Kurumsallaşma adına o kadar çok fikir yürütülüyor, o kadar çok çaba harcanıyor ama yine de kurumsallaşma gerçek olamıyor. Üstelik bunun adına o kadar çok harcama yapılıyor, bedeller ödeniyor, kaynaklar heba oluyor.
Bunu beceremeyen insan ve onun yönetimindeki organizasyonlardır.
Oysa insan ‘’ ahsen-i takvim’’ ( en güzel ve mükemmel ) olarak yaratılan bir varlık olmasına rağmen bunu gerçekleştirmekte zorlanıyor. Tin Suresi (95/4) Ayetinde “Ant olsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık’’ insana en güzel ve mükemmel verilen biçim. Bu tabirde geçen "takvîm", eğriyi doğrultmak, kıvama ve nizama koymak, kıymet vermek ve kıymetlendirmek anlamındadır.
Kurumsallaşma da nizama koymak, kıymetlendirmek, eğriyi doğrultmak değil mi?
İnsana bunu yapabilecek potansiyel beceri ve kabiliyetlerin en güçlüleri ile donatılarak, iradesini bu yönde kullanılmasını emredilmemiş midir? yaşamı ilkeleştirsin , nizamı kursun denmemiş midir.? Tam da bunu denmiştir.
İnsana kabiliyet ve beceri verilmiş olgunlaşma ve kemale erme yolunda yürümesi istenmiştir. Bu insanın tekâmülüdür. İnsanın kendi kendini tamamlaması demektir.
Oysa diğer varlıklar yaratılırken tamamlanmış şekilde yaratılmıştır. Onlar daha iyisini yapamaz. Ne ile donatılmışsa onu yapar. Tavuk var olduğundan beri yumurtasını aynı ovallikte yumurtlar. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın kare veya üçgen yumurtlayamaz. Formülü, içeriği hep aynıdır. Gelişime kapalıdır. Bu şekilde tamamlanmış olarak yaratılmıştır.
Bal arısı, var olduğundan beri altıgen olarak petek yapar. O en mükemmel şekilde yaratılmış ve arı tarafından değiştirilemez ve bozulmaz, altıgen yaratılış peteğin en verimli halidir. Bilim de bunu kanıtlamıştır.
Kumun içinde yumurtadan çıkan kaplumbağa çıkar çıkmaz denize doğru hareket eder. Ördekler de suya doğru. Bu yaratılış icabı gelişmesi mükemmel şekilde tamamlanmış şekilde var olmuşlardır.
Yaratılmış bütün tabiat unsurları insan dışında kendi standart yaşamlarla yaratılmıştır. Ölçüleri bellidir. Rotaları , yaşam biçimleri onların var oluşuna kodlanmıştır ve zamanı gelince hayattaki rollerini yaşarlar.
Bu yaşam reçetesi onların anne ve babalarının fıtratına yazılı görevleri icabı da yavrularına aktarılır. Ne eksik ne fazla…
Kartal yavrusunu uçmaya hazırlarken de bu varoluşa kaydedilmiş fıtratları üzerine görevini, yaparlar.
İnsan deneyimler, çevre, bireysel ve toplumsal birikimler akılla kıyas ve öğrenme ile tekâmülünü yaşarlar, olgunlaşma sürecini tamamlarlar.
Burada temkin ve geldikleri yeri koruma gibi dikkat etmesi gereken önemli sorumlulukları vardır. Sürekli bilinç düzeyini koruma görevini unutmamalıdır. Yoksa sahip olduğu her şeyi kaybedebilir.
Bu insanın imtihanıdır.
İnsan öğrendikçe anladıkça, idrak ettikçe, keşfettikçe hep daha mükemmeline doğru yol alır.
Böylelikle yaşamın da tekâmülü ve kemale ermesi insanın sorumluluğuna verilmiştir. Aynı zaman da korunması da…
Oysa yumurta ne olursa olsun müdahale edilmedikçe ovalliği bozulmaz. Petek hep altıgen şeklide olur. Kraliçe arı kendisine verilen bir salgı ile kovanda nizamı sağlar.
İnsan yaratılışta sahip olduğu bilgi ve beceriyi kullandıkça, keşfettikçe öğrendikçe hep daha mükemmelini yapar.
Organizasyonların kurumsallaşması( ilkeleşmesi) de insanın kapasitesine bağlıdır. İnsan ilkeleştikçe kurumsallaşabilir.
Mesela aile şirketlerinde çocuklar kartallarda olduğu gibi yönetme kabiliyeti ile doğmazlar. Ama öğrendikleri ölçüde yönetici olurlar. Babaları da bu seviyeye çekmiş oldukları sıkıntı ve deneyimlerle gelmişlerdir. Bu deneyimler birçok ilkenin olgunlaşmasına vesile olmuştur. Eğer bu ilkelerin dayanağını idrak edemezse varislerin başarı şansı düşer.
Belki onlar ebeveynlerinin zorluklarını yaşayarak değil onların deneyimlerini içselleştirerek organizasyonlarını özellikle işletmelerini daha ileriye taşıyabilirler.
Her şeyi hazır bulan varisler, hiçbir deneyimi algılamadan, kendileri de deneyim yaşamadan direkt yönetime talip olduğunda olgunlaşmamış bir yönetim tarzı sergileyeceklerinden o güne kadar gelmiş kazanımları riske sokacaklardır. Bugün yönetilmekte zorlanan ya da batmış birçok işletmede bunun örnekleri vardır.
Bu sadece varisler açısından değil.
Mevcut yönetimler işin gereği kadar tekâmüllerini tamamlamadıklarından gerçek olgunlaşmanın seviyesine ulaşamayacaklardır. Nitekim gücünün etkisini ilkelerin önünde gören yönetimlerin kurumsallaşması çok zor olmaktadır.
Bugün tavuk yumurtasının binlerce yıllık standardına bile birçok işletme ulaşamıyorsa bu insanın standardı iradesi ile kazanmaları gerektiği bilincine ulaşamamasındandır.
Bugünün işletmelerinde ürünlerin ve yönetim biçimlerinin sürdürülebilir ve kültür haline gelmiş biçimine ulaşılamıyorsa, yönetimlerin bu bilinci yeteri kadar algılamadığını düşünüyorum.
Belirli bir kazançla güç elde eden yönetimler kendilerini hata yapabilir toleransa sahip olarak gördüklerinden, ilkeler de ihlal edilebilir hale gelmektedir.
Belki de kurumsallaşmanın önündeki en önemli engel budur.
İşletme yönetimleri bütün hatalarda önce nerede hata yapıyoruz sorgusu ile öz eleştiri kabiliyetlerini geliştirirlerse o zaman gerçek karar verici olarak ekip arkadaşlarının da kendilerini öz eleştiri yapamaya yöneltirler.
Tavuklar yumurtalarının standardını oluşturmazlar, arılar da peteğin şeklini balın formülünü değiştiremezler ama insanoğlu sahip olduğu standardın her zaman daha gelişmişini yapabilir. Çünkü onun mükemmelliği olgunlaşmanın zirvesine kadardır ve bu onun iradesi ve sahip olduğu kabiliyet ve becerilerle olacaktır.
Bugün hizmet ve ürün üreten hatta yaşama yön veren kurumlar olgunlaşma yolundan sapıyorlarsa kendilerine verilen kabiliyetleri ve becerileri hakiki olgunlaşma yolunda kullanmamalarındandır.
Onu kendisine ve insanlığa yakışır bir şekilde uygulamaya koymak insanı ‘’Ahsen-i Takvim’’ olan; kendisine verilen en güzel ve mükemmel özellikleri insanın temel sorumluluğudur. İnsanlığın da tekâmülü için insan hakikati merkeze koyan standartları yaşamalı ve yaşatmalıdır