Bir Ağustos günü sıcağında öğleden sonra arkadaşlarımı yaylaya davet etmiştim. Sahil sıcaktı ama yayla her zamanki gibi serindi. Hele Çınarı koyu gölgesi meltemin de etkisi ile bambaşka bir serinlik veriyordu.
Kardeşim ve eşi bize bağdan topladıkları erik, armut, beyaz sarı, kehribar, kırmızı siyah üzümler ve elmaları ikram ettiler. Çınar yayla evimizin önünde bağın içinde. Bundan tam elli yıl önce annem tarafından ekilmişti. Bağ çok daha eski.
Meyvelerle beraber kahve ve sonrası çayla beraber muhabbet de demini almıştı. Yaylanın tarihini, iklimi yaylanın Akdeniz insanları için önemini, yörenin kültürünü ve Yayladaki eski evimizin Çınar ağacını ve bu ağaçların gölgelerinde şahit olunan tatlı yaşanmışlıkları paylaştım.
Geçenlerde kardeşim yine çınar ağacını ve bağı paylaştığında özlemle geçmişe gidiverdim.
Birden tefekküre daldım.
Modern şehrin yabancı olduğu bu yaşanmışlıkları hikâyeler olarak anlatıyoruz. Gelecekte bu hikâyeler masalsı yaşamlara dönüşecek diye düşünürken üzüldüm, endişe duydum.
Şehirler kurgulanırken insan ilişkileri, aile, doğal yaşamlar korunarak plan yapılabilecek iken neden yapılmadı? Diye düşünürken ‘’kabak ve Çınar ağacının’’ hikâyesi aklıma geldi
Bir gün koyu gölgeli, kocaman bir çınar ağacının altına düşen kabak çekirdeği uygun ortamı bulunca filizlenir. İklimin uygunluğu yağmur, güneş ve toprağın da verimliliği ile kabak hızla büyür. Çınar ağacını boyunca sarar.
Artık gece gündüz çınar ağacı ile sarmaş dolaştır. Kimsenin olmadığı anlarda muhabbet ederler.
Heyecanlıdır, çokbilmiş kabak.
Çınar’a yaşamını anlattırır.
Çınar anlatır. Yağmuru, karı, rüzgârı, baharın gelişini, yazı yapraklarının çıkışını insanların neden gölgesini tercih ettiğini anlatır. Kabak soruyu sorar ama cevabını dinlemez.
Mevsimlerden yıllardan bahseder ama kabağın ilgisini çekmez.
Bu arada şahit olduğu yaşamları izah etmeye çalışırken;
xxx
Kabak dayanamaz dinlemeden yine sorar Bilge Çınar’a ;
-Sen kaç yılda bu hale geldin der.
- Elli yılda der çınar, keyifle.
- Elli mi’ diye şaşırır kabak; aklı, havsalası almaz. Sabırsızca; ben, neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! Diye övünmeye başlar.
- Doğru, der çınar.
Zaman geçer sonbahar gelir mevsim hazan mevsimidir. Yapraklar dökülmeye başlar. Ama çınarın hala yeşil yaprakları vardır ama ilk rüzgârla beraber kabak üşümeye, suyu çekilmeye başlar. Yeni yapraklar veremediği gibi yapraklarını dökmeye ve bükülerek aşağı doğru inmeye başlar. Endişeyle çınara danışır:
- Neler oluyor bana çınar?
- Telaşlanma, yalnızca ölüyorsun, der çınar
- Neden?
- Ben bu hale elli yılda geldim. Beş yüz yıllık ömrü olan büyüklerimiz var. Bilge çınarlar. Sen iki aylık ömrü olan bir kabaksın. Benim elli yılda geldiğim yere sen iki ayda geldin ve ömrünü doldurdun der.
Kabak yine anlamamıştır.
xxx
Sizce de günümüz yaşamı kabağa benzemiyor mu?
Her şeye hızlıca sahip olmak,
Hak etmediğimiz pozisyonlara gelmek,
Bir özelliğimizle her şey olduğumuzu düşünmek,
Kabak misali tesadüflerle çınar gibi insanlarla yarışmaya çalışmak.
Hatta onları küçümsemek,
Kurduğu kumpaslarla, dalaverelerle elde ettiği güçlerle çınar olabilecek insanların önünü kesmek,
Makyajlı hallerimizle en tepeye ulaşmak,
Yapmacık imajlarla bir yere gelmeye çalışmak,
Rol çalmak,
Kısa zamanda zengin olmak,
Güce hemen erişmek, kabak gücüyle kendini her şeyin üzerinde görmek,
Tevazudan yoksun kişilikler,
Hatta bütün bu özelliklerle övünmek,
Kabak gibi büyümeye örnekler değil mi?
Bugün güzel ve gençken güçlere bile diz çöktüren bayanların çökmüş halleri;
Görevdeyken mutlak güç olan, asan kesen asker, bürokrat bakan, memurların görev sonrası düştükleri kabak görüntüsü,
Güç elindeyken ilahlaşan insanların yoklukla beraber düştükleri çaresizlikler,
Hatta çınar gölgesindeki tavşan misali gölgeyi kendi gölgesi sanan uyanık kof insanlar,
Hatta devletlerde de durum farklı değil; bir gücün gölgesinde kendini bağımsız gören devletçikler,
xxx
Modern çağ! Kabak gibi yaşamları kutsallaştırırken Çınar gibi yaşamları itibarsızlaştırıyor.
Hız özendiriliyor.
Kullan at yaşamlar yaygınlaşıyor. Eskiden dededen kalma bir mobilya veya halı antika olarak evimize değer katarken bugün perdeye göre değişen mobilya ve halılar da kabak tip yaşamı oluşturmuyor mu?
Başarı; takdiri alıncaya kadar tabi bir de sosyal medyada paylaşacak fotoğraf.
İnsan ilişkileri de kabaki durumda değil mi? Vefadan, kıymetlendirmeden süreklilikten yoksun faydalandığın sürece değerli olan ilişkileri yaşamıyor muyuz?
Albert Camus ‘’ Yabancı’’ kitabında yabancılığı çaktırmadan o kadar güzel anlatıyor ki; hepimiz bilmediğimize, öğrenmediğimize, hatta tanımadığımız kendimize bile yabancı yaşıyoruz.
Kabak için çınar nasıl anlaşılamayacak bir hayat. İfade edilemeyecek büyüklükte bir yabancı değil mi?
Kabak için Çınarın ömrü masal bile olamaz.
İnsan öyle bir kabak yaşama sürükleniyor ki çınarın hayatı gittikçe daha derin ütopik bir hal alıyor.
Sadece çınar mı?
Kabak kendi haline bile yabancı.
Bilseydi kabak belirli nizamda ekilen faydalı bir bitki olabilirdi. Oysa şimdi sararıp toprak olacak bir daha bir kabak olup olmayacağı da garantili değil.
İnsan da kabak tipi hayatlara özendiriliyorken hızla insanlık diye tarif ettiğimiz şerefli, mükemmel yapısına yabancılaştırılıyor.
İnsanlık belki de onun için pasifleşiyor.
Bugün dünyada yaşanan olaylara insanın duyarsızlığına bakınca insanın hızla pasifleştirildiğini daha net fark edebiliriz.
Çınar ağacı gibi olalım,
Gölgemiz olsun,
Çaylar içilsin
Muhabbet bağdaş kursun otursun
Hayallerimiz olsun
İnsanlık için
Yaşanmışlıklardan hayat derleyelim.
Mesajlar bırakalım geleceğe
Bilge çınarın not edeceği.