Yeni moda, kolay çözüm; son zamanların sorun çözme şekli; tartışmaları liyakatsizliğe bağlamak.

Liyakatsizlik aldı başını gidiyor.

Devlet neden iyi yönetilmiyor?

Çünkü liyakate önem vermiyoruz.

Şirket neden yönetilemiyor?

Çünkü liyakat sahibi yöneticilerden kurtulamıyoruz.

Bürokrasi neden başarılı değil?

Çünkü, siyaset bürokrasiye liyakatsiz insanları yerleştiriyor.

Demokrasi adalet sağlama konusundan neden başarısız?

Çünkü demokrasi liyakati yönetime taşıyamıyor.

Şehrimiz neden gelişemiyor ?

Çünkü , liyakatli insanları seçemiyoruz.

Neden liyakatsizlik her tarafımızı sarmış?

Çünkü liyakate gerçekten kayıtsız kalıyoruz.

Nedir liyakat ?

Liyakat; yeterlilik, yetenekli olmak, yaptığı işin bilincine sahip olmak işin erbabı olmaktır. Yaptığı işe layık olmak, uygun olmaktır. İşin ehli olmak işe yakın olmaktır. İşi yaşam biçimine getirmek işinde kendini bulabilmektir. Kendi potansiyel yeteneklerini kullanabilmektir. Her ne iş yapıyorsa o işe layık olmaktır.

Liyakat sadece işi yapan açısından önemli değildir. Liyakati idrak edememiş bir toplum liyakate layık olamaz. Çünkü liyakat algılanabildiği, kıymetlenebildiği ölçüde değerlidir. Fark edilebilir. Dolayısıyla talep edilen bir özellik haline gelebilir. Kıymet bilinmeyen ortamda liyakate karşı lakayt kalmak bir davranış haline gelir.

Onun için konuşmalarımızda liyakati savunur gibi bilgece sözlerimiz lakırdıdan öteye geçmez. Liyakati istemek de bir bilinç gerektirir. O duyulup içi boş bir söz haline getirilecek bir olgu değildir. Sistemin gerekli ve yeterli şartıdır. İnsan kaynaklarının olmazsa olmazıdır. Çalışma hayatının temel şartıdır. İşi ehline vermek kutsal bir emirdir. Bilim de bunu emreder. Bu şartlara uymamak liyakate lakayt kalmaktır. Sonuç olarak liyakatsiz ellerden layık olmayan işler çıkar.

Aslında toplumda liyakate gerekli önemi vermememiz bizim lakayt davranışımızdan kaynaklanmaktadır.

Çoğu zaman istiyormuşuz gibi yapıyoruz. Liyakati istiyor gibi yapıyor, bizzat liyakate önem vermiyoruz. Yani kendimiz lakayt davranıyoruz.

İşi ehline vermeyi bilmiyoruz.

Ehliyetimiz, belgemiz olmayan işleri yapmak istiyoruz.

Becerimiz olmayan işlerin başındayız.

Kendimizi liyakatli hale getirmek için çaba sarf etmiyoruz.

Ekibimizi liyakatli insanlardan değil kontrol edebileceğimiz insanlar arasından seçiyoruz.

Aslında çevremizde gelişen olaylara ilgi ve alaka göstermede samimi değiliz. Yani alakasızız.

Liyakati isterken de çok da manası ile akalı değiliz.

Öyle olunca sonuç; layık olmadığımız işler ortaya çıkıyor.

Yaşama ve çevremize lakayt kaldıkça yaşam ve çevre ile aramızda kopmalar başlıyor. İnsan hızla yalnızlaşıyor. Öyle bir hale geliyor ki; artık birilerin kurguladığı hayatın figüranı oluveriyoruz. Farkına varmadan . yaşamı üreten, faydalananı değil kullanılan hale geliyoruz.

Sonuçta liyakat toplumda kültür haline gelemediği için toplum da gelişemiyor. Hal bu ki; uygarlıklar kültür haline gelebilmiş doğru davranışların sonucu değil mi?

Önce liyakati samimi olarak isteyeceğiz.

Liyakatli olacağız.

Liyakatli insanlarla olacağız.

Liyakatli ekiplerimiz olacak.

Liyakat yaşam biçimimiz haline gelecek.

Çevremizde her gelişmeye duyarlı olacağız.

Eğer liyakate, lakayt kalırsak; liyakatli beyinlerin kurguladığı hayatları imrenerek izleriz.

Bilinçli, ilgi ve alakamızla çevremiz ve yaşamla daha yakın uyumlu olacağız.

Adalet, refah, gelişme istiyorsak liyakatin hakim olduğu sistemleri kuracağız.

Bel ki de ülkemizde bugün en çok eksikliğini çektiğimiz ortam ehline yaptırmadığımız işlerimizde kendini hissettiriyor.

İki ileri bir geri ilerleyen ülkemin de temel ihtiyacı liyakat.

Bir de lakayt kalmamak.