Asırlar önce insanlığın kalbine şu hakikati fısıldamıştı: Hz.Mevlana "Dünya sana vefa etmez, seni terk edip gider; ona gönül verme.
O senden vazgeçmeden, sen ondan vazgeçmeye çalış!" Bu derin nasihatıyla, mala mülke sahip olmayı değil, dünyaya bencilce bağlanıp onun kaynaklarını hoyratça tüketmemeyi de öğütlüyor. Fakat ne yazık ki günümüzde çağın modern insanı, bu sözleri başkalarına okunacak bir şiir veya birer edebi metin gibi mırıldanırken, bu sözlerin kendileri için de söylenmiş olduğunu düşünmezler ve dünyaya daha sıkı, daha hırslı sarılırlar. Fikir ile zikir arasındaki uçurum, yaşadığımız çevreye karşı körleştirmekte; toprağın, suyun ve bize sunulan nimetlerin birer emanet olduğunu unutturmaktadır. İslam dininin kesin bir dille yasakladığı haramların başında gelen israf, bugün sofralarımızdan tarlalarımıza kadar uzanan derin bir toplumsal yaraya dönüşmüştür.
Türkiye’nin tahıl ambarı, tarım ve gıda üretiminin kalbi olan Konya, buğdaydan şekerpancarına, undan makarnaya kadar ülkeyi besleyen en stratejik şehrimizdir. Ancak bugün bu şehrimizde bile üretimin dışında; tüketim konusunda ülkenin tam anlaşılabilir bir sınav verdiği söylenemez.
Türkiye genelinde her yıl 23 milyon tona yakın gıda israf edilmekte, her gün yaklaşık 6 milyon ekmek çöpe gitmektedir. Konya özelinde de bu durum farksızdır; yapılan sektörel araştırmalar şehirdeki otel ve restoran atıklarının %50 ila %66’sının sadece gıda atıklarından oluştuğunu ve bu atıkların başında ekmeğin geldiğini göstermektedir.
Tarlada binbir emekle, çiftçinin alın teriyle üretilen buğdayın una, unun ekmeğe dönüşme yolculuğunda yaşanan kayıplar bir yana; evlerimize giren nimetlerin neredeyse yarısının çöpe atılması sadece ekonomik bir intihar değil, aynı zamanda ekolojik bir felakettir
İsraf yalnızca çöpe dökülen yemek artıklarıyla sınırlı değildir. Ürün elde etme, hasat, sağlıksız depolama ve lojistik aşamalarında kaybedilen tonlarca hububatı düşündüğümüzde, ülkeyi ve çevreyi ne kadar az dert edindiğimiz ortaya çıkmaktadır.
Çöpe atılan her bir ekmek, onu üretmek için harcanan metreküplerce suyun, toprağın gücünün ve harcanan enerjinin de israf edilmesi demektir. Su stresinin her geçen gün arttığı ve kuraklık tehdidinin kapıya dayandığı bu dönemde, gıdayı çöpe atmak gelecek nesillerin hakkını gasp etmektir.
Dinimiz İslam, "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez" (A'râf, 31) ayetiyle sınırı net bir şekilde çizmiştir. Ancak insanoğlu, nimetlerin sadece kendi nefsi için var olduğuna inanarak bencil bir sahiplenme duygusuna kapılmaktadır
Kendi ülkemizi, çevremizi ve toprağımızı korumanın yolu, dille ikrar ettiğimiz Mevlânâ öğretilerini ve dini hassasiyetleri hayatımızın merkezine koymaktan geçer. Bizler Hz. Mevlânâ’nın diyarında, nimetlerin asıl sahibine şükretmeyi sadece kelimelerle değil, tabağımızda yemek bırakmayarak, ekmeği bayatlatmadan tüketerek ve gıda zincirindeki kayıpları en aza indirecek toplumsal bilinci inşa ederek göstermek zorundayız. Dünya bizden vazgeçmeden, bizim onun geçici heveslerinden ve tüketim çılgınlığından vazgeçmemiz; hem inancımızın, hem de bu topraklara olan sorumlulugumuzıun yerine getirilmesi olacaktır.