Geçenlerde mahallemize yerleşen, Suriyeli mülteci, sığınmacı ne derseniz, hatta muhacir bir ailenin küçük çocuklarıyla üç beş Arapça kelâm etmek isteyip konuşamayınca doğrusu bocaladım.
Yıllarca Arapça okumuş ve okutmuş biri olarak, iki kelimeyi bir araya getirip meramımı anlatamayınca moralim bozuldu. Onlara değil, kendime kızdım, kendimi kınadım.
Ne çocuklar beni ne de ben onları anlayamayınca çaresiz iki tarafta sözü kestik, beden diliyle de olsa vedalaşmak zorunda kaldık.
Aynı sıkıntıyı Mekke ve Medine'de de yaşamıştık. Hac için gittiğimiz bu kutsal beldelerde, ev sahibi Arap kardeşlerimizle iki üç cümleden sonra tıkanıp kalmanın hüznünü yaşamıştık. Arap kardeşlerimiz, Arapça konuşamadığımızı anlayınca, İngilizce konuşup konuşamadığımızı sormuşlar ona da hayır demek zorunda kalmıştık.
Yıllarca İngilizce, yıllarca Arapça okuyan bizler, okuduğumuz okullarda bu iki dilin eğitimini alan bizler nedendir üç kelimeyi bir araya getirip, karşımızdaki insanlarla diyalog kuramıyoruz.
Sadece bizler değil, Ülkemizde en üst kademelerde hizmet eden siyasîler, aydınlar, bürokratlar, eğitim ve öğretim elemanları, yöneticiler, sanayici ve iş adamları da yabancı dile yabancı kalmışlar. İkinci bir dili konuşabilen çok az.
 Hatta yabancı dil öğreten yabancı dil hocaları ve öğretmenleri bile aynı durumda. Din adamları da öyle. İslâm'ı başka dillerde konuşup anlatabilecek çok az kişi var.
Oysa okuyup da anlayamadığımız Kur'an, “Ey insanlar! Şüphesiz ki biz sizi bir erkek ve dişiden(Adem ile Havva'dan) yarattık. Birbirinizi tanımanız için de sizi, milletler ve kabileler kıldık. Doğrusu Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvâlı olanınızdır. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden hakkıyla haberdâr olandır”(Hucurât:13)âyetiyle adeta yabancı dil öğrenmeyi teşvik etmektedir.
“İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırlar” Konuşmanın yolu da karşıdaki kişinin konuştuğu dili bilmektir, anlamaktır.
Yıllarca bizler, okullarda sadece sınıf geçmek, not almak için yabancı dil okurmuş gibi, öğrenirmiş gibi yaparak kendimizi aldattık.
Yabancı bir dil öğrenmenin, konuşmanın, anlamanın önemini hiç anlamadık, anlatmadık. İstanbul'un Fatihi Sultan Mehmet, yedi dil biliyor diye anlattık, övündük ama kendimizi öğrenme ve öğretme konusunda hiç zorlamadık,
Yabancı dile hiç ihtiyaç hissetmedik. Kendi insanımızla diyalog kurmaktan konuşmaktan kaçındığımız için, diğer ülke insanlarını ve dillerini zaten aklımıza getirmedik.
Okullara gittik, dershanelere gittik, dil öğreten kurslara katıldık, belki yabancı ülkelere de gidip eğitimini aldık ama devamını getiremedik. Bu gün öğrendiğimizi yarın unuttuk. Çünki ihtiyaç duymadık.
Bu gerçeği yaklaşık altı yıl görev yaptığım Avrupa Ülkelerinde de görmüştüm. Gurbetçi kardeşlerimizden ilk gidenler, 30 yıla yakın oralarda çalışmışlardı da otuz kelime otuz cümle öğrenmemişlerdi. Türklerin gelip gittiği camilerde, Türklerin gelip gittiği kahvelerde vakit geçirmişler, yabancı oldukları ülkenin dilini öğrenmeye tenezzül etmemişlerdi.
Ama şu anda onların çocukları ve torunları ana dili gibi yaşadıkları ülkenin dilini konuşuyor, her alanda Müslüman Türk varlığını hissettiriyor.
Türkiye'de ise yabancı dile yabancı olmak devam ediyor. Elbette az da olsa, yabancı dil konusunda meseleyi anlayıp, kendini ve içinde yaşadığı toplumu aşıp, yabancı dili öğrenen, konuşan yazıp çizenlerimiz vardır.
Ama yetmez. Türkiye'deki okullarda yabancı dil öğretme ve öğrenme politikası yeniden gözden geçirilmelidir. Yabancı dil öğrenenler ödüllendirilmeli, yabancı dil öğrenme her alanda teşvik edilmelidir.
Başta Arapça, İngilizce, Almanca, Çince, İspanyolca Rusça gibi önemli diller, Türkî Cumhuriyetler arasında yer alan ülke dillerinden birini olsun iyi öğrenmek zorunlu olmalıdır.
Suriyeli Mültecilerden bile Arapça öğrenme konusunda yararlanılabilir, onların varlığı bir avantaja dönüştürülebilir.
Ama, yabancı dil öğrenmeyi ve öğretmeyi istemek lazım.
                                                      HEM NALINA HEM MIHINA
KILIÇDAROĞLU
 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan'a yüklenerek “Başbakan 3 gün sussa, Ülkeye huzur gelir” demiş.
Kılıçdaroğlu doğru ama eksik söylemiş:
Bence kendisi de, diğer Parti liderleri de susmalı, konuşmak için konuşmamalı, akıllı ve mantıklı konuşmalı, ya hayır söylemeli ya da susmalılar.
Yoksa millet susturuyor.

GEMİYİ TERKEDENLER
Zaman gazetesinin malum yazarı Kerim Balcı'nın  “AK Parti gemisinden indik elhamdülillah” yazısına bizim arkadaşlardan Tulukçu Hoca:
“İyi ki terk ettiler, onlar hem gemideki nimetlerden yaralanıyorlar, hem bedava yolculuk yapıyorlar, hem de gemiyi alttan alta, gizliden gizliye deliyorlardı. İndikleri iyi oldu” diye yorum göndermiş.
Haklısın Tulukçu Hocam, doğru söze ne denir?
Demek ki gemiye aldıklarına da dikkat etmek lazım.

                                                           GÜNÜN SÖZÜ
ZAMAN DARLIĞINDAN EN ÇOK YAKINANLAR, ZAMANLARINI KÖTÜYE KULLANANLARDIR.