl geçti. Şu anda üçüncü, hatta dördüncü nesil, dedelerinin yaşadığı sıkıntıları çok yaşamasa da bulundukları ülkelerde, nüfuslarına göre etkin ve etkili olmada istediğimiz oranda başarılı olamadıkları da acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

İnsanlarımız entegrasyon ve asimilasyon sarkacında gelgitler yaşamaktadır. Avrupa’daki insanlarımız bu topraklarda kalıcı olduğuna göre, kendi kimliğini ve kültürünü koruyarak sisteme entegre olmak, tek çıkar yol olarak görünmektedir. Aksi hâlde, isimleri Ahmet-Mehmet olan bu insanlarımız asimile olacaklardır.

Bunun için ilk yapılması gerekenlerden biri de Türkçemizi, kültürümüzü ve en başta da dinimizi yeni nesillere aktarmaktır. İlk nesil bu ihtiyacı hissetmiş, camiler açarak ve dernekler kurarak çözüm üretmeye çalışmıştır.

Özellikle ziyaretlerimiz sırasında gördüğümüz bazı gençlerin ya hiç Türkçe bilmediği ya da meramının büyük kısmını yaşadığı ülkenin anadili ile anlattığı görülmektedir.

Hâlbuki kültürümüzü dilimiz ile aktarırız. Son yıllarda Türk dizilerini izleyerek; YTB, TİKA ve Türkiye Maarif Vakfı vasıtasıyla Türkçe öğrenen Balkanlardaki ve Asya'daki insanları sevinçle gözlemlerken, diğer taraftan Avrupa’da Türk kökenli çocuklarımız anadillerine yabancılaşmaktadır. Bu çelişkiyi, konu hakkında bilgi sahibi olan herkes görmektedir.

Tarih boyunca görülmüştür ki, dilini kaybeden, kültürünü de kaybeder ve içinde yaşadığı toplumda erir.

Sevindirici olan şu ki, hem devletimiz hem de Avrupa’daki derneklerimiz bu konuyu gündemde tutmaya çalışıyor. Devletimiz, Avrupa’ya Türkiye’den gönderilen öğretmenlerle Anadil Tamamlama Dersleri (Türkçe Kültür Dersleri) yoluyla bu ihtiyaca cevap vermeye çalışmıştır. Ancak bazı Avrupa ülkelerinde, Türkiye’den MEB tarafından öğretmen gönderilmesine engel çıkarılmaktadır. Aynı sıkıntı, Diyanet tarafından Avrupa’ya din görevlisi görevlendirilmesinde de yaşanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Diyanet Vakfı, İGMG (İslam Toplumu Millî Görüş) ve Türkiye Maarif Vakfı bu alanda gayret etmektedir. Söz gelimi, Diyanet Vakfı’na ait kuruluşlarda Türkçe kursları düzenlenmektedir.

Geçtiğimiz günlerde bizim de bulunduğumuz bir programda, Belçika İslam Federasyonu Başkanı Muhammed Ünal ile Brüksel’deki Türk Maarif Vakfı görevlilerinden Serhat Çavuşoğlu da Türk dilini öğrenmenin ve Türkçe konuşmanın bizi asimileden koruyacağını vurguladı.

Toplum olarak Avrupa’da söz sahibi olabilmemiz için öncelikle kendi kimlik, kişilik ve kültürümüzü korumanın yanında eğitimli birer birey olmamız gerekiyor.

Vatandaşlarımız, çocuklarının iyi bir Müslüman ve eğitimli bir insan olmalarına öncelik vermelidir.

Dilimiz, dinimiz ve kültürümüz bize hayat verecek; entegre olacağız ama asimile olmayacağız.

Selam ve dua ile…