Bir gün ormanlarında maymun olan bir köye yardımcısı ile beraber zengin bir tüccar gelir.

Tanesi 10 dolardan maymun almak ister. Köylü buna anlam veremese de maymunları getirirler. Gerçekten de maymun başına 10’ar dolar alırlar. Ticaret arttıkça maymunlar azalmaya başlar ve fiyat artar. 20 dolar, 50 dolar derken fiyat 200 dolara çıkar. Ama ormanda maymun çok azalmıştır. Tüccar kısa süreliğine diyerek köyden ayrılır.

Köylüler azimle maymun aramaya başlamışlardı bile ama bulamıyorlardı.

O sırada tüccarın yardımcısı;

Şu an patron yok, size ben 100 dolardan maymunları vereyim siz ona 200 dolardan satarsınız bana da üç beş dolar verirsiniz der. Buna çok sevinen köylüler bütün maymunları 100 dolardan alırlar. Tüccarı beklemeye başlarlar. Tüccar gelmediği gibi yardımcısı da ortadan kaybolmuştur.

Diye, fon dolandırıcılığı gibi ticari sahtekârlıklar için anlatılır bu hikâye.

Sülün Osman Köprüyü satarak dolandırıcılık yaptığında hapse girer;

Hâkim kendisini savunmasını ister

Sülün Osman; ‘’aslında onlar beni kandırmaya çalışıyorlardı. Köprü 2 milyon lira dediğimde 100 bin liraya almak için benimle pazarlık yapıyorlardı ‘’ demiş.

Saadet zincirlerinin, bankerlik olaylarının bundan ne farkı var.

Köylerde simsarların düzenbazlıkları onlara aracılık eden kurnazlar.

Bir şehrin en güzel yerlerine en çirkin yatırımlar yapılırken de siyasetçi ve yöneticilerin en çok sevdiği imkânlar yem olarak kullanılmıyor mu?

Ya sponsorluklar; devlete ve belediyeye sponsor ol ruhsatı kap ya da denetimden kurtul.

Belediyeler, devlet soyulurken de kanuna uydurulmuş, şeklen düzenlenmiş evraklarla milletin ve devletin imkânları peşkeş çekilmiyor mu?

Yanlış yapılan, ruhsat bile alamayan milyonlarca dolarlık bir liman yatırımı için; biz yanlış yapıldı dediğimizde devletin kaymakamı her şey kanuna uygun demişti, tabii ki şeklen uygundu.

Biz de; ‘’uygun mu uydurulmuş mu dediğimizde’’ diyecek bir şeyi yoktu.

Borçlar kanununda sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar diye bir bölüm var.

Bir tarafın mal varlığındaki artış diğer tarafın mal varlığında azalışın olduğu, zenginleşme ile fakirleşmenin arasında sebep sonuç ilişkisinin olduğu, bir mal varlığının geçerli bir sebeple el değiştirme durumunda sebepsiz zenginleşme meydana gelir.

Sebepsiz zenginleşme bireylerle bireyler, bireyle devlet, devletle birey arasında olabilir. Devletin de sebepsiz zenginleşmesi olabilmektedir.

Devlet genelde onu yönetenler( kullananlar ) tarafından sebepsiz zenginleşme yoluna girebilir.

Güçler ve konumlar devleti kendi tezgâhlarına alet edebilirler.

Devlet iradesini denetim gözetim ve iradesi ile ortaya koyar.

Devlet ilkeler koyduğu ve uyduğu için bir kurumdur. İlkeleri kanunlaştırır ve uygular.

Kanunlar herkes tarafından bilindiği varsayılır. Bunun için sürekli uygulanma gerekliliği vardır. Kişiye, kuruma, topluluklara ve zümrelere göre bu görevini değiştiremez. Hatta kanun koyucu bile bu kanunlara uymakla yükümlüdür.

Borçlar kanunda bir de kusursuz sorumluluklar vardır.

Bunlardan birisi istihdam edenlerin kusursuz sorumluluğudur. Fiilen istihdam edenin katkısı ve dahli olmasa bile yani direkt kusuru olmasa bile istihdam edenler istihdam ettiklerinin fiillerinden sorumludur.

Hz Ömer ( r.a) "Dicle kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, Allah’ın adaleti gelir de onu Ömer’den sorar diye korkarım." Demiştir.

İstihdam edenler bunun için göreve getirdiklerini; mesleki, ahlaki, beceri, kabiliyet olarak yeterli olan insanlar arasından oluşturmak zorundadır. Yönetim sistemini kurarken liyakati esas kıstas olarak görmeli bunu yönetimin ana düsturu olarak uygulamalıdır.

Maalesef bizim ülkemizde liyakatin kurduğu ilkeler değil, liderlerin olurları daha önemli olmaktadır. İstisnai olması gereken esneklikler asıl unsur haline gelmektedir. Bunu bazen işi hızlandırmak adına yapmaktadırlar. Kısa vadede bir çözüm olan bu sistem uzun vadede kuralları yasaları uygulanmaz hale getirmektedir.

Artık kurallara, ilkelere yasalara yakın değil yöneticilere yakın bir sistemsizlik hâkim olmaktadır.

Sonuç bir tarafta yüzbinlerce insanın kaybı, değer tarafta devletin kaybolan itibarı.

Devlet denetim görevini sistem haline getiremeyen, duruma göre esneyen liyakatsiz sorumluların oyuncağı olmuştur. Devlet zafiyet içine sokulmuştur. İradesini kullanmamış bir devlet görünümü ortaya çıkmıştır

Her ne kadar olay sonunda geç kalmış bir müdahale ile önlemler alındıysa da bunun adı önlem değil sorunu çözme gayretidir. Bunda da bir nebze samimiyet gözüküyor olsa da sulandırılıp sulandırılmadığını da zaman gösterecek.

Devlet işleyişi; zamanında yapılması gereken kontrol ve denetim sürecinin sağlıklı yapılmamasından dolayı zafiyete uğramıştır. Gerekli yasalar ya tam uygulanmamış, önleyici tedbirler alınmamış, ya da gerekli önleyici yasalar yapılmamıştır. Şimdi yapılan ve yapılacak olan yasaların öngörülmemesi de de ayrı zafiyet.

Bunda yönetenlerin direkt kusuru olmasa da istihdam edenlerin kusursuz sorumluluğundan dolayı devleti yönetenlerin güçlü bir sorumluluğu vardır.

Bu sadece devletin yönetiminde değil belediyelerde de benzer bir durum var. Orada da kusursuz sorumlu yöneticiler var.

Burada yapılması gereken iktidar ve muhalefetin pisliği halının altına süpürme yerine arınma yoluna gitmeleridir.

Özleştirici bir rota çözüm olacaktır. Hem öz eleştiri hem de sorunun özüne inip çözme gayreti samimiyetimizi gösterecektir.

Bunu vatandaş olarak biz de; ama yerel ama devlet yönetimindeki tavrımızı ele alıp milletçe de kendimizi işin içine katmalıyız.

Aslında maymun tüccarı ve köylüleri düşününce hepimiz bu ticaretin tarafıyız.

Bu arada başörtüsü takıp bu işlere bulaşan yöneticiler sadece kendisini ve içinde bulundukları partileri zora sokmamıştır. Bu simge ile milyarlarca Müslümanın hatta gelmiş ve gelecek Müslümanlarında canını acıtmışlardır.

Devlet adaleti sağlayacak bir gerçekliğe yaklaştıkça güçlü olur. Hele küresel olarak her tarafımızı saran nifak tohumları ve iblisin bize karşı harekete geçtiği bir dönemde toplumsal vicdan makyajsız bir şekilde tatmin edilmelidir.

Yoksa yapılanları kimsenin zafiyete uğratmaya hakkı yoktur. Bizzat devleti yönetenler kusursuz sorumluluğunun gereğini yapmalılar.

Sonuçta vatandaş yasaların uygulamasından emin olmalı, sağlıklı uygulatıldığına inanmalı ve güvenmelidir. Bu iklim tesis edilinceye kadar devlet özleştirmeye devam edilmelidir.