Takvimler sonbaharın son yapraklarını döküp kışın soğuk ayazını kapımıza dayandırdığında, şehirlerin sokaklarında sadece bir mevsim değişimi yaşanmaz. Aynı zamanda kimsesizlerin, garip gurabânın, dar gelirlinin omuzundaki yük daha da ağırlaşır. Yıllardır zihnimi meşgul eden, her soğuk günde içimi sızlatan iki büyük acı vardır içimde: Yoksul hanelerin yakacak çilesi ve kalitesiz yakıtların sebep olduğu, adeta nefesimizi kesen hava kirliliği.
Bir dönem yaptığım belediye başkan yardımcılığı görevim boyunca, bu iki acı gerçeğin hem idari hem de insani boyutunu yakından yaşama fırsatım oldu. Makam odalarının sıcaklığından sokağın ve mahalle aralarının gerçeğine indiğinizde, insanımızın çektiği sıkıntı bütün çıplaklığıyla yüzünüze çarpar.
Bir şehrin idaresinde bulunup da evinde sobasını yakamayacak durumda olan bir ailenin, soğuktan elleri titreyen çocukların varlığını bilmek, bir yönetici için en ağır sorumluluktur. Görev yaptığımız süre zarfında belediye olarak imkânlarımız ölçüsünde seferber olduk. Kömür yardımları ulaştırdık, odun temin ettik, kimseyi yalnız bırakmamaya çalıştık.
Ancak biliriz ki belediyelerin imkânları bir yere kadardır. Bürokratik sınırlamalar, bütçe kısıtları, mevzuat engelleri... Lakin tüm bu engellerin ötesinde değişmeyen tek bir hakikat vardır: Hizmet etme iradesi. Eğer bir yerel yönetimde insan sevgisi, hakkaniyet duygusu ve millete hizmet etme şuuru varsa; o bütçeler en verimli şekilde yönlendirilir, kapısı çalınmadık tek bir mazlum hane bırakılmaz.
Yoksulluğun getirdiği bu yakacak sıkıntısının topluma ödettiği ağır bir bedeli daha vardır: Hava kirliliği.
Maddi imkânsızlıklar sebebiyle kalitesiz kömürlerin, peteklerin, hatta lastik ve atıkların sobaya atıldığı mahallelerde sadece o evler ısınmaz; bütün bir şehir zehir solur. Çocuklarımız, yaşlılarımız, hastalarımız o kirli havayı ciğerlerine çeker. Bir yandan fakir fukaranın ısınma derdine çare ararken, diğer yandan şehrin ekolojisini ve halk sağlığını korumak zorundasınız.
Bu kısır döngüyü kırmak, sadece "dağıtım" yapmakla değil; akılcı, çevreci ve kalıcı sosyal projeler üretmekle mümkündür.Bugun Doğal gaz desteğinden tutun da, yoksul hanelere en temiz enerjinin en ekonomik yollarla ulaştırılmasına kadar pek çok adım atılabilir. Yeter ki meseleye sadece bir "bürokratik görev" değil, bir "vicdan borcu" olarak bakıl
Bugün dönüp arkaya baktığımda anlıyorum ki; belediyecilik yalınız bir beton yığını inşa etme sanatı değil, insan onurunu koruma sanatıdır. Hizmet vermede belediyelerin yapacakları o kadar çok şey var ki... Önemli olan bütçenin büyüklüğü değil, kalbin ve niyetin büyüklüğüdür.

Unutmayalım ki, bir şehrin gerçek zenginliği caddelerinin genişliği ya da binalarının yüksekliği değil; o şehirde yaşayan kimsesizlerin güvenle başını yastığa koyabildiği, kimsenin soğuktan üşümediği ve herkesin huzurla nefes alabildiği bir düzeni kurabilmektir. İnsana hizmet etme sevdasıyla yola çıkanlar için engel tanımayan bir irade her zaman vardır; yeter ki o niyet ve azim kalplerde inatla yaşatılsın.