Milli Eğitim Bakanlığı son günlerde stratejik kararlar alarak değişime gidiyor.

Benim en çok dikkatimi çeken karar: ‘’puan odaklı’’ değil ‘’potansiyel odaklı ‘’eğitime yöneleceklerini duyurdular. Üstelik ortaokuldan itibaren uygulaması başlayacak bir sistem olduğu ifade edildi.

Bunun anlamı daha ortaokuldan itibaren öğrencilerin potansiyel becerilerini ortaya çıkaracak öğrencinin kendini keşfedebileceği bir ortam oluşturulacak.

Bu konuyu değişik zamanlarda kaleme almıştım. Bu açıdan çok mutlu oldum.

Bu değişimin eğitimin ötesinde toplumsal değişimde kaldıraç etkisi yapabileceğini düşünüyorum. Tabii ki yaşam biçimi haline getirilebilirse…

Günümüzün ezbere dayalı sadece not alma amaçlı köreltici eğitiminden çok daha etkili bir yöntem.

Şimdiki sistemde dersleri üstün bir başarı ile bitirmiş bir öğrenci iş hayatında hatta özel hayatında sıfır vizyonlu bir insan haline gelebiliyordu. Okulla beraber iş deneyimlerini de geliştiren nispeten becerilerinin farkına varan öğrenci yok muydu? Elbette vardı ama bu kurumsal hale getirilemediği için öğrenci gerçek hayatta bocalıyor hatta deneme yanılma yolu ile kendine iş yaşamında yer bulabiliyordu. O da tabi iş gören haline gelen insanı tatmin etmiyordu.

Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof. Dr. Yusuf Tekin’i tebrik ediyorum.

Bu sistem tutarsa sadece yetkili olan insanlar değil etkili insanlarla buluşan iş ortamları da kendilerine çeki düzen verecekler.

Eğitim hayatında iş ortamı ile doğru ilişkiler kuramamış, potansiyelinin farkında olmadan, hatta potansiyelinden çok uzak bir meslekle iş hayatına gelen öğrenciler iş hayatının kaşarlaşmış ama kurumsal kültürden uzak yöneticilerinin elinde oyuncak oluyorlardı. Onlar da öğrenme, gelir elde etme, iş sahibi olma saikı ile duruma katlanıyordu. Çünkü bu insanlar iş hayatına geldiklerinde gerçekten hem iş hayatından hem hayattan ne bekledikleri konusunda bile net bilgileri olmuyordu.

Peki, ne olacak;

Öncelikle daha ortaokuldan başlamak üzere potansiyelini keşfetmeye başlayan öğrencilerin tercihleri de kaliteli olacak.

Keşfettikleri potansiyel beceri ve kabiliyetlerle kendine yakın mesleklerin lisesini tercih edecekler.

Üniversiteye becerisini fark eden öğrenci olarak geldiklerinde artık mesleklerinin derinliklerine doğru yolculuk yapacaklardır.

Kendi becerisine uygun meslek tercih eden çalışanların iş görme hevesleri yüksek olacak, mesleklerinde kendilerine uygun kariyer planını daha gerçekçi yapacaklar.

Ruhuna uygun meslek tercihi insanların kendi kendini motive etmesine de vesile olacak. Mesleği ile ilgi sınırlarına kısa zamanda ulaştığı için içindeki keşif ruhu uyanacak, ortaya özgün ürünler ve hizmetler çıkacak.

Kendine has becerileri ve kabiliyetleri olan çalışanlar iş yerlerine geldiklerinde de çözüm odaklı bir ortamın oluşmasına yüksek katkı sağlayacaklardır.

Kendine güvenen ve daha edebi bozulmamış bu çalışanların işyerlerine sadece mesleki değil ahlaki de katkıları olacaktır.

Eğitim bir taraftan devam ederken Sanayi ve Ticaret iş çevreleri , özellikler odalar da bu çalışmaları sahiplenirlerse o zaman bu girişimlerin topluma ve iş çevrelerine yansımaları daha hızlı olacaktır.

İşverenler de zaman içinde bu insanlarla çalışırken işletmelerini daha kabiliyetli çalışanlarla donatmaya gayret edeceklerdir.

Hatta mevcut çalışanlarının da potansiyelini harekete geçirmek için insan kaynaklarını bu konuda görevlendireceklerdir. Tabi ki bu günden yarına bir değişim beklemek hayalcilik olur.

Hatta işletmeler ve devlet kurumları da etki odaklı çalışma sistemine geçecekler sadece etki meydana getiremeyen yetkililerini gözden geçireceklerdir.

İşletme sahipleri ve kurum yöneticileri belirli bir zamandan sonra etkisi olamayan kararlarını gözden geçireceklerdir. Bugün belki de etkisiz kararların gerçek sorumlusu işletme sahipleri ve kurum yöneticileridir. Ama liyakatsiz çalışanların yoğun olduğu bir yerde onların etkisiz kararları fark edilmemektedir.

Aslında bu sadece işletmeler ve kurumlar açısından değil yerel ve devlet yönetiminde de benzer zafiyetler vardır. Bir mahallenin, il, ilçe ve devletin potansiyel gücünün harekete geçememesinin sebebi budur.

Liyakatsiz yönetici ve ekibi yönetim alanın potansiyel gücüne uygun proje ve planlar yapamadığı için çarpık kentleşme, doğanın katledilmesi, çevrenin istismar edilmesi, insanın değersizleşmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Onun için ülkenin lokomotifi olarak, stratejik güç olabilecek kentlerin hala yerinde saymasının sebebi de potansiyeli harekete geçirecek etkili yönetici ve ekiplerine sahip olmamasıdır.

Potansiyeli harekete geçirebilen etki değeri yüksek yöneticiler şirketlerini, kentlerini ve devleti küresel aktör haline getirmekte zorlanmazlar

Bütün bunlardan dolayı potansiyeli harekete geçirebilecek etki esaslı eğitim sistemi kaldıraç etkisi çok yüksek bir uygulama olabilir.

Kimya mühendisliği fakültesi öğrencileri ile sohbet ederken bir öğrenci sormuştu;

Okulu bitirip gelsem bize ne kadar ücret verirsiniz? Diye

Ben: ‘’siz kimsiniz bana kendinizi anlatabilir misiniz?’’ diye sordum.

‘’Kimya mühendisiyim’’ dedi.

Ben : ‘’Asgari ücret ‘’dedim

‘’Öğrencilikten başka ne gibi özelliklerin var’’?

‘’İyi derece İngilizcem var ‘’dedi

‘’O zaman farklı bir ücret olabilir’’ dedim.

Mesela; Birinci sınıfta boş zamanımı laboratuvarda geçirdim, her yıl mecburi stajlarım yanında ekstra projelerde rol aldım. Hocalarım beni özel sektörle hazırladıkları ürün geliştirme projelerine dâhil ettiler, yurt dışında bir projenin paydaşı oldum. Okul süresince mesleki ağımı hep genişlettim. Hocalar, iş çevresi, üreticilerle kontaklarım var. Uzmanlık alanım parfüm hatta kendime ait bir formülüm var. Burnum çok iyi koku alır kokuları ayırt edebilirim gibi yetenek ve birikimlerinle bize başvurursan o zaman biz seni işe almak için davet eder istediğin ücreti konuşuruz dedim.

İş hayatı okulla beraber başlar. Eğer eğitimciler bu sistemi kurarlarsa çok farkı sonuçlara hazırlıklı olalım.