“İnsanın ölümü doğumuyla birlikte başlar” derler. Bazen sizin doğumunuz bir başkasının ölüm tarihi olabilir. Ya da siz, bir başkasının doğum gününde ölür gidersiniz. Dünya hayatı da bu minval üzere deveran eder gider.

Yani sevinçler ve kederler çoğu zaman birbirine karışır. Bazen neye sevineceğinizi, neye üzüleceğinizi şaşırır gidersiniz.

Meselâ bugün benim doğum günüm. Sabahtan bu yana, hatta dünden itibaren sevdiklerimden, tanıdıklarımdan yazılı olarak, sözlü olarak, mesaj yoluyla, telefonla kutlama mesajları alıyorum. Allah hepsinden razı olsun.

Biliyorum ki arayamayan, hatırlayamayan da pek çok dostum var, arkadaşım var. Ama ben bu yazıyı yazarken, bu yazıyı zamanında Sadık Gökce'ye gönderme telaşındayken, bir başka telaşın da içindeyim.

Bugün bir yandan da, çok sevdiğimiz bir baba dostumuzu, hac arkadaşımızı, Ali Konyalı amcamızı, öğle namazından sonra Üçler Mezarlığı'nın bağrına defnetmek üzere, Hacıveyis Camii'ne yetişmeye çalışacağım.

Yani doğumun da ölümün de bir dili var.

Doğum da ölüm de anlayana bir şeyler anlatıyor.

Dünya ve dünyada olan her şey fânî, onları yaratan ise Bâkî diyor.

İnsan bir damla kan, bin kaygu demek istiyor.

Yani sevinç ve hüzün iç içe devam ediyor.

 

                                     BİR DOĞUM GÜNÜ HİKÂYESİ

Yıllar önceydi. 5 Mart 1997. Avusturya'da öğretmenlik yaptığım yıllardı. Yukarı Avusturya denilen bölgede sekiz-on kasabada farklı köylerde derse gidiyor, o bölgede yaşayan Müslümanların çocuklarına, Avusturya okullarında okuyan çocuklara İslâm Dersini anlatıyordum.

Okullar Avusturya'nın olunca, benim ve Türkçe ana dili öğretmenin dışında herkes, Avusturyalı idi.

Pettenbach Kasabası'nın İlkokulu'nun Müdiresi teneffüs arasında beni odasına çağırdı. Doğrusu hiç beklemediğim bu davet karşısında şaşırdım. Acaba bir şey mi oldu diye, biraz da endişeyle Okul Müdiresi'nin odasına yöneldim.

50 yaş üzerinde tonton denebilecek özellikte, gülümseyen yüzüyle, bir anne şefkati sesine benzer bir sesle, elindeki küçük bir paketi bana uzattı ve Almanca olarak “Alles gute zum Gebustag, Herr Bircan” deyiverdi.” Doğum günün kutlu olsun, Sayın Bircan” diyordu, bunu da küçük ama manâ olarak büyük bir hediye ile pekiştiriyordu. Şaşkınlığım iyice artmıştı. “Teşekkür ederim. İyi ama siz nereden biliyorsunuz benim doğum günümün bu gün olduğunu? diye sordum.

Aldığım cevap beni daha da şaşırttı. “Ben” dedi, “Bütün personelimin, çalışan arkadaşlarımın, öğretmenlerimin doğum günlerini elimin altına not eder, tutar, zamanı gelince bu şekilde küçük bir hediye ile de olsa kutlarım” diye devam etti.

O günkü sevincime diyecek yoktu. Öyle ya en yakınlarımdan, en yakın arkadaşlarımdan, eşimden, çocuklarımdan, Türkiye'de çalıştığım okulların yöneticilerinden, müdürlerimden bile böyle bir jest, böyle bir kutlama görmemiştim.

O gün bu gün,  bu güzel anıyı her doğum günümde hatırlar, Pettenbach İlkokulunun o tonton müdiresini saygıyla anarım. “Allah iman nasip etsin, hidayete erdirsin” diye de dua ederim.

                                              ÖNEMLİ OLAN

Önemli olan dünya hayatımızı imanla, Salih amelle,  ahlâk güzelliği içerisinde, bizi yaratana Rabbimize kul olarak, iyi bir insan olarak yaşamak değil midir?

İnsan ne kadar güçlü, kuvvetli ve de kudretli olursa olsun, ne kadar yiğit, ne kadar güzel olursa olsun, sonuçta ölüyor. Ama bugün, ama yarın, ama yarından da yakın.

Hani Mevlana'ya ait olduğu söylenen şu söz ne kadar anlamlıdır.

“Sen doğduğunda ağlardın, gülerdi âlem,

Öyle bir hayat yaşa ki,

Sen ölürken gül, ağlasın âlem”

Evet, Müslümanca yaşamak, Müslümanca ölmek, ölünce herkesin sevindiği değil, göz yaşı döktüğü bir insan olabilmek! Hedefimiz bu olmalıdır.

Allah bugün doğanlara da, ölenlere de rahmet etsin.

Bu arada yine bir 5 Mart günü vefat eden, sultan-ül Vaizin olan Tahir Büyükkörükçü hocamızı da rahmetle ve hasretle anıyorum.

Mekânı Cennet olsun.

                                                   KISSA'DAN HİSSE

Gönül ehli bir zâta sormuşlar: “Şu adamı nasıl bilirsin?” diye. O da,

“Günahına girmeyeyim, oruç yerken gördüm ama namaz kılarken görmedim” demiş.

Anlayana!

                                                     GÜNÜN GÖZÜ

KENDİSİNİN NE OLDUĞUNU BİLEN İNSAN, BAZI KENDİNİ BİLMEZLERİN, ONUN HAKKINDA NE SÖYLEDİKLERİNDEN ETKİLENMEZ.

                                                                                                          İbni Sina

 

KAMİL BİRCAN   06.MART.2015