Geçtiğimiz haftalarda basına yansıyan bir haber hepimizin tüylerini diken diken etti: 17 yaşındaki Atlas, kendisinden yalnızca iki yaş küçük bir genç tarafından "yan bakma" bahanesiyle vahşice katletildi. Bu neyin şiddeti, bu neyin öfkesi?

Son yıllarda gençler arasında bu tür yaralama ve öldürme olaylarıyla maalesef daha sık karşılaşır olduk. Gençlerimizin elleri kalem tutmak yerine tabanca ve sustalı bıçak tutuyor. Merhamet yerine kin besliyor; sevgi ve saygı yerine öfke duyuyorlar. Yaşadıkları travmaların etkisiyle intikam hissiyle dolup taşıyorlar. Karşılaştıkları en küçük gerginlikte öfkelerini dizginlemek şöyle dursun; bir yanardağ gibi patlıyor, tüm bendleri aşıyorlar. Suça bulaşıyor, ıslah edilmek üzere gönderildikleri cezaevlerinden daha da "bilenmiş" olarak çıkıyorlar.

Tahliye edildikten sonra suç örgütlerinin sadık birer üyesi haline geliyorlar. Bu kısır döngü, tutukluluk ve tahliye arasında mekik dokuyarak devam ediyor. "Su testisi su yolunda kırılır" sözü uyarınca, bir gün onlar da bir kurşun ya da bıçak darbesiyle hayatlarını kaybediyorlar. Tablo karanlık mı? Eskiye oranla evet! Genç yaşta kendisi, ailesi ve ülkesi için hayaller kurması gerekenlerin suç örgütlerine "asker" olması dehşet verici bir durumdur. Oysa bu gençler bizim en büyük sosyal sermayemizdir.

Ne Yapmalı?

Öncelikle gençlerimizi tetikçi olmaya iten sosyo-ekonomik nedenleri derinlemesine araştırmalıyız. Yapılan araştırmalar, suça bulaşan gençlerin büyük bir kısmının parçalanmış ailelerden geldiğini gösteriyor. Çocukluktan itibaren yaşanan travmalar ve bu travmaların ruhlarda bıraktığı izler, suça itilmeyi kolaylaştırıyor. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değil; örneğin Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde yapılan çalışmalar, artan gençlik suçlarının arkasında benzer ailevi parçalanmaların olduğunu kanıtlıyor.

Öte yandan, dizi ve filmlerde şiddeti özendiren sahnelerin artması, mafya tiplemelerinin "rol model" olarak sunulması genç dimağları yoldan çıkarıyor. Dijital mecralardaki bazı yayınlar ise şiddet örgütlenmesini açıkça teşvik ediyor. Maddi ve manevi ihtiyaçları karşılanamayan dezavantajlı gençler, kendilerine sahte bir değer atfeden kötü niyetli odakların tuzağına düşüyor. Genç, kendini ispat etme ve aidiyet ihtiyacı karşılanınca adeta bir suç makinesine dönüşüyor. Öyle ki bu ortamlarda işlenen suçların büyüklüğü ve hapis yatılan gün sayısı, birer "gurur vesilesi" olarak görülüyor.

Çözüm Ortak Sorumlulukta

Bu sorunu sadece devlete havale ederek işin içinden çıkamayız. Sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve her bir vatandaş sorumluluk almalı, eyleme geçmelidir. Unutmayalım; "Bize dokunmayan yılan" bir gün mutlaka bizi de sokar, komşudaki yangın bizim evimize de sıçrar.

  1. Aile Yapısı: İlk olarak aile bağlarını güçlendirmeliyiz.
  2. Rehabilitasyon: Islah evlerine düşen gençleri sadece cezalandırmakla kalmamalı, onları meslek sahibi yaparak topluma entegre etmeliyiz.
  3. Sevgi ve Merhamet: Bir okul görevlisinin, suça eğilimli bir öğrenciyi sanayide işe yerleştirerek bir hayatı kurtarması buna en güzel örnektir. İnsanlara merhametle yaklaşmak esastır.

Peygamber Efendimiz, ezanla alay eden genç Ebu Mahzure’ye gösterdiği nezaket ve sevgiyle onun Müslüman olmasına ve nihayetinde müezzinlik mertebesine yükselmesine vesile olmuştur. Suça itilen çocukların çoğu sevgi mahrumudur. İnsanlık var oldukça iyilik de kötülük de olacaktır; ancak biz iyiliği çoğaltmakla yükümlüyüz.

Hadis-i Şerif’te buyurulduğu üzere: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78)

Selam ve dua ile...