Binlerce yıllık tarihi geçmişi olan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ülkemiz, tarihi ve kültürel miras açısından çok zengin olmasına rağmen, söz konusu eserlere sahip çıkma ve onları koruma konusunda, ne yazık ki istenilen seviyede değildir.
Bugün dünyanın en önemli müzelerinde, ülkemizden kaçırılmış birçok tarihi eser ve kültürel miras sergilenmektedir. Bu eserler, asıl yurtlarına, geldikleri topraklara dönmeyi hasretle beklemektedir.
Elbette, bugünkü kültürel ve tarihi zenginliğini sömürdüğü ülkelerden çaldığı eserlere borçlu olan Avrupa, bu eserlerin ana vatanlarına dönmesi konusunda ayak diremektedir.
Eserin asıl sahibi olan ülkeler, kendi eserlerini müzayedelerden satın almak zorunda kalmaktadır. Bu durumu en çok yaşayan ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. ABD'deki Metropolitan Müzesi'nden, Fransa, İngiltere ve Almanya’daki müzelere kadar pek çok yerde eserlerimiz, milyonlarca dolar ödenerek geri alınmaya çalışılmaktadır.
Son yirmi yılda, eserlerin vatanlarına döndürülmesi konusunda devletimiz büyük adımlar atmış ve önemli sonuçlar elde etmiştir. Yurt dışında bulunan 13 binden fazla eserden yaklaşık 9 bini vatanına kazandırılmıştır.
Avrupa, çaldığı ya da hırsızlardan bile bile satın aldığı eserleri geri vermemek için direnirken, şuurlu bir Müslüman koleksiyonerin eline geçen nadide bir eser, tek kuruş talep edilmeden geri iade edilebilmektedir.
İşte Batı ile gerçek bir Müslüman arasındaki fark burada ortaya çıkmaktadır.
Böyle bir olay geçtiğimiz günlerde Konya’da yaşandı. Bilindiği gibi, 2000 yılında Konya’daki Yusuf Ağa Kütüphanesi'nden yaklaşık 110 yazma ve matbu eser çalınmıştı. Bu eserler arasında yer alan ve 1268 yılında Konya’mızın yetiştirdiği kıymetli müstensih Muhammed bin Abdullah el-Konevî tarafından istinsah edilen, İbn Burrican Ebi Hükm Abdusselam’ın kaleme aldığı "Kitab Şerhu’l-Esma" adlı eşsiz eser, yapılan bir teslim programıyla vatanına döndü.
Eserin bulunmasında ve tesliminde emeği geçen Bahreyn Krallığı Uluslararası Yatırım Bankası Şeriat Denetim Kurulu Başkanı Nizam Bin Muhammed Sâlih Yakubî, yazma eserlere öğrencilik yıllarında ilgi duymaya başladığını ifade ederek, özel kütüphanesinde 3 binden fazla nadir yazma eser bulunduğunu dile getirmiştir. Bu Müslüman’ın davranışı gerçekten takdire şayandır.
Kendisi, esere yüklü miktarda para ödemiş olmasına rağmen, kitabın Interpol listesinde olduğunu ve bir vakıf eseri olduğunu öğrenince, hemen Türkiye ile irtibata geçmiş ve iade sürecini başlatmıştır. Bu, örnek alınması gereken bir davranıştır.
O, vakıf konusundaki hassasiyeti ve İslam medeniyetine özgü titizliği ile bizlere önemli bir ders vermiştir.
Şunu da ifade edelim ki, yazma eserler konusunda Türkiye, İslam ve Türk dünyasında bir numaradır.
Günün sonunda, yurt dışına kaçırılan eserlerin geri dönüşünün sağlanması elbette sevindiricidir. Ancak bu olayların bir daha yaşanmaması için; mezarların, türbelerin ve tarihi eserlerin hazine avcıları tarafından delik deşik edilmemesi adına neler yapılması gerektiğini tartışmalıyız.
Bu konunun üzerinde ciddi şekilde durmalıyız. En önemlisi, insanımıza tarihî ve kültürel mirasa sahip çıkma bilinci ve sorumluluğu kazandırmalıyız.
Her eserin başına bir görevli dikemeyeceğimize göre, insanların vicdanlarında; emanet, vakıf, helal ve haram duygularını yaşatmalı ve bu değerleri hayatlarına geçirmelerini sağlamalıyız.
Selam ve dua ile…