Tarımsal istihdam, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın temel taşlarından biri olup, tarım, hayvancılık, ormancılık ve su ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren her bir bireyi kapsamaktadır. Bu sektör hem doğrudan gıda üretimini sağlamakta hem de hammadde tedariki yoluyla sanayi ve hizmet sektörlerine hammadde üretmekte ve finans sağlamaktadır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, kırsal nüfus için önemli bir gelir kaynağı olan tarımsal istihdam, yoksulluğun azaltılmasında ve toplumsal eşitsizliklerin giderilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Tarım sektöründe bitkisel üretim, hayvancılık, ormancılık ve su ürünleri gibi alt sektörler, istihdam değişkenliği açısından farklı özellikler göstermektedir. Örneğin, bitkisel üretimde mekanizasyon ve teknolojik ilerlemeler iş gücü ihtiyacını azaltırken, hayvansal üretim de ise bitkisel üretime göre daha fazla emek yoğun yapısını korumaktadır. Ormancılık ve su ürünleri sektörleri ise mevsime ve bölgesel faktörlerin etkisiyle istihdam ettiği nüfus değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, tarımda her alt sektörün kendine özgü yapısının dikkate alınması tarımsal istihdamın sürdürülebilirliği açısından farklı değerlendirilmelidir.
Tarım sadece üreten bir sektör olmayıp üretimden başka ihtiyaç duyduğu girdilerin tedariki, lojistik, ürün işleme ve pazarlama gibi tüketime kadar olan zincirin farklı aşamalarında da iş gücü kullanmaktadır. Özellikle bazı büyük tarım şirketleri ve kooperatiflerin uygulamaları bunun örneğidir. Tarım sektörü kendi ürünleri dışında diğer sektörlerin ürettiği birçok ürünün ve hizmetinde tüketicisidir. Tarımsal istihdam ülkenin makroekonomik değişkenlerinden etkilendiği gibi tarım işletmelerinin yapısal özelliklerinden, işletme büyüklüğü, faaliyet alanı ve üretim tipi gibi etkenler de istihdam oluşturma kapasitesini doğrudan belirlemektedir.
Küçük ölçekli aile işletmeleri genellikle daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyarken, büyük ölçekli modern tarım işletmeleri mekanizasyon ve teknolojiye dayalı üretimle iş gücü talebini azaltabilmektedir. Ayrıca, tarım sektöründe çalışan bireylerin yaşı, eğitim seviyesi, daha iyi yaşama arayışı ve bazı sosyal nedenler gibi birçok faktör kırsaldan kentlere göçe zorlamaktadır.
Kırsal bölgelerde genç nüfusun azalması, tarımsal üretimde çalışanların yaşlanmasına neden olduğu gibi tarımda çalışacak iş gücünün de azalmasına neden olmaktadır. Bütün bunlar, tarım sektöründe istihdam edilen nüfusu doğrudan etkilemektedir.
Artan dünya nüfusu, iklim değişiklikleri ve bazı ülkeler arasında olan savaşlar tarımsal üretim üzerindeki etkileri göz önüne alındığında gıda temininin sürdürülebilirliği ülkenin kalkınması ve tarımsal istihdam açısından ne kadar önem taşıdığı görülmektedir.
TÜİK verilerine göre ülkemizde (2024 yılı) istihdam edilenlerin yaklaşık %15-16’sı tarım sektöründe çalışmakta olup yaklaşık 4,5 – 5 milyon kişi tarımda istihdam edilmektedir. Tarımda istihdam edilenlerin oranı 1980’lerde %50’nin üzerindeyken, sanayi ve hizmet sektörlerinin büyümesiyle birlikte giderek azalmıştır.
Türkiye'de “tarım sektöründe istihdam edilen nüfus oranı her yıl düşmekte olup Tarımın toplam istihdam içindeki payı (%) da yaklaşık %00.1 ile %0.9 oranında azalmaktadır 2022 yılında %15,8 iken 2023 yılında %14.9 olmuştur) .
Toplam istihdam içinde tarım nüfusunun payı ülkenin gelişmişlik durumuna göre değişmektedir. Dünya genelinde gelişmiş ülkelerde bu oran az, gelişmekte olan ülkelerde ve az gelişmiş ülkelerde tarım istihdamının oranı daha yüksektir. Bir ülkede tarıma yapılan destekler ve tarımsal kredi kullanımı da tarımda istihdam oranını etkilemektedir.
Tarımsal üretimdeki büyüme, diğer sektörlerde de istihdam artışına yol açarken, yaşanan duraklamalar ekonomik dalgalanmalara sebep olabilmektedir. Tarımda istikrar, tarımsal istihdamı, kırsal kalkınmayı teşvik etmekte, sosyal ve siyasi istikrarı sağlamakta ve ülke ekonomisini de güçlendirmektedir.
Bilinçli ve istikrarlı tarım, gıda güvencesinin sağlanması, doğal kaynakların etkin kullanımı ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi görülmekte olan küresel problemlerin halledilmesi içinde önemli bir araç olduğu da bilinmelidir. Bu özellikleri nedeniyle tarım sektöründe yapılacak yatırımlar, yalnızca kırsal alanların değil, tüm toplumun refah seviyesini yükseltecek bir etki yaratabilmektedir. Ülke ekonomisinde ki dalgalanmalar diğer sektörleri etkilediğinden daha fazla tarım sektörünü etkileyeceğinden tarıma gereken önem verilmelidir.
Tarımda kullanılan önemli girdilere (ekipman, tohum, gübre ve sulama sistemleri … gibi) erişim, tarımsal kredi imkanları kolaylaştırılmalı ve yeterli desteklemelere devam edilmelidir. Bu sonuç, tarımda nüfusun tutulmasını, üretimde verimliliğin artırılarak maliyetleri düşürülmesini sağlayacaktır.
Kredi maliyetlerinin artması, yeni yatırımları zorlaştırarak iş gücünün daralmasına yol açabilmektedir. Özellikle arazi toplulaştırılmasını sağlamak için arazi ofisleri kurularak uygun kredilerle rantabl arazi büyüklüğüne erişim sağlanmalıdır. Kooperatifler yoluyla bazı tarım alet ve ekipmanlarının ortak kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
Tarımsal üretimin başından sonuna kadar birçok faaliyette petrol ürünleri kullanıldığından üreticinin kullandığı yakıta destek sağlanmalıdır. Petrole gelen sık zamlarla yaşanan fiyat artışları tarımsal girdilerin maliyetini artırmakta, bu durum özellikle düşük gelirli çiftçileri, aile işletmelerini ve tüketicileri daha çok etkilemektedir. Tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için tarımda istihdam çok fazla azaltılmamalı ve desteklemeler bölgesel bazda sürdürülmelidir.