Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımının önlenmesi, gıda üretiminin sürdürülebilirliği ve ülkemizin gelecekteki gıda güvencesinin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Nüfus artışı, plansız kentleşme, sanayileşme ve çeşitli yatırımlar nedeniyle tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, üretim yapılabilecek toprakların giderek azalmasına yol açmaktadır. Bu nedenle tarım topraklarının korunmasına yönelik uzun vadeli programlar hazırlanmalı ve bilimsel esaslara dayalı arazi kullanım planları uygulanmalıdır.

Yerleşim yerlerinin büyüme yönleri belirlenirken öncelikle verimli tarım arazileri korunmalıdır. Yeni yerleşim ve sanayi alanları, mümkün olduğunca tarımsal üretim açısından değeri düşük, tarıma elverişliliği sınırlı ve yapılaşmaya uygun olduğu bilimsel olarak belirlenmiş alanlara yönlendirilmelidir. Günümüzde gelişen teknoloji ve inşaat imkânları sayesinde, gerekli altyapı hizmetleri ve koruyucu önlemler sağlanarak yerleşim ve sanayi alanlarının daha az verimli arazilerde planlanması ve yapılması mümkündür. Mevcut araziler, yerleşim alanları ve sanayi bölgeleri, arazi kullanımında verimlilik ve sürdürülebilirlik ilkeleri gözetilerek değerlendirilmelidir.

Tarım arazileri, toprak özellikleri ve üretim potansiyelleri dikkate alınarak sınıflandırılmalı ve haritalandırılmalıdır. Bu çalışmalar her bölge için güncel tutulmalı; arazilerin verimliliği, sulama durumu, sulama imkânları ve diğer tarımsal özellikleri planlama süreçlerinde esas alınmalıdır. Özellikle mutlak tarım arazileri, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği bakımından korunmalı ve zorunlu hâller dışında yapılaşmaya açılmamalıdır. Arazi kullanım kararları alınırken yalnızca bugünkü ihtiyaçlar değil, gelecekte ortaya çıkabilecek gıda üretim ihtiyacı da göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece bölgenin sosyo-kültürel yapısı ve ekonomik özellikleri dikkate alınarak verimli tarım arazilerinin gereksiz yere yapılaşmaya açılması her yerde önlenmelidir.

Sanayi kuruluşlarının yer seçiminde yalnızca arazinin fiziksel özellikleri değil, iş gücüne erişim, ulaşım, altyapı, enerji ihtiyacı ve çevresel etkiler de dikkate alınmalıdır. Sanayi tesisleri içerisinde ve çevresinde uygun alanlarda ağaçlandırma yapılmalı ve yeşil alanlar oluşturulmalıdır. Bu uygulamalar, çevresel etkilerin azaltılmasına ve karbonun bitki örtüsü tarafından tutulmasına katkı sağlayacaktır. Yapılacak ağaçlandırma ve yeşil alan oluşturma faaliyetleri, verimli tarım topraklarının sanayi veya yapılaşma amacıyla kullanılmasını haklı gösterecek bir gerekçe olarak değerlendirilmemeli, bu tesisler bir karbon yutağı olarak düşünülmelidir.

Köyden kente göçün azaltılması ve kırsal yaşamın sürdürülebilirliğinin sağlanması için tarımla uğraşan üreticilerin ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesi gerekmektedir. Çiftçilerin tarımsal üretimden uzaklaşmasının önemli nedenleri arasında artan üretim maliyetleri, gelir yetersizliği, pazarlama sorunları ve kırsal alanlardaki imkânların sınırlılığı bulunmaktadır. Bu sorunların çözümüne yönelik politikalar geliştirilerek üreticilerin tarımda kalmaları teşvik edilmelidir. Tarım arazilerinin konut, sanayi veya başka amaçlarla kullanıma açılması sonucunda ortaya çıkan rant beklentisi, tarımsal üretimin ve toprak varlığının korunmasının önüne hiçbir zaman geçmemelidir.

Tarımsal üretimde kullanılan gübre, tohum, mazot, enerji ve diğer girdilerin üreticilere uygun şartlarda temin edilmesi, ürünlerin işlenmesi, depolanması ve pazarlanmasına yönelik tesislerin üretim bölgelerine yakın yerlerde kurulması büyük önem taşımaktadır. Üreticiye yapılan tarımsal destekler yeterli düzeyde olmalı çok geç ödenmemeli ve zamanında ödenmelidir. Tarım ürünlerinde üretim devamlılığını ve üreticilerin yıllık gelirlerini güvence altına alacak politikalar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Bu tedbirler, çiftçilerin üretimde kalmasını sağlayacak ve verimli tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına yönelik ekonomik baskıların azaltılmasına katkıda bulunacaktır.

Tarım arazilerinin korunmasında mevzuatın etkin uygulanması ve denetimlerin düzenli yapılması da önemli bir gerekliliktir. Belediyeler ve ilgili kamu kurumları, görev ve yetkileri çerçevesinde arazi kullanımını ve yapılaşmayı günümüz teknolojisiyle sürekli denetlemeli, mevzuata aykırı uygulamaların önüne geçmelidir. Tarım arazileri üzerinde gerekli izinler alınmadan yapılan yapılar, yalnızca üretim yapılabilecek toprakların kaybına neden olmamakta; aynı zamanda yıkım kararı verilmesi hâlinde taş, kum, demir, çimento ve diğer yapı malzemeleriyle ilgili yapanın boşa giden harcaması olmakta ve bununla birlikte ülke için önemli miktarda ekonomik kaynağın da heba olmasına yol açmaktadır. Bu tür kayıpların önlenmesi için yapılaşma öncesinde izin, gözetim ve kontrol mekanizmaları etkin biçimde işletilmeli, hukuka aykırı uygulamalara zamanında acilen müdahale edilmelidir.

Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını yalnızca arazi kaybı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu durum aynı zamanda gelecekte üretilebilecek gıdanın, kırsal istihdamın, çevresel değerlerin ve kırsaldaki toplumun refahının kaybı anlamına gelmektedir. Üstelik tarım dışı kullanıma açılan ve yapılaşan arazilerin yeniden tarımsal üretime kazandırılması çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle yerleşim alanları genişletilirken ve yeni sanayi bölgeleri kurulurken tarımsal üretimin devamlılığı temel ve öncelikli bir planlama ilkesi olarak benimsenmelidir.

Unutulmamalıdır ki toprak, yalnızca bugünün üretim aracı değil, gelecek nesillere bırakılması gereken hepimiz için ortak bir doğal mirastır. Tarım topraklarını korumak; gıda üretimini, çiftçiyi, çevreyi ve ülkemizin gelecekteki gıda güvencesini korumak demektir. Bu sorumluluk, kamu kurumlarından yerel yönetimlere, üreticilerden arazi sahiplerine kadar toplumun bütün kesimlerini ilgilendirmektedir. Toplumun tamamını doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren tarım topraklarının korunması için; toplumun bilinçlendirilmesi, bilimsel verilere dayalı uzun vadeli arazi kullanım planlarının hazırlanması, tarımsal üreticilerin ekonomik açıdan desteklenmesi ve ilgili mevzuatın kararlılıkla uygulanması gerekmektedir. Ürün ekilebilen verimli tarım topraklarını korumak, yalnızca üreticinin ve bugünün değildir. Toplumun ve gelecek nesillerin de gıda ihtiyacınım karşılanması ve yaşama hakkının güvence altına alınması demek olduğu unutulmamalıdır.