Son yıllarda özellikle küresel ısınmayla, iklim değişikliğiyle gelen sel ve benzeri felaketlerle birçok ülkede can ve mal, kaybına yol açtıgını görüyoruz..Doğa afetlerine karşı kanun ve yönetmeliklerle polisiye tedbirlerle belki geçici olarak çevre korunur ama asıl koruma gönlünde insan sevgisi olan,,hak hukuku bilen,emanetin ne oldugunu kavrayan ve bilenlerce korunur.
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s) 14 asır önce, insan ile tabiat arasındaki ilişkiyi, merhameti, denge ve emanetin evrensel ilkelerini ortaya koymakla modern çevre bilincini o günden itibaren bize göstermiştir.İslama göre evren(dünya)ve içindeki her şey Yüce Allah tarafından yaratılmıştır. Hz. Peygamberimiz’de (s.a.v.), insanın yeryüzündeki konumunu bir "sahip" olarak değil, bir "emanetçi" ve "halife" olarak tanımlamıştır. Bu tanımla emanetin sorumululugunu göz ardı edilememesini manevi, ahlaki ve kalıcı bir çözüm alterntif sunmuştur..
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) 14 asır önce ortaya koyduğu evrensel ilkelerini kendilerine yol haritası olarak görmeyenler bu gün çevre kriziyle başbaşa kalmişlarardır..Oysa inancımıza göre insan, yeryüzünün mutlak hakimi veya sahibi değil; oradaki kaynakları belirli bir ölçüde kullanmak üzere görevlendirilmiş bir emanetçi ve halifedir. Mülk Allah’ındır. Bu bilinç, insana doğayı dilediği gibi yağmalama hakkı vermediği gibi; aksine, dogayı koruma ve hesabı verilebilir bir şekilde derin bir sorumlulukta yüklemektedir
Evrendeki her şeyin bir ölçü, uyum ve denge (mizan) içinde yaratıldığı açıkça ortya koyan (Rahmân Suresi, 7-8). Hz. Peygamberimizin(s.a.s.) sünneti de bu ilahi dengenin korunmasını esas alır. Bugün yaşanan küresel ısınma, iklim değişikliği ve sel felaketleri, insanın bu hassas mizanı bozmasının ("Kendi elleriyle yapıp ettiklerinin") doğrudan bir sonucudur
Günümüz çevre sorunlarının temelinde yatan "tüketim hastalığı", İslam’ın en çok yerdiği davranışlardan biri olan israf ile doğrudan ilişkilidir. Hz.Muhammed (s.a.s.), "Akan bir nehrin kenarında olsanız bile abdest alırken suyu israf etmeyiniz" buyurarak, doğal kaynakların bolluk içinde dahi nasıl tasarruflu kullanılması gerektiğine dair eşsiz bir vizyon ortaya koymuştur
Hz. Peygamber (s.a.s.), merhameti sadece insanlar arası ilişkilerle sınırlamamış, tüm tabiatı ve hayvanları bu çemberin içine almıştır. Aç bırakılan bir hayvana, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren günahkar bir kişinin affedildiğini anlatan hadisler, doğadaki her canlının yaşam hakkına duyulan saygıyı ve merhameti en üst düzeye taşdıgını görüyoruz.
Doğayı sadece korumak yetmez, onu daha da güzelleştirmek gerekir. Efendimizin (s.a.s.), "Kıyametin koptuğunu görseniz bile, elinizdeki fidanı dikiniz" tavsiyesi, çevre konusundaki umudun ve yapıcı çabanın hiçbir koşulda kaybedilmemesi gerektiğini gösteren en güçlü çevre çevre koruma anlayısıdır..
Özetle,modern dünya sadece yasal düzenlemelerle çevreyi korumaya çalışırken, sorunun köküne, yani insanın kalbine ve ahlakına inmekte zorlanmaktadır. Çevre krizi aslında teknik bir sorun olmaktan ziyade ahlaki ve zihni bir krizdir. Çözüm; insan ile tabiat arasındaki ilişkiyi yeniden merhamet, denge, adalet ve emanet bilinci üzerine inşa etmekten geçer