Şivlilik, kapı eşiğinde duran bir avuç şekerden ibaret değildir. O; çocukluğun sesidir, mahallenin nefesidir, üç ayların gelişiyle kalbe düşen ilk ışıktır. Sabahın erken saatlerinde, daha güneş uyanmadan, sokak aralarında yankılanan çocuk sesleriyle başlar. O sesler, yalnızca sevinci değil; bir geleneğin hâlâ yaşadığını müjdeler.
Şivliliğin tarihî kökeni, yazılı sayfalardan çok gönüllerde saklıdır. Nereden geldiğimizi sorarsak; cevabı ninelerin dualarında, dedelerin hatıralarında buluruz. Kapı kapı dolaşan çocuklar, aslında geçmişten bugüne taşınan bir emanetin izindedir. Taşıdıkları torbada şeker vardır ama kalplerinde edep, umut ve paylaşma duygusu taşırlar.
Üç ayların habercisidir şivlilik. Bir takvim yaprağı değildir onu başlatan; içten gelen bir seziştir. İnsan bu günlerde daha yumuşak konuşur, daha çok gülümser. Çünkü bilir ki manevî bir iklim yaklaşmaktadır. Şivlilik, çocuklara fark ettirmeden bunu öğretir: Sevinçle başlayan şeyin sonu hayırla biter.
Kapı kapı dolaşan masumiyet, çocuğun kalbinde iz bırakır. Her açılan kapı bir tebessüm, her verilen ikram bir duadır sanki. O çocuk, büyüdüğünde belki o şekerleri hatırlamaz ama kapı açmayı, paylaşmayı, “komşu” olmayı hatırlar. İşte asıl kazanç da budur.
Paylaşmanın öğretildiği gündür şivlilik. Kim ne bulduysa verir; azı çok etmez, çoğu üstün kılmaz. Bir avuç şekerden daha fazlasıdır kazanılan. Çocuk, tüketmeyi değil; istemeyi bile edeple öğrenir. Tevazu, sessizce yerleşir yüreğine.
Mahalle kültürünün son kalesidir şivlilik gecesi. Apartman kapılarının soğukluğunda bile bir sıcaklık arar. Kapıyı açan yaşlı bir teyze, çocuklara yalnızca şeker değil; bir dua, bir nasihat, bir tebessüm bırakır. Anne-babalar da o gün sessiz bir öğretmendir. Hazırlık yaparken, çocuklarının kalbine fark etmeden değer ekerler.
Unutulan değerler arasında bir direniştir şivlilik. Tüketimin hızına karşı duran yavaş bir sevinçtir. Kimseyi dışarıda bırakmamak, en güzel ikramdır. Çünkü şivlilikte esas olan, herkesin kapısını çalabilmektir.
Şeker değil, dua toplayan çocuklar görürsünüz o sabah. Kimlik bilinci böyle oluşur; aidiyet böyle yeşerir. Bir gecelik sevinçtir belki ama bir ömürlük hatıraya dönüşür. Şivliliğin kaybolmaması gereken sessiz mesajı da buradadır: İnsan, insanla güzeldir.
Çocukluğun en temiz günüdür şivlilik sabahı. Komşuluk hukuku yeniden yazılır, şehir hafızasını tazeler. Gelenekten geleceğe uzanan bir köprüdür bu. Yeter ki kapılar kapalı kalmasın, yeter ki biz hatırlayalım.
Şivlilik yaşarsa, biz de yaşarız. Çünkü bazı gelenekler süs değil, köktür. Ve kök kurursa, dallar da yeşermez. Benden söylemesi.