İçinde yaşadığımız çağ, maddi imkânların arttığı ama kalplerin huzur bulmakta zorlandığı bir çağ olarak karşımızda duruyor. İnsanlık ilerledikçe her şey kolaylaşıyor belki; fakat anlam arayışı bitmiyor. Tam da bu noktada dünyanın farklı yerlerinden gelen haberler, hakikati arayan birçok insanın İslam’a yöneldiğini gösteriyor.

Avrupa’da yaşanan örnekler bunun açık bir göstergesi. Belçika’da ileri yaşlarda bir kadın, Müslüman komşusunun ahlakından etkilenerek İslamiyet’i kabul ediyor. İspanya genelinde İslam’ın en hızlı büyüyen din hâline gelmesi ise bu yönelişin artık istisna değil, dikkat çeken bir gerçek olduğunu ortaya koyuyor. Londra, Manchester, Berlin, Brüksel, Lahey, Amsterdam, Oslo ve Varşova gibi şehirlerde yeni doğan çocuklara verilen isimler arasında Muhammed isminin üst sıralarda yer alması da aynı tablonun başka bir yansıması.

Bu arayış yalnızca Avrupa ile sınırlı değil. Çin’de yaşayan bir ailenin araştırmaları ve iç dünyalarındaki arayış neticesinde Müslüman olması, hakikatin sınır tanımadığını hatırlatıyor. Amerika’da dört kardeşin aynı anda İslam’ı seçmesi de bu tabloya eklenen bir başka örnek. ABD cezaevlerinde Müslüman olan mahkûmların sayısının arttığı, vakit namazlarını cemaatle eda ettikleri ifade ediliyor. Kaliforniya’da Müslüman lise öğrencilerinin mescit yokluğunu mazeret etmeyip cuma namazını okul spor salonunda kılması ise inancı yaşama konusundaki kararlılığı açıkça gösteriyor.

Toplumun farklı alanlarında da benzer gelişmeler yaşanıyor. Tanınmış bazı isimlerin İslamiyet’i seçmeleri, kutsal beldeleri ziyaret etmeleri ya da bu süreçte başkalarına vesile olmaları geniş yankı buluyor. Avrupa’da tanınmış bir iş insanı ailesinden bir kişinin İslamiyet’i seçerken dile getirdiği teslimiyet vurgusu ise bu tercihin sadece bir karar değil, bir yöneliş meselesi olduğunu ortaya koyuyor.

Öte yandan bu gelişmeler doğal olarak tartışmaları da beraberinde getiriyor. Avrupa’da yapılan bazı siyasi açıklamalar, İslam’ın görünürlüğünün artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını gösteriyor.

İlim ve hizmet alanında da kayda değer çabalar mevcut. Çin’den bir hekimin yıllarını Kur’an-ı Kerim’i ve Sahih-i Buhari’yi Çinceye, yani kendi diline çevirmeye adaması; bu inancın yalnızca kabul edilmekle kalmayıp anlaşılması ve aktarılması için gösterilen fedakârlığın öne çıkan örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Bütün bu örnekler bize şunu hatırlatıyor: İnsan nerede olursa olsun, kalbi hakikati aramaya devam ediyor. Boğazına kadar kir ve karmaşa içinde kalan bu çağda, İslam’la şereflenen her gönül bize umudu hatırlatıyor. Hidayet sınır tanımayan bir rahmettir. Ve bu rahmetle bizi buluşturan Rabbimize hamdolsun.