Hayat Hikâyesi
Cumhuriyet döneminde yetişen en büyük Türk milliyetçisi, Türk kültürü araştırıcısı ve tarihçilerindendir. 1914'te Burdur'a bağlı Tefenni'de doğdu. Babası Recep Bey, I. Dünya Savaşında Erzurum cephesinde şehit düşmüştür. Annesi Hatice Hanım'dır. İzmir Öğretmen Okulundan sonra 1932'de Afyon'da öğretmenliğe başladı. 1940'da Ankara Dil- Tarih Coğrafya Fakültesini bitirdi. 1943'te Macaristan'a gitti ve Budapeşte'de doktora çalışmalarında bulundu. 1945'te yurda dönünce İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim kadrosunda görev aldı. 1953'te Umumî Türk tarih Kürsüsüne Doçent, 1962'de Profesör oldu.
Üniversitenin çeşitli kademelerinde öğrenci yetiştiren Kafesoğlu, 18 Ağustos 1984'de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mezarı İstanbul'dadır.
Ömrünü Türk tarihi ve medeniyetine, kültürüne hasreden İbrahim Kafesoğlu, Türk edebiyatı Cemiyeti (Türk Edebiyatı Vakfı) nin kurucusudur. Türk Millî Kültürü' adlı kitabıyla Türk Edebiyatı Vakfı büyük kültür armağanını aldı.
Eserleri:
Sultan Melihşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Selçuklu Ailesinin Menşeî Hakkında, Harzemşahlar Devleti Tarihi, Türkler ve Medeniyet, Selçuklular Tarihi, Türk Milliyetçiliğin Meseleleri.(1) Türk Milli Kültürü, Malazgirt Meydan Muharebesi, Türk Tarihi ve Kültürü, Tarih (lise I. ve II. Sınıflar için), Eski Türk Dini, Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri.
Milliyetçilik anlayışı
Milliyetçilik, kısa ve umumi tarifiyle kişinin milletine saygı ve sevgi hisleriyle bağlanmasıdır. Böyle bir bağlanmada elbette ne şahsi menfaat endişesi ne de kin, nefret, kıskançlık yer alır. Kötü duygulardan gıdalanan gönüllerde esasen sevgi ve saygıdan her hangi bir iz bulmak güçtür. Milliyetçi olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü bu, soydaşları, aynı kültürden feyz alanları, kaderde ve sevinçte birleşenleri yalnız sevmeyi değil, icabında onlar için hayat değerinde türlü fedakârlıklara katlanmayı gerektirir. Böylece milliyetçilik duygusu, ahlâkın en üst seviyesinde yer alan bir ruh halidir. Ayrıca milliyetçiliğin, toplumda moral gücünü artırmak, fertleri iyiye, güzele, doğruya yönelterek kültürlerin işlenmesi ve zenginleşmesini sağlamak yoluyla millî; ayrı ayrı milletleri bu insani hislerle terbiye ederek dünya medeniyetini yüceltmek yoluyla da beşerî bir fonksiyonu bulunduğu malumdur.
Ancak her millete milliyetçilik normal şekliyle tezahür etmiyor. Yer yer bu asil duygunun şoven karaktere büründüğü, zaman zaman hodbince emellere vasıta kılındığı, soysuzlaştırıldığı görülür. Bazı milletler, insanın en tabiî temayüllerinden olan millî hisleri öldürmek bahasına kendi millî- siyasî gayelerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yeryüzünde milliyetçiliğe karşı olanlardan çoğu bu tahripkâr gayretlerin kurbanıdırlar.
Bir kısım toplumlarda ise milliyetçilik fikri, saldırgan vasıf taşımamakla beraber, kin ve nefret temeline dayandıkları için zararlı olmaktadır. Sömürge imparatorluğundan sonra parçalanan devletlerde bu daha çok görülür. Daha çok sömürgeci düşmanlığı olarak tezahür etmiştir.
Milliyetçilik cereyanı Avrupa'da 18. Ve 19 yy. da ortaya çıkarken Türklerde Milliyetçilik M. Ö. 38'li yıllara dayanır. Tanınmış Alman bilim adamı Sinolog Fr hirt, Çin yıllıklarını incelerken Çiçi Han'ın Çinlilere karşı mücadele ettiği bir zamanda halkına verdiği hitabetin parçalarına rastlamış ve Milliyetçiliği devlet siyasetine temel yapan ilk devlet adamı olduğu kanısına varmıştır.(2)
Kültür ve medeniyet tarifi
Kültür; bir topluluğa ait sosyal davranış ve teknik kuruluşlar kültürü meydana getirir.
Medeniyet ise başka bir mana taşır. Medeniyet, milletler arası ortak değerler seviyesine yükselen anlayış, davranış ve yaşama vasıtaları. Mesela batı medeniyeti denildiği zaman Hıristiyan toplulukların oluşturduğu ortak manevi sosyal değerleri ile müspet ilme dayalı teknolojileri anlaşılır. Ama bu topluluğu oluşturan her bir milletin kendine has kültürü vardır. Kendi has dilleri, teknolojiyi kullanma metotları, örf, adet ve gelenekleri vardır. İşte bu ayrı inanış ve eğilim, düşünce ve kullanış tarzları, her milletin kültür unsurlarını teşkil eder. Türk milleti de dini, hukuku, dili, töresi, düşüncesi ve hadiseler karşısındaki hususî davranışları ile asırlardan beri yaşamakta olduğuna göre kendine has millî bir Türk kültürü var demektir.
Medeniyet umumî, kültür hususî karakter taşır. Medeniyet kültürlerden doğar. Bir milletin varlığı, bir kültürün mevcudiyetini gösterir. Kültürler arasında ilerilik, yükseklik, gibi ayrımlar yapmak, bazılarını üstün bazılarını iptidaî saymak ilmî anlayışa uygun düşmez. Bu gibi hükümlere ancak, tek bir kültürün tarih içinde seyrinde müşahede edilen gelişmeler açısından, yani aynı kültür çeşitli devreleri birbiri ile karşılaştırılırken gidilebilir. Ziraî kültürler de temsil ettikleri cemiyetle birlikte, zaman zaman çevre ve icaplara uyarak bizzat sosyal değerler ortaya koyma veya dış tesir yolu ile gelişir. Şu şartla ki kültür öz vasfını kaybetmez. Ana kültür kalıbı belirli bir karakter halinde devam eder.
Batı kültürü tarıma dayalı teoriler geliştirmişler, yerleşik hayata geçmeyenleri, ilkel, kendilerini üstün kültür olarak kabul etmişlerdir.(3)
Dipnot:
1)Seyit Kemal Karaalioğlu, Resimli Türk Edebiyatçıları Sözlüğü,s.203 İnkılâp ve aka yay.1974/İST
2) İbrahim Kafesoğlu, Prof. Dr. Türk Kültürü, Türk Milliyetçiliği, Sayı:2, Aralık-1962, s.1 v.d
3)İbrahim Kafesoğlu, Prof. Dr.Türk Millî Kültürü, s.16, Ötüken yay.25. Baskı. Eylül-2004/İST