Değişen dünyadan en çok etkilenenler gençlerdir. Gençler hayatta yaşanan savrulmalara karşı tecrübesiz, hazırlıksız ve savunmasızdırlar. Heyecanlarının, canlılıklarının ve hareketliliğin en verimli döneminde olan gençlerimiz daha çok özgür olmayı, kendi başına hareket etmeyi isterler, hayatına bir takım kısıtlamalarının gelmesine razı olmazlar. Onlar hayatı henüz okumamışlar, acıyı ve sıkıntıyı daha yaşamamışlardır. Hayat hep böyle gidecek zannederler. Ailesinden daha çok arkadaş çevresi hayatlarında belirleyicidir. Çevresindekiler gibi olabilme, onlardan dışlanma korkusu yahut ortama uyum sağlama hevesi, ergenlik psikolojisinin vazgeçilmez duygularındandır. Arkadaş çevresi onu çoğu kere zararlı alışkanlıklara çekebilir. Uyuşturucu ve alkolün ortaokul çağına kadar indiği bir dönemde çocuklarımızın geleceği için ciddi tedbirler almak durumundayız. Tertemiz fıtratla yaratılan, esrar nedir bilmeyen, uyuşturucu nedir görmeyen, alkol nedir tanımayan evlatlarımız farkında olmadan ellerimizden avuçlarımızdan çıkıp bunlarla tanıştığında vakit çok geç olabiliyor.
Gençlerimizin zararlı ortamlarda bulunması, stres ve depresyona girmeleri ailelerin ilgisizliği ve aile içi iletişimin kurulamamasından kaynaklanmaktadır. Babalar gündüzleri işte olduğu için çocuklarla anneler ilgilenirler. Anne durumu fark ettiği anda babayı hemen haberdar etmelidir. Şimdilerde babalar iş yorgunluğu ile eve geldiklerinden evde daha fazla problem olmasını, kendisinin iş yükünün artmasını istemezler. Şayet evde de hemen televizyon yahut internetinin başına geçerek çocuklarına zaman ayıramıyorsa evinde acaba daha önemli ne büyük iş vardır ki!
Akşam yemekleri kesinlikle bütün aile fertleriyle beraber yenilmeli, baba eşinin ve çocuklarının gözünün içine bakarak gün boyu aile fertlerinin neler yaşadıklarını sorup ev halkından haberdar olmalıdır. Babalar evde oturup çay içerken oğlum, kızım gel bakıyım buraya, derslerin nasıl? diyerek onlarla ilgilense, birlikte derslerine göz atsalar; inanın ki bu çocuklarda hiç bir stres, hiç bir depresyon kalmaz. Çocuklarımız mutluluğun tadına ailede bulamadığı için uyuşturucuda, alkolde esrarda mutluluk arıyor.
Neden evimize geldiğimizde bir selam vermeyelim. Başkalarıyla oturup devletler kurup yönetirken aile yapımız parçalanmış ondan haberimiz yok. Siyasete, spora ayırdığımız zaman kadar ailemize neden zaman ayırmıyoruz. Çocuklarımız uçurumun kenarında, onların gözlerinin içindeki yalvarışlı hallerini görelim. Çocuklarımızın hal ve hareketinde değişme ve farklılaşma gördüysek hemen buna eğilelim. Eğer çocuklarımızda şöyle bir değişiklik görüyorsak çocuğumuz uyuşturucu kullanıyor olabilir: Dalgınlık, bitkinlik, uyuklama, uyku bozukluğu, terleme, titreme, dengesizlik, gözlerde kızarma, sürekli ishal veya kabızlık, yürüme bozukluğu, solunum güçlüğü ve bedende ağrılar...
Adına dijital çağ dedikleri bu zamanda çocuklarımız maalesef görmediklerini görüyorlar, kültürümüz, medeniyetimiz ve aile yapımız ağır yaralar alıyor. Batı medeniyeti ve yaşam şeklinin moda tarzında sunulduğu ahlak gibi önemli bir değerimizi çağdaşlığa kurban verdiğimizin farkında bile değiliz. Çocuklarımıza sahip çıkmazsak popüler kültürün ağır baskısı altında telafisi mümkün olmayan derin travmalar yaşamasına seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayız.
Niye Cuma Namazına giderken babalar çocuklarının, dedeler torunlarının elinden tutup camiye getirmezler. Bizler dünyaya hâkim olduğumuz dönemlerde stres, depresyon, uyuşturucu, alkol nedir bilmezdik. Biz Batı'ya değil Batı bize hayrandı. Biz camiden çıkıp fetih orduları ile kıtaları aşan, zalimlerin korkulu rüyasıydık. Şimdi ne oldu bize ruhları kaybolmuş, alkol ve uyuşturucunun kıskacında sorunlu bir nesil haline geldik. Daha ulvi görevler bizi beklerken süfli arzularımızın esiri olduk.
Biz onların maddi yönlerini karşıladık ama ahlaki yönlerini ihmal ettik. Eline parayı verdik ama ruhunu unuttuk. Rabbimiz "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun"(Tahrim,6) buyurarak aile efradımızdan hesaba çekileceğimizi onların manevi hayatımızdan sorumlu olduğumuzu hatırlatıyor. "Şimdi gençtir ileride akıllanır, büyüyünce değişir" mantığı yanlıştır. İnsanlar kişiliklerini ve karakterlerini gençlik döneminde kazanırlar. Onlara iyi örnek olmalı, onlarla yakından ilgilenmeliyiz. Çocuklarımızın kalbine tertemiz imanı yerleştirmediğimiz müddetçe bahsettiğimiz ahlaki tutum ve gelişmeleri bekleyemeyiz. Unutmayalım onlar bizim dünya ve ahiret hayat sigortalarımızdır.