Bu yazıyı yazıp yazmama noktasında git gellerim oldu mu?
Oldu…
Bir tarafta Konya, Konyaspor ve taraftarlar, bir tarafta ise meslektaşım!
Açıkçası, üyesi olduğu TSYD gibi önemli bir meslek örgütünün Genel Başkan Yardımcısı olmam nedeniyle bir sorumluluk hissettim mi?
Evet…
En önemlisi de şehre ve şehrin sancağı, yani namusu olan Konyaspor’un zarar görmeme arzusu, açıkçası bu yazıyı yazmamın nedenlerinin en başında geliyor…
Meseleyi tam bilmeyen bazı zat-ı muhteremler, mesleğin çatı örgütü olan TSYD’nin, Konya Gazeteciler Cemiyeti’nin ve Konya Yeni Medya Cemiyeti’nin açıklama yapmasını buyurmuşlar!
Daha doğrusu Nalçacılar Taraftar Derneği’ni kınamamızı istemişler…
Sebep?
Diyarbakır’a ve Amedspor taraftarlarına övgüler düzmüş birisi için!
Şimdi siz olsanız ne yaparsınız?
Bir tarafta Konya, Konyaspor var, diğer tarafta Konyalının ve Konyaspor’lunun sinir uçlarına dokunan yazılar ya da paylaşımlar yapan birisi!
İyi niyetli mi, kötü niyetli mi?
Bilemem…
Ama dikkatli olması gerekir miydi?
Gerekirdi.
xxx
Uğur Özteke’nin yazısını ve paylaşımlarını TSYD üyesi bir arkadaşımız gönderdi…
Televizyon programında yaşananları da…
Birincisi yazılarını okumam, ikincisi de yerel kanalların spor programlarını izlemem…
Dahası yıllarca davet edilmeme rağmen, bu kanallara yorumcu olarak da katılmam…
Yanlış anlaşılmasın; kanalları küçümsediğimden değil, katılmamamın kendimce bir sebebi var!
Futbol aklımız da var, şükürler olsun ki, dilsiz de değiliz, ağzımız da laf yapar…
Karakter meselesi..
Lüzumsuz yazmam, konuşmam…
Elime tuzu alıp hıyara koşanlardan değilim…
Her doğrunun her yerde konuşulmayacağını da az-çok bilirim…
Lüzumsuz yazan ve konuşanların hali ortada!
Neyse.
xxx
Şunu da unutmadan belirtmekte yarar var; takımın uçağında ben de vardım ve Diyarbakır Havalimanını ya da Diyarbakır şehrini görünce “kıskanmadım” dersem yalan olur…
Devlet son 10 yılda Diyarbakır’ı uçurmuş…
Nedenlerini herkes biliyor…
O ayrı bir mesele…
Diyarbakır halkına hayırlı olsun…
Ne diyebilirim ki başka…
Ama, öve öve öküz etmem, Amedspor’un bayraktarlığını da yapmam!
Bu kadar net…
Ki, doğu kökenli olmama rağmen…
Fenerbahçe stadında 40 bin seyircinin önünde, Konya’ya ve Mevlana’ya küfrettiği için, bir gazeteciyi tek yumrukta dizlerinin üzerine çökertmiş insanım…
Mehmet Yenikaynak yaşıyor, canlı şahidi, gidin sorun kendisine…
Nüfus kağıdımda “Konya” yazdığı için değil, Konya’da yaşadığım ve Konya’yı içimde yaşattığım için…
10 yıla yakındır TSYD Genel Merkez yöneticisiyim, İstanbulların, daha doğrusu İstanbullu spor gazetecilerinin, bir nebze de olsa Konya’ya bakışlarını değiştirmek için göbeğim çatladı…
Boru değil…
Oturduğunuz yerden Diyarbakır ya da Amed güzellemesi yapmakla olmuyor bu işler!
xxx
ÖMER ATİKER’İN YAPTIĞI İŞ
Uzatmayacağım; Konyaspor’un çok zor bir süreçten geçtiği bu günlerde Uğur Özteke ile İbrahim Apalı’nın bir araya gelmesinde sorumluluk alan Başkan Ömer Atiker’i yürekten kutluyorum…
Hem Uğur Özteke’yi ömür boyu bir linçten kurtardı, hem de çalıştığı gazetesini…
Tabi ki, TSYD gibi KGC gibi YMC gibi mesleğin çatı örgütlerini de, iki ucu b.klu değneğe bulaştırmadığı için…
“İki ucu b.klu” mecazi anlamda söylüyorum…
Yanlış anlaşılmasın…
Fikrini, zikrini açık açık yazan ve söyleyenlerdenim, dolayısıyla da karnından konuşanlardan değilim…
Bu konuda tavrım elbette Konya’dan, Konyaspor’dan ve kar kış demeden bu takımın peşinden koşan Nalçacılılardan, yani İbrahim Apalı’dan yana olurdu…
Bu kadar da net
xxx

Gelelim işin en önemli tarafına…
Başkanın işi kolay mı?
Hiç değil…
Bir tarafta kulübün ekonomik sıkıntıları…
Diğer tarafta sportif kötü gidiş…
Transferler, futbolcular, teknik heyet, taraftar beklentileri…
Yetmiyormuş gibi bir de şehrin gündemine oturan bu tartışma!
Ömer Atiker isterse bu meseleye hiç karışmayabilirdi…
Sonuçta tartışmanın doğrudan tarafı değildi…
Ama öyle yapmadı…
Sorumluluk aldı…
Uğur Özteke ile İbrahim Apalı’nın bir araya gelmesini sağladı…
Ve günlerce sürebilecek, belki de daha büyük kırgınlıklara neden olabilecek bir meselenin çözülmesine katkı sundu…
Bence yöneticilik biraz da budur…
Sadece kulübün kasasına para koymakla, iyi futbolcu transfer etmekle, maç kazanmakla başkan olunmaz…
Bazen bir şehrin huzuruna katkı sunmak da gerekir…
Ömer Atiker’in yaptığı tam olarak bu…
Bunu görmezden gelmek haksızlık olur…
Adamın, bir sürü derdi varken, hem de Konyaspor gibi bir derdin içinde boğulurken, bir de burnundan kıl aldırmayan birisinin derdiyle dertleniyor, kendisini ve gazetesini linçten kurtarıyor…
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bir tarafım “yaz” dedi…
Bir tarafım “yazsan ne olacak!” dedi…
Diğer bir tarafım da “yazanları görüyorsun!” dedi…
Nasrettin hocanın hesabı, üç tarafım da haklı!
Bu yazıyı yazmama neden olan birisinin hoşuna gitmeyecek, ama sorumluluk gereği yazdım.
xxx
Bu arada atlamak istemedim…
21 Ekim Dünya Gazeteciler günü…
Namuslu, onurlu, duruşlu, yazdıkları bir yazıdan ve söyledikleri bir sözden dolayı özür dilemeyenlerin günü kutlu olsun…
Yazıp sonra da kıvırıp, el etek öpenlerin değil.