Bu millet, kader perspektifinden bakıldığında yeniden İslam ümmetinin öncüsü olmaya namzettir. Ümmet de aslında bu milletin dirilişini beklemektedir.
Peki ne oldu da bir zamanlar ümmete istikamet tayin eden bir milletken bugün bu kadar savrulduk? Nerede kırıldık? Nerede istikamet kaybettik?
İsterseniz demokrasi meselesinden başlayalım.
Demokrasi, millet iradesini esas aldığını iddia eder. Aynaya baktığınızda yüzünüzde bir leke varsa aynada da o görünür. Teoride böyledir. “Millet neyse yönetim de odur” denir.
Fakat pratiğe baktığımızda gördüğümüz şey, yönlendirilmiş bir iradedir. Tanzimat’tan bu yana devlet ile millet arasında bilinçli bir mesafe oluşturulmuştur. Bu kopuş sadece siyasi değildir; zihinsel ve medeniyet tasavvuruna dair bir kopuştur.
Bu milleti savaş meydanlarında dize getirmenin yeterli olmadığını anlayanlar, başka bir yol denediler. Asırlarca mücadele ettikleri bu milletin zaafını değil; kuvvetini tespit ettiler:
Bu millet başına bağlı bir millettir.
Başını değiştirirseniz yönünü değiştirirsiniz. İstikametini bozarsanız savrulmasını beklersiniz.
Millet asırlardır kıblesini Kâbe’ye dönmüşken, yöneticilerin yüzü başka istikametlere çevrildi. Millet imanla ayakta dururken, ona başka hayat tarzları dayatıldı. İşte kırılma burada başladı.
Bugün yaşanan bir hadise ise bu dönüşümün tersine döndüğünü göstermektedir.
Sosyal medyada bir kişinin ilahi okuması ve bunun kısa sürede milyonlara ulaşması, bir anda memleketin gündemine oturdu. Siyaset konuştu. Akademisyenler konuştu. Muhalefet telaşa kapıldı.
Sormak gerekir:
Bir ilahinin yayılması ile eğitimin gerilemesi arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Bir ilahi siyaseti nasıl tehdit edebilir?
Eğer bir ilahi sizi ürkütüyorsa, mesele ilahi değildir. Mesele, milletin yön değiştirmesidir.
Çünkü bu millet özüne yaklaştıkça bazı ezberler bozulur. Uzun süredir kurulan denklemler sarsılır. Millet aslına dönmeye başladığında, onu küçümseyenler asıl korkuyu o zaman hisseder.
Bugün bir ilahiye tahammül edemeyenler, yarın bu milletin hüviyet-i asliyesine dönüşüne de tahammül edemeyeceklerdir.
Ama şunu bilsinler:
Bu millet geçici savrulmalar yaşayabilir; fakat özünü kaybetmez.
Bu millet yönünü şaşırabilir; fakat kıblesini unutmaz.
Ve bu millet yeniden ayağa kalktığında, ya o yürüyüşe iştirak edilir ya da o yürüyüşün gerisinde kalınır.
Mesele bir sosyal medya akımı değildir.
Mesele bir şarkı değildir.
Mesele bir gündem tartışması değildir.
Mesele, bu milletin yeniden kendi istikametine yönelmesidir.
Ve o istikamet, bin iki yüz yıllık bir hafızanın istikametidir.
Bu dönüşü doğru okumayanlar yanılır.
Bu dirilişi küçümseyenler şaşırır.
Çünkü tarih boyunca bu millet ne zaman kendi kimliğine yaslandıysa, sadece kendisini değil, ümmeti de ayağa kaldırmıştır.
Bugün yaşananlar küçük bir kıpırtı gibi görülebilir.
Ama büyük dirilişler, önce küçük işaretlerle başlar.