Türkmen Kocası Yunus Emre;
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ile ede söz!
Söz söylemek çok önemlidir. Yine Koca Yunus’tan;
İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.
*
Rahmetli Niyazi Yılmaz Başkanım; seçim sathına girildiği zaman şeytan da iş başı yapar. Derdi. Dolayısıyla söz getirip götüren, abartan daha ötesinde de iftira bile atılabilir. İftira edenin iddiasına cevap verdim vereceğim deyip ispatlarken zaman gelir geçer.
Onun için her sözün ardına düşmemek gerekir değil mi?
Öyle ise öncelikle duyduğunu önce akıl süzgecinden geçirip hazmetmek, sindirmek, duyumsamak gerekir.
Başka deyişle söyleyecek olursak; sindirmek, elde edilen başarıyı ve başarısızlığın altında ezilmeden taşımak ya da uyum sağlamaktır.
Başka taraftan hoşa gitmeyen bir davranışı, sözü karşılıksız bırakmak, içine atmak katlanmak, dayanmak, sabretmektir.
Yanılmıyorsam rahmetli Hacı Veyiszade merhuma zevattan biri gelmiş;
--- Hoca Efendi falan zadelerde yemekte idim. Falan Hoca Efendi sizin aleyhinizde konuştu. Deyince Hacı Veyiszade merhum;
--- Peki, evladım yemekte ne vardı, neler yiyip içtiniz?
--- Efendim çok mükellef sofra idi. Çorbası, etlisi, sütlüsü, tatlısı, kahvesi çayı hepsi güzeldi Hocam! Deyince. Hoca Efendi;
--- Evladım o kadar yediğin yemekleri hazmettin de niye orada konuşulanları hazmetmeyip buraya kadar getirdin? Konuşulan her şeyi taşımamak gerektiğini ifade etmiş..
Böylesi laf söz taşıyanlara itibar etmemeliyiz. Edersek o zaman huzur rahat bulamayız.
Liseli yıllarda bizden üst sınıfta çocuk vardı. Bana ters ters bakardı. Onunla aynı sınıfta olduğum komşumun çocuğuna sordum;
--- Tevfik bu çocuk bana niye ters bakıyor. Bir durum varsa bilelim. Dedim. O da.
--- Ahmetçiğim o sana gıcık oluyormuş. Falan filan ondan ne duyduysa bana anlattı. Ben kendimi tutamadım bende onun aleyhinde konuşmaya başladım.
Bizim komşu çocuğu iletken tel gibi benden duyduğunu ona, ondan duyduğunu bana getiriyormuş. Tabi bunu sonradan anladım. Bir sınıfa giderken salonda o çocuğa omuz vurdum. Sonra;
--- Ne oluyor lan? Diyerek yakasından yapıştım. Sen niye bana böyle dedin? O bana sen niye böyle dedin? Ben demedim. Sen kimden duydun? Her ikimiz de Tevfik’ten duyduk. Diyorduk. Sonra ben;
--- Gel arkadaşım biz bir birimizi kıracağımıza arada laf taşıyan, yalın ayaklık, ispiyonculuk yapan Tevfik’in ağzını burnunu kıralım. Demiştim.
Sonra barıştık. Tevfik ikimizle de konuşamadı. Daha doğrusu konuşmaya yüzü olmadı.
Sonrasında öyle veya böyle sonradan sahip çıkamayacağımız sözler sarf etmeyeceğimizi anladık. Sarf edilmişse de hazmedeceğimizi de anladık.
Futbol takımının hocası beyanat veriyor:
Kaybetmeyi hazmetmek kazanmaktan daha zordur.
Kaybettiğimiz o gün; gösterdiğimiz saygıyla kazandığımız zaman rakiplerimizden ne beklediğimizi ortaya koymuş olduk.
Hülasa her ne duyarsak duyalım her ne durumda olursak olalım hazmetmesini bilmeliyiz. Hazmetmemiş olanların da sözüne itibar etmeyelim.
Ya peygamber efendimiz;
“Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, mutlaka az güler, çok ağlardınız.” Hadisini hatırlayınız. Diyerek ve Koca Yunus ile yazımı bitiriyorum..
Kişi bile söz demini,
Demeye sözün kemini,
Bu cihan cehennemini,
Sekiz cennet ede bir söz.