Dost acı söyler, gerçekleri yüze söyler

Abone Ol

Altmış altmış beş yıldır ülke siyaseti ile içeriden değil ama dışarıdan hasbelkader ilgilenir, takip ederim. 27 Mayıs 1960 ihtilali ile bu işi merak edindim. Aslında merakım ülkem adına üzüntü duymam ve korkumdandı. Allah o kanunsuz yılları ülkemize bir daha yaşatmasın.

İhtilal sonucu kurulan sözüm ona Yassıada Mahkemeleri tam bir siyasi ve hukuki skandaldı. Askeri vesayetin emri altında kanun manun tanımadılar. Ne acıdır ki bir Başbakan ve iki değerli bakanın idamı onlarca siyasetçiye verilen keyfi cezaların uygulandığı bir mahkeme idi.

Sonraları belirli aralıklar ile cennet ülkemizde denenmeye çalışılan darbe girişimleri,

muhtıralar, sağ sol kavgaları ve ülke siyasetini dışarıdan idare etmeye uğraşan emperyalist güçler, hile ve oyunlara başvurdu. Bunun sonucunda yine bir ihtilal ve 80 darbesi geldi. Birkaç yılda onun belası ve sağdan soldan diye adlandırılan işkenceler, idamlar ile çalışkan ülke insanı yokluklarla savaştı, yeniden siyasi hayata geçildi. Allahın yardımı ve darbelerden çok çekmiş insanların bilinçli davranması ile Özal hükümeti kuruldu. Her şey usul usul yerine gelirken merhum Özal ile ülke yine bir atılım yaparak kalkınmaya başladı.

Özalın idaresi çok iyi devam ederken Onun Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Yıldırım Akbulut hükümeti de Özalın politikasını sürdürdü işler ülke iyiye giderken yine şer güçler siyasi boşlukları fırsat bilip gerek basın yolu ile gerekse partiler arası restleşmeler ile ortamı germeye başladılar. Mesut Yılmaz hükümeti acze düştü ve koca imparatorluk artığı ülkemizin Başbakanı makamına yakışmayacak şekilde yurt dışında kumar masalarında yumruklandı. Bir medya patronu evine gelen Başbakanı pijama ile karşılıyor ülkenin en büyük siyasi liderlik makamı ayaklar altına alınıyordu. Bütün bunlara karşın otorite elden gitmiş sendika patronları bile ülke idaresine karışır olmuş, hükümete istediklerini dayatıyorlardı.

Kamu işçilerinin sözleşme oturumları sendikaların galibiyeti ile son buluyor, onlar istediklerini alıyordu. Son Mesut Yılmaz hükümetinin işçiye verdiği yüzde 80 + 300 zamda ekonomiyi allak bullak ediyor buna rağmen ülkede bir refah olmuyor, kargaşa ve siyasi istikrarsızlık sürüyordu.

Sonra gelen hükümetler bir siyasi liderin iki dudağı arasında ya bozuluyor ya da 4 milletvekili olan bir partinin güvenoyu vermesi için oyuncak oluyordu.

Artık bu siyasi istikrarsızlık ve 28 Şubat post modern darbe girişimi ve kanunen hükümetin emrinde olması gereken askerlerin Başbakana kafa tutması Cumhurbaşkanını adeta parmaklarında oynatırcasına her dediklerini dikte ederek yaptırmaları, kızlarımızın üniversitelerde çektikleri başörtüsü zulmü, evlat yetiştirip askere gönderen anaların onların merasimlerine yemin törenlerine alınmayıp dışarı çıkarılması da ülke insanın canına tak ediyordu.

Böyle zor günlerden sonra 2002’de Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi gökten inmiş bir kurtarıcı gibi insanımızın gönlünde yer ediyor ve kısır çekişmelerden bıkmış olan halk ona kurtarıcı gözüyle bakıyor, büyük bir teveccüh ve oy farkı ile iktidara getiriyordu. Ardından yine yerel seçimlerde belediyeleri de AK Parti’ye veriyordu. Çalışmalar ve alınan kararlar, kalkınma hareketleri, yatırımlar çok güzel, ülke güllük gülistanlık. Artık başörtü sorunu yok, üniversite kavgaları yok. Milletin refah seviyesi artmış ülkem dışarıda itibar kazanmış insanlar rahat içinde yaşıyor, ülke insanının tamamı hayatından memnundu.

Savunma sanayinde büyük yerli ve milli silahlar araç gereçler sihalar, ihalar imal edilmiş. Ülkemizin içinde yapılacak işlere dahi müdahale emek isteyen başta ABD olmak üzere onlara artık taviz vermeyen kendinden emin güçlü bir ülke olmayı yeğlemiş bir iktidar ve onun Reisi. Bunun neticesi de AK Parti’nin her seçimden ve referandumlardan ekseriyetle galip çıkması ABD ve yerli işbirlikçilerini rahatsız etti. 15 Temmuz darbe kalkışması ile doğrudan millet hedef alındı.  

O günden sonra, kurt bulanıklı havayı sever derler ya işte öyle bir hava esmeye başladı ülkemiz üzerinde. Önce depremler, ardından dünyayı kasıp kavuran Kovit 19… Neyse bulunan aşı ile bir nebze rahatladık derken, yine o içimizde satın aldıkları vatan hainleri sayesinde boş durmuyor ülkemizi karıştırmak için kasti yapıldığına kanaat getirdiğim orman yangınları, ardından sel felaketleri bardağı taşıran damla oldu.

Şunu üzülerek belirteyim, sarsılan ekonomi hükümeti zora sokuyor. Hainler adım adım amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. Şayet bu yukarısı çok yukarıda, aşağısı çok aşağıda olan zengin fakir uçurumu Mesut Yılmaz hükümetinin düştüğü duruma düşürürse durum kötü. Önerim şudur hükümete… Önce bu doymak bilmez zenginleri, her şeye zam yapan market ve diğer kuruluş ve para babalarının bu hareketlerini kontrol altına alıp önlemeliler.

Konya gibi tarım şehrinde Buğday Arpa gibi ürünler 3 liraya yaklaşmış bu sene birde kuraklık oldu sanırım 5-6 liraya çıkacak. 1 kilo makarna 7 TL olmuş marketlerde. Yerli mahsulün bol olduğu şu yaz aylarında salatalık 5, domates 5-6 liradan karpuz 2.5-3 liradan satılıyor. Konyalı bu yüksek fiyata alışık değil. Şayet bu enflasyon yükselişinin önüne geçemez iseniz sonu hem ülkem adına hem de Cumhur İttifakı adına hüsrana dönüşebilir. Dört doymak bilmez cep düşkünü hainler yüzünden ülkeyi zora sokmayın.  

Dost acı ama gerçekleri yüze söyler.  Selam ve dua ile…