Filistinli esirler idamla yargılanıyor. Masum insanlar darağaçlarına gönderilmek üzere ve bu mesele bizim gündemimizde neredeyse yok. Gazze yıllardır bombalanıyor, insanlar evlerinden, çocuklarından, hayatlarından koparılıyor ama buna rağmen onlar topraklarını müdafaa etmekten, direnmekten vazgeçmiyor. Aynı insanlar, aynı acılar, aynı zulüm devam ederken bizde ise bambaşka bir yorgunluk var. Bu yorgunluk bedenin değil, zihnin ve vicdanın yorgunluğu. Çünkü biz artık tepki göstermeyi sürdüremiyoruz; birkaç gün konuşup sonra unutuyoruz.

Bugün dönüp bakıyoruz, saatlerce alakasız gündemleri tartışabiliyoruz. Kim ne dedi, kim kimi destekledi, hangi ülke ne yaptı… Bunların hepsine vakit ayırıyoruz ama Filistinli bir esirin idamla yargılanmasını aynı ciddiyetle ele almıyoruz. Bu sadece bir ihmal değil, bu bir kopuştur. Çünkü bir mesele senin gündeminde değilse, sen o meselenin tarafı da değilsindir. Filistin meselesi bizim dilimizde var ama gündemimizde yok. Dil ile sahiplenip, hayatla terk ettiğimiz bir davaya dönüşmüş durumda.

Kadıköy’de ezana tahammül edemeyen insanların bir caminin yapılmaması için günlerdir eylem yaptığını görüyoruz. Adamlar karşı oldukları bir şey için bile günlerce direnebiliyor. Aynı kararlılığı, aynı ısrarı ortaya koyabiliyorlar. Filistin’de ise insanlar ölüyor, kan akıyor, idam kararları konuşuluyor ama bizde o süreklilik yok. Tepkimiz anlık, öfkemiz kısa ömürlü, hafızamız zayıf. Birkaç gün konuşuluyor, sonra yerini başka bir gündeme bırakıyor.

Asıl problem de burada zaten. Düşman vazgeçmiyor, planını sürdürüyor, baskıyı artırıyor ama biz gündemimizi koruyamıyoruz. Bu yüzden her yeni olayda yeniden başa dönüyoruz. Aynı şaşkınlık, aynı öfke, aynı unutma döngüsü. Bu döngü kırılmadıkça ne Filistin meselesi gerçek anlamda sahiplenilir ne de ortaya konan tepkinin bir karşılığı olur. Çünkü mesele sadece zulmün varlığı değil, bizim o zulme karşı ne kadar diri kalabildiğimizdir.