Toplumun çekirdeğini aile teşkil eder. Bir toplumun, bir milletin geleceği konusunda değerler açısından aile yapısına bakarak belirleyici bir tahminde bulunulabilir. Değerler; kültür ve topluma anlam ve önem veren ölçütlerdir. Değerler paylaşılırlar; kişilerin çoğunluğu değerler üzerinde anlaşmıştır. Ciddiye alınırlar; zira değerler sosyal ihtiyaçların karşılanmasında fert ve topluma motivasyon işlevi kazandırır. Değerler coşkularla birlikte bulunur; kişiler yüce değerler için özveride bulunur; savaşır ve hatta ölürler. Burada sözü edilen değer, kaynağı aşkın olan bir güce dayanır ki, biz buna 'Manevi Değerler' adını veriyoruz. Toplumumuzun yüzde doksanı Müslüman kabul edildiğine göre, bizde en üst kimlik olup, yegâne değer ölçümüz de İslamiyet'tir.
İslamiyet'te aile yapısı kutsaldır. İslam ailesi bu kutsallığı en yüce değer kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ve sahih sünnetten alır. Bu yüzyılın başından itibaren pozitivist anlayış ve düşünce biçimlerinin ülkemiz kültür ve düşünce havzalarını etkilemeye başlamasıyla birlikte gelen, hayatın tüm alanlarından dinin kovulma girişimleri, aile hayatımıza da olumsuz etki etmiş, bu durumdan aile hayatımız da büyük yaralar alarak çıkmıştır. Son yıllarda aile üzerine araştırma yapan kurumların artmış olması hastalığın tedavi olacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü sözde tedavi yöntemlerine seküler bir anlayışla yaklaşılması tedavi yerine daha vahim problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Günümüz batı toplumlarında modernite, fertte her türlü mensubiyet duygusunu yok etmekle kalmadı, aile hayatına da büyük darbe indirdi. Bugün batı toplumunda aile kurumunun var olup olmadığı pekâlâ sorgulanabilir. Sosyoloji bilimine göre aile en az iki yetişkin insan ve çocuklardan meydana gelen kurumlaşmış bir biyolojik toplumsal grup olarak tanımlanır ki buna çekirdek aile denir. İslami geleneğe göre ise, aileyi anne-baba, çocuklar, dede ve nineden oluşan bir grup olarak tanımlamak mümkündür. Dikkat edilirse geniş ailenin bu tanımında en az iki-üç kuşak bir arada yaşayabilmektedir. Öteden beri İslam ailesi batı hayat tarzının dayatmalarıyla ortaya çıkan, çekirdek aile değil, geniş aile yapısına sahiptir. Varlık sebebimiz olan ebeveyne karşı sorumluluğumuz ve geniş aile yapımızın temeli Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir:
Rabbin O'ndan başkasına kulluk etmemenizi, anne-babaya iyilikle muamele etmenizi emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.(İsra,17/23)
Demek ki bu ayete göre ebeveynimiz bizimle birlikte yaşayarak geniş ailede gözlerini hayata yumacaklardır. Geleneksel toplumlarda insan doğar doğmaz gözünü böylesi bir geniş aile içerisinde açar. Bu tip geniş ailede son nesil, yani genç kuşak, birinci ve ikinci neslin hayat tecrübelerinden istifade eder; burada sosyal, dini, iktisadi bir dayanışma vardır. Ferdin ruhi gelişimi bu tip aile yapılarında daha sağlıklı ve daha dengeli bir seyir izler. Böyle bir toplumsal yapı izleyen milletin geleceği ise daha parlak, daha aydınlık olur. Ne acıdır ki dün Batı da gördüğümüz feci manzaralar bugün bizim toplumumuzda görülmeye başlamıştır. Tek başına yaşadığı için cesedi aylar sonra kokmuş bir şekilde bulunan kişilere bizim toplumuzda da rastlanmaya başlanmıştır. Yetiştirme Yurtlarında sevgiye muhtaç çocuk ve gençlerin sayısı artarken huzurevlerinde de ilgi, sevgi ve saygıya muhtaç yaşlıların çoğalmış olması endişe vermektedir.
Aydınlanma düşüncesiyle birlikte iman çağı sona eren Batı toplumlarında aile hayatı dağılmıştır. Zaten aile bağları ve aile kavramları yaşadığı sürece devrim güçsüz kalacaktır anlayışının yaşam tarzı haline getirildiği Marksist toplumların aile yapısından bahsetmeye hiç gerek yoktur. Nitekim Gorbaçov'un komünizme yönelik ilk eleştirisinde, aile müessesini bozduğu ve çocukları ana sevgisinden mahrum ettiğini söylemiştir. Özellikle Batı'da on beş yaşına ayak basan gençler, özgürlük adına kendin kazan kendin ye felsefesiyle sokağa bırakılmaktadır. Baba bir boğazı daha beslemekten kurtulduğunu söylerken, çocuk da baskıcı bir babişkodan özgürlüğe adım attığını fütursuzca ifade edebilmektedir. Böyle bir anlayış her ne kadar özgürlük adına yapılıyorsa da genç kız ve erkeklerin, daha hayatlarının baharında, hayatın acımasızlığı karşısında direnme ve ayakta durma güçlerini öldürüyor. Bunun sonucu ahlaksızlık, her türlü alkolizm ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerin kucağına genç yaşta düşmektedirler. Şiddet yanlısı ve geleneksel değerlerle savaşan bir ruhla donanmaktadırlar. İşte Batı'nın bugün her türlü değer yargısından azade yetiştirdiği gençliği, evliliği, aile yuvası kurmayı düşünmüyor. Evliliğe bir ibadet olarak değil, bir yük olarak veya biyolojik bir ihtiyaç olarak bakıyor. Bu anlayış sosyal hayatta toplumun temeli olan aile müessesini tahrip eden bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemizde maalesef Batı'nın çürümüş bu hayat tarzları televizyon, basın, filmler vasıtasıyla ideal yaşam tarzı olarak takdim edilmektedir. Batı'da aile kurumunun çökmesine ve nice aile ocaklarının çökmesine sebep olan ilklerden Aşk Gemisi ve Dallas gibi Amerikan yapımı filmler aracılığı ile gençliğimize metres hayatı, çağdaş anlayış ve yaşam tarzı olarak gösterilmektedir. Aslında bu filmler Türk aile yapısının bozulması için atılan ilk tahrip bombalarıdır ve bir milattır diyebiliriz. Günümüzde ise yerli film ve dizi yapımcılarımız, batılı film yapımcılarına ihtiyaçları kalmadığı gibi, onları fersah fersah geçtiler. Üstüne üstlük kendi aile yapımızı bozduğumuz yetmezmiş gibi, teknolojinin gelişmesiyle Arap ülkelerine de kötü örnek olmaktayız. Bizde yapılan yerli pembe dizilerin Arap âleminde gece-gündüz izlendiğini basından öğrenmekteyiz.
Bu kültür emperyalizminin etkileri bizim geleneksel aile yapımızı da bozmuştur. Bunun en belirgin örneği son yıllarda boşanma davalarının hızla artış göstermesi ve özellikle büyük kentlerde öğrenci evlerinde komünal yaşam biçiminin yaygınlık kazanmaya başlamış olmasıdır. Boşanmaların başlıca sebebi olarak; işsizliğin artması, televizyonlarda oynatılan yabancı pembe filmlerin etkisi, İslam'ın öngördüğü mahremiyet sınırlarına tecavüz, sanat ve edebiyat yoluyla gençlerin müstehcenliğe özendirilmesi, eşlerin birbirini aldatması, reklâm endüstrisi yoluyla tüketim arzularının körüklenmesi gibi faktörler sayılabilir.
Aşk ile sevgi eşit manada tutulunca şimdiki çiftler evlilik öncesi sevginin doruğuna çıkıp, evliliklerinde ise bunu kısa sürede tüketiyorlar. Balım-cicim aylarından sonra aralarında hiçbir sevgi kalmıyor. Zaten pamuk ipliğine bağlı olan evlilik çocukta yoksa kısa bir süre sonra bitiyor.
Toplumda cinsel yasakların azalması, evlenmeden önce cinsel ilişki kurmadaki kolaylık, zorunlu evliliklerin sayısını artırmıştır. Kızı hamile bıraktığı için evlenmek zorunda kalan erkeklerin çoğu, evlilik bağını kısa sürede koparıyor. Bu tip evliliklerde kişilerin birbirlerine güven duyguları da olmadığından bağlılık çok zayıf oluyor. Bir de uzatmalı aşk denilen nikâhsız evlilikler var ki ne açık, ne gizlidir. Genelde sanatçı geçinenler de görülen bu birliktelik hem çok kötü bir örneklik teşkil etmekte hem de kimin eli kimin cebinde belli olmadığından topluma kötü örnek olmaktadır.
Evlilik bağını yok eden daha birçok örnek sayılabilir, fakat bu boşanmaların en büyük zararını çocuklar çekmektedir. Aile yuvası dağılırken eşler birçok psikolojik, sosyolojik travmalar yaşamaktadırlar. Çocuk açısından bugün ailenin asli görevi, eğitim ve sevgi ihtiyacını karşılamak, güvenliğini sağlamak, onun kişiliğinin en uygun tarzda gelişmesine katkıda bulunmaktır.
Çocuğun duygusal, zihinsel, sağlık, sosyal, hukuki, olmak üzere tüm yönlerden gelişmeye ihtiyacı vardır. Bunlardan daha önemli bir şeye ihtiyacı vardır ki, onu hiçbir yerde bulamaz. Huzurlu bir ailenin şefkat dolu sevgisi!
Burada tüm toplum katmanlarına düşen, devletin ve milletin korunması için ailenin korunmasıdır. Manevi değerlere bağlı bir toplum için devlet-millet kaynaşması sağlanmalı, tüm toplum üyelerine sağlam bir eğitim ve din eğitimi verilmeli, toplumun en küçük kurumu olan aile korunmalıdır.
Selam ve dua ile!