Pas tutmak, metalin işlememesinden dolayı içinde bulunduğu nem ve oksijenle temas etmesi ile yüzeyinin oksitlenerek kırmızı veya kahverengi bir tabaka ile kaplanmasıdır.
Tersi toplumumuzda ‘’işleyen demir ışıldar’’ ifadesi ile anlam bulur.
Günümüz şartlarına bakınca bizlerin de ruhu sanki pas tutmuşçasına yaşamla aramıza kocaman bir mesafe koyduğumuzu görüyorum.
Demir çelik sektöründe uzun mesafe ihracatlarında demirin oksitlenmemesi, korozyona uğramaması(metalin içine işlememesi) için metal pasivasyon ve siyah oksiteleme sistemi ile korumaya alınır. Burada bilinçli bir pasla kaplama işi vardır.
İnsan ruhu da gerek bilinçaltı algı yönetimi ile gerekse kişinin duyarsızlığı ile buna izin vermesi ile ruhu tabir caizse oksitlenir.
Bazen de alışkanlıklarımız dışımızdaki değişimlere bizleri kapalı hale getirir.
Ruhumuz pas tutar ya da kontrollü olarak pas tutması sağlanır.
Bu sadece bireylerde geçerli bir durum değil toplumlara da sirayet etmiş bir yaşam biçimidir.
En çok da devletlerin yapısı güçlü bir paslanma ile karşı karşıya.
Güçlerin küresel yaşamı kontrol edebilmeleri için bu gerekli. Hatta ruhlar ne kadar pas tutarsa onların işleri o kadar kolaylaşır.
Küresel güçler önce devletleri ele geçirmek için kendi taşeron güçlerini oluştururlar. Bunlar o ülkenin küresel taşeron şirketleri, sivil toplum örgütleri( vakıflar ve dernekler) inanç odakları, fikir ve ideoloji odaklarıdır.
Bunları aktif ya da pasif olarak desteklerler. Bunun içim medyalarda etkili güç odakları oluşturur, sosyal medyada ağlar meydana getirirler.
İnternetin imkânları ile sosyal medya aracılığı ile algıları yöneterek bu etkileri günümüzde en güçlü seviyeye çıkmıştır.
Bu sistemde bireysellik kutsanır. Bireyi özgüvenli olmak hissi ile beslerler. Onun artık toplumsal duyarlılığı azalmıştır. Üstelik toplumsal duyarlılığı güçlü olunca bireyin etkisiz olacağına inandırılmıştır. Yani toplumun kadim kodları etkisiz hale getirilirken, algı yönetimi ile kendi yapay kurallarını toplumsal kuralları olarak ana güç haline getirirler.
Birey sosyal medyanın ve sosyal algının hapsinde iken onlar kendi kurallarının hâkim olduğu, kendi kurguladıkları güçlerle mahalleden devletlere kadar bütün yapıyı etki alanına alırlar.
Diktatörle, bir cemaatle, yapay ideolojilerle yüzde ona yüzde doksanı yönettirirler. Demokrasilerde de durum farklı değildir. Toplumun yüzde ellisi seçime gitmez. Seçenlerin yüze 25 oyunu alanlar( yüzde 12,5 ‘a dek geliyor) hükümet kurdurup yüzde 100’ü yönettirirler.
Sonuç halk seçer güçler belediyeleri, devleti yönetir.
Muhalefet ve iktidar bir birleri ile kavga eder hatta kendi içlerinde kavga ederek onların değirmenine su taşırlar.
Halk seçmiştir.
Küçük bir azınlık belediyeden devlete faydalarını gerçeğe dönüştürürken onlar da devlerin hizmetinde görevini yaparlar.
Halkın ruhu pas tutmuştur. Partiler taraftarların sevgi ve nefretlerini kullanarak onların oylarını sabitlerler. Yani kemik oylar haline getirirler. Yani kendi seçmenlerinin ruhunu pas ile kaplarlar. Ama asıl faydayı sağlayanlar mutlu bir azınlıktır.
Onun için çok küçük bir azınlık ekonominin yüzde doksanlara varan varlığının sahipleridir.
Mahallemize, beldemize, ilimize ilçemize bakalım bizlerin ruhu pas ile kaplı iken birileri varlıkların sahibi olmuyorlar mı?
Bizim seçtiğimiz insanlar ya da bizim adımıza atanan insanlar bizden çok onların taleplerine daha hızlı cevap veriyorlar. Çünkü onlar işliyor ve ışıldıyor. Tabii biz paslanıyoruz.
Burada toplumun pasını silmek ya da paslanmamasını sağlamak ne küresel ne de yerel gücün işine gelmiyor.
‘’Uyandırmayın kerizi’’ ikazı sürekli onların kontrol mekanizması olarak kullanılıyor.
Onlara göre; kolay yönetebilmek için kolay yönetilen seçmen en uygunudur.
Sonuç beldemizde, ilçemizde, ülkemizde hatta küresel yaşamda insanlığın istemediği gelişmelere tanık olmuyor muyuz? Ve biz bütün paslı ruhumuzla normal yaşamımıza devam ediyoruz.
İnsanlığı ayaklar altına alan bir küresel düzen ve onların ülkesel ve yerel destekçileri yanı başımızda çevremize bakalım göreceğiz.
Bizlerin ruhu sadece pas tutmamış, artık korozyona uğramaya başlamışız. Yani ruhumuzun derinlerine yeni düzen hızla işliyor ve biz bu düzeni normal yaşam zannediyoruz. Esas ölçümüz insanlık hızla yok oluyor.
Bu arada kendimize göre gerekçelerimiz var?
İrademiz pas tutmuş ama bizimle ilgili her konuda çevremizden başlamak üzere bütün yöneticileri hatta dünyayı yönetenleri suçluyoruz.
Bizden başka herkes suçlu.
Ya da herkesin aynı durumda olduğunu söylüyoruz.
Ama irademizi harekete geçirmeyi hiç düşünmüyoruz.
Çevremizle çatışıyoruz, kendimizle çatışıyoruz ama başta kendimiz olmak üzere çevremizi harekete geçirmeyi hiç düşünmüyoruz.
Yapay bir hayatın içinde sahte başarı ödülleri ile kendimizi uyuşturucu mutluluklara mahkûm etmişiz.
Varsa yoksa beğenilmek.
Beğenilmeye, sahte tebriklere öyle mahkûm olmuşuz ki hayatımızı ipotek altına alın o güçleri
alkışlıyoruz.
Beğenildikçe paslanıyor, ruhumuzu köreltiyoruz.
İnşallah ruhumuzun pasını siler hayatımızı parlatırız. Kalbimiz ışldatırız.
Önce yüreğimizdeki paslardan başlayalım.
Sonra zihnimizi harekete geçirelim.
O zaman bizim de çok etkili bir gücümüz olduğunun farkına varacağız.