Selçuklular Anadolu'ya geldikleri zaman İran ve Suriye üzerinden gelmişlerdi ve Büyük Selçuklu Devleti'nin Kültür Mirasını aynen takip ediyorlardı. Dil konusunda Türkçe sadece halk arasında kullanır, saray memurları ve yazışmalarda, ilmi ve edebi eserlerde Arapça ve Farsça kullanılırdı. Türkçe yazı dili olmaktan çıkmıştı. Ancak halk şairleri ve tekke şairleri, ozanlar Türkçe söylüyorlar ve yazıyorlardı.
Selçuklu Devleti'nin Kösedağ Savaşında yenilmesinden sonra Moğolların Anadolu'nun her tarafına yayılarak Türk ve Müslüman halka her türlü işkenceyi ve katliamı reva gördü. Ülkenin güneyinde ve batısında bulunan Türkmen beyleri ve ahali bu durumu kabul edemediler ve bağlı bulundukları Selçuklu Devletine karşı her fırsatta ayaklandılar. Selçuklu Devleti tarafından Moğollara karşı başlatılan en ufak bir isyan hareketi çok kanlı bir şekilde bastırılıyordu. Şehzadelerin birbiriyle olan saltanat kavgalarını fırsat bilen Türkmen beyleri zaman zaman başkent üzerine yürüyorlardı.
Karamanlıların 1260-61 yılındaki ilk isyan teşebbüsleri Selçuklular tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştı. Fakat Karamanoğulları fırsat kollamaktaydı. Yine devlet adamlarının bir mansıb elde etmek için kıyasıya birbirleriyle mücadele ettikleri ve şehzadelerinde saltanat davasına düştükleri bir dönemde Karamanoğlu Mehmet Bey kardeşi Ali Bey'i Denizli tarafına göndererek oradaki Türkmen beylerinin muvaffakiyetini aldı. Kalabalık bir Türkmen ordusu oluşturdu ve 1277'de Konya üzerine yürüdü.
Konya'yı korumakla görevli Eminüddin Mikail ile Melikü's-sevahil Bahaeddin Mehmed Konya'nın kapılarını kapatarak savunmaya başladılar. Sahip Fahreddin'in oğulları çıkan karışıklıklar üzerine kara hisara çekildiği için Konya savunma yönünden güçsüz kalmıştı.
Karaman oğlu Mehmet Bey' Kırım'da sürgünde ölen II. İzzeddin Keykavus'un oğlu Siyavuş'u da yanında getirerek Moğollara karşı cihat ettiğini ve Konya'nın kendisine teslim edilmesini istemişti.
Şehri savaşla ele geçiren karaman oğlu Mehmet Bey, 1277'de Siyavuş'u bir sultan gibi tahta geçirdi ve hükümdarlığını ilan etti(.15 Mayıs 1277). Kaledeki muhafızlar ve Konya halkı da yeni sultana biat etti. Sultanlar türbesinde bulunan Büyük Alaeddin Keykubat'a ait sancak ve çetr çıkartıldı ve yeni padişahın cülus merasiminde kullanıldı. Sultan tahta oturtuldu, kapısında nevbet çaldırıldı ve adına para basıldı. Gümüş sikkenin bir tarafında Sultan Ala'ed-dünya ve'd-din Ebul feth Siyavuş bin Keykavus, 675 yılı zilhicce (1277 Mayıs) Konya yazılı idi.
Sultan Siyavuş, tahta çıkış merasiminden sonra Türkmen beyleri, çavuş ve candarları ile birlikte şehir gezisine çıktı. Dönüşte divanda bir toplantı yapıldı. Etrafa fermanlar gönderip vali ve mevki sahiplerini itaate davet etti. Karamanoğlu Mehmet Bey vezirliğe getirildi. Diğer devlet makamlarına da tayinler yapıldı. Divan toplantısında Vezir Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesiyle ilgili Sultanın şu menşurunu okudu:
Bundan böyle bargâhta, dergâhta (saray ve resmi toplantılarda), mecliste ve meydanda Türkçeden başka bir dil kullanılmayacaktır. (Osman Turan, Selçuklular zamanında Türkiye s.562. Turan Neşriyat 1971/İST)
Bu ferman Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesi açısından son derece önemli bir gelişmedir. Ne yazık ki bu karar uygulanamamıştır. Siyavuş tahtan indirilmiş, 37 gün süren saltanat hayatı çok acı bir şekilde son bulmuştur. Eski Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev Moğolların da desteğini alarak Konya'yı ele geçirmiş, Mut tarafına kaçırılan Sultan yakalanarak diri diri derisi dersi yüzülerek öldürülmüştür. Karamanoğlu Mehmet Bey, kardeşi ve amcazadeleri de Mut tarafında Moğol ve Selçuklu askerleriyle yaptığı savaşta öldürülmüştür.
Karamanoğulları, Anadolu'da Moğol hâkimiyeti gücünü kaybettiği 1300 yıllarından itibaren müstakil bir beylik olarak 1460'lı yıllara kadar yaşadı. 1460'dan sonra Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altına girdi ve eyalet haline getirildi.
I.Murad ve Yıldırım Beyazıt döneminde metbu olarak ve müstakil bir beylik olarak hüküm süren Karamanoğullarının eğitim-öğretim ve dil konularına baktığımız zaman Türkçenin bu müfredatta yer almadığını görüyoruz. Binaların kitabeleri, vakıf eserlere düzenlenen vakıfnameler Arapça olarak hazırlanmış, Türkçe geri plana itilmiştir.
Türkçe Osmanlı Devleti'nin resmi dili olmuş, her türlü yazışmalar Türkçe ile yapılmıştır. Medreselerde eğitim-öğretimde Arapça ve Farsçaya ağırlık verilmiş, verilen eserlerin çoğu Türkçe ile kaleme alınmıştır. Dini eserler genellikle Arapça kaleme alınmıştır.
Osmanlı Devleti'nde de dil zaman zaman ağırlaşmış, 19 yy.da sadeleştirme yoluna gidilmiştir. 19 ve 20. yy.lın başlarında Türkçenin kendine geliş, bir toparlanma, herkesin anlayabileceği bir eğitim öğretim dili olmuştur.
Cumhuriyet döneminde de dilde sadeleştirme yoluna gidilmiş, 1928'de alfabe değişikliğine gidilmiş, Latin harfleri kabul edilmiştir. Bu alfabeyle verilen eserlerde de zaman zaman dil ağırlaşmış, dili sadeleştirme ve zenginleştirme yoluna gidilmiştir.
Atatürk dil konusuna çok önem vermiş, Türk dilinin gelişmesi için çalışmalar yapmış, 12 Temmuz 1932 Türk Dil Kurumu'nu kurarak Türk Dilinin kökenleri, gelişmesi ve araştırılması için çalışmalar başlatmıştır. 26 Eylül 1933'te Türk dil Kurultay'ı toplanmış ve çeşitli bildiriler sunulmuştur. Bu tarih Türk dil bayramı olarak kutlana gelmiştir.
Atatürk'ün Dil hakkındaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:
Türk demek, dil demektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. -Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk Milletinin milli dili ve bengi, bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır. -Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz. -Dilin zengin ve milli olması, milli duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil bilinçli olarak işlensin.
Selçuklu Sultanı Siyavuş ve Karamanoğlu Mehmet Bey'in 15 Mayıs'ta başlattığı Türkçenin resmi dil olarak açtığı bayram her yıl 13 Mayıs'ta Karaman'da Dil bayramı olarak kutlanmaktadır.
Türkçeyi korumak ve geliştirmek, zenginleştirmek ve ilim dili haline getirmek bir devlet politikası olmalıdır. Milli eğitim politikamız, dil politikamız bunun için tekrar gözden geçirilmeli, gerekli tedbirler alınmalıdır.
Aydınlık güzel günler geçirmek dileğiyle Türkçe konuşalım, Türkçe yazalım.