Memleketim Silifke’de kıymetli büyüğüme Rıfat Karaduman hocamın bir delege ile ilgili haklı serzenişini okudum.
Partisinin teşkilat başkanını seçmeye gelen delegenin kararsızlığını anlatıyordu.
Delege ‘’Oy verecek düzgün bir aday yok ‘’ şikayetleniyor, partisine dürüst bir aday bulamadığı için üzülüyor.
Memleketin ileri gelen saygın akıl insanlarından birisi olan büyüğümüz şaşırıyor.
Çünkü daha önceden yakinen biliyor ki; uzak diyarlarda akrabaları olan bu insan sahte belge, evrakta sahtecilikle en yakın akrabalarını dolandırarak sahtekârlığı aşikâr.
Konuyu bir delege üzerinden değerlendirirsek sorunun özünü kaçırırız.
Yazıyı okurken çok ilginç buldum.
Bu sahtekârlığın bir kişiye ait olmadığını adeta çağımızda kültür haline geldiğini düşünmeden edemedim.
Öncelikle o siyasi parti( bana göre bütün partilerde benzer durum var) o delegeyi nasıl seçti?
Neden seçti?
Eğer delege seçimi tam demokratik ortamda yapılsa bile seçen kişiler o delegeyi neden seçti? Seçerken yani vekâleti verirken kriterimiz neydi ? gerekli özeni gösterdik mi? Göstermediysek neden?
Edep, ahlaki değerler, liyakat, ülkenin kalkınması, milli değerler, ülkenin istiklali ve istikbali, o beldenin potansiyel değerleri dikkate alınarak mı seçmen seçmiştir?
Delege seçen insanlar genelde parti içinde yer alan insanlar; acaba hangi hedefi gözeterek seçim yaptılar? Bizler bu durumda hangi hedefleri gözetirdik?
Seçilecek insanlar hangi saikla aday gösterilmiş, işaret edilmiş ya da aday olmuştur?
*****
Yıllar önce parti ilçe başkanlığı seçimine şahit olmuştum.
Delegeler yazılıyor, sözde bir seçim oluyor delegeler seçiliyordu.
Tam ilçe başkanlığı seçiminde altı aday vardı.
Bir delege pazarı kurulmuştu.
Yakınlarını işe sokmak isteyenler, tayin isteyenler, para isteyenler ya da bir kebap yeme karşılığında oy sözü veren delegeleri çok yakından gözlemledim.
Hiç birinin gündeminde memlekete en çok fayda getirecek adayı seçmek yoktu.
Zaten delegelere bu memleketin menfaatine neler yapılabilir diye sorsak delegeler büyük bir çoğunluğu bir veya iki kaliteli talebi sayar ya da sayamaz, bir şeyler söylese de köyü ile ilgili mahallesi ile ilgili birkaç şey dile getirebilecek delegelerdi. O da çok zor.
Memleketin potansiyeline göre proje olabilecek bir talep zaten mümkün değildi.
Altı adaya sorsak da memleketin potansiyelini harekete geçirecek bir bakış açısı zaten yoktu.
İlçe başkanları, vekiller gelecekte vekil ve başkan adayları ince bir kulis içerisinde sonraki paylaşım döneminin alt yapısını hazırlıyorlardı.
Adaylar böyle olunca delegelerin de öyle olması pek de yadırganmıyordu.
Kırk yıl oldu ki memleket daha iyiye gitmedi. Memleketimizin potansiyeli harekete geçmedi. Memleketimi geliştirebilecek girişimciler yetişmedi. Dışardan milyarlarca dolarlık yatırım yapılmasına rağmen şehir ve sakinleri refaha erebilecekleri yaşamla karşılaşmadı.
Şehirde sakinleri hızla azınlık haline gelirken şehirlinin mal varlıkları ve imkânları hızla sakinlerin aleyhine el değiştirdi değiştiriyor.
Tarım, turizm, sanayide şehirli insanların etkisi hızla azaldı.
İşsizlik azalıyor ama kalifiye kariyer makamlarında değil genelde düz işçilik seviyesinde, iş olsun da nasıl olursa olsun .
Erdemsiz delegelerin ve siyasetin bunda elbette çok önemli rolü var. Bizler de seçimleri ile bu tezgaha güç verdik.
Bu sistem beldelerde ilçelerde, ülke genelinde benzer sonuçlarla güçlenerek devam ediyor.
Belediyeler yolsuzluklarla kıvranırken memleket bundan çok kötü etkileniyor.
Fon krizinde olduğu gibi denetimi zayıf devlet, suiistimal eden politikacı ve vekiller, iş adamları ulusal ve küresel düzeyde kurulan tezgâhlar yönetimde adalet düzenini hızla bozuyor.
Kaynaklar hızla tezgah kuranlara doğru akarken emekli, memur ,işçiler düşük refah seviyesinden kurtulamıyor.
Partiler ve gücü elinde bulunduranlar öz eleştiri yapıp arınma yerine işi sulandırmaya, savsaklamaya gidiyor.
Bu durumda talan edilen kaynaklar adalet bekleyen, refah bekleyen vatandaş kısır döngüsü memleketin ruhunu bükmüyor mu?
Düşünün fon krizinde on binlerce insanın kaynağı ulusal düzeyde siyasi, teknik, bilgi işlemci, bürokrat birçok yetkin insanın kurmuş olduğu tezgâhla el değişiyor. Yatırım yapan zavallılar devlet denetliyor, gözetliyor diye inandığı en saygın kurumların zafiyeti ile hayal kırıklığı yaşıyor.
Bu arada bütün partiler adaletin tesisi, vicdanın rahatlaması, zararın karşılanması yerine sadece kendisine zarar gelmeyecek şekilde durumu idare etmeye çalışıyor.
En yüksek perdeden yapılan açıklamalar bile bu ortamda inandırıcı olamıyor.
En yakınını bile sahte evrakla dolandıran sahtekâr delege nasıl ülkenin milli menfaatini düşünen adaylar seçebilsin?
Şapkamızı önümüze koyalım
Bu ülkenin geleceği için daha samimi adımlar atmamız gerekiyor.
Burada sadece delege suçlu değil, seçmen olarak bizler de önümüze konan adaylara araştırmadan oy veriyoruz.
Seçtiğimiz insanları denetlemiyoruz. Onlar hakkında fikir beyan etmiyoruz edemiyoruz. Vekâlet verdiğimiz insanlarda edebine uygun hesap sormuyoruz.
Hatta sosyal medya aracılığı ile iletişimin güçlü olduğu bir dönemde bizi yöneten vekillerimize ve yöneticilerimize gerekli ikazları yapmıyoruz.
İlla bu işler hakaret, kızgınlık anarşist tavırlarla olmaz.
Düşünün bu toplum sorunları samimiyetle dile getirse, paylaşsa çözüm sunsa yani yönetimin her türlü eylemine karşı duyarlı olsa yönetim bu kadar kayıtsız kalabilir mi?
Bu durumda seçmen, seçilen ara yöneticiler, başkanlar ve hükümetler erdemsiz ruh elbisesi bizi rahatsız rahatsız etmiyor mu? Etmeli .
Dediğim gibi kırmadan dökmeden kaliteli talepler, verdiğimiz oyu takip, sürekli ve kararlı isteklerimizle vatandaşlık değerimizi artırarak.