Bazı acılar vardır ki, kelimelerle anlatılmaz; sadece hissedilir. Toprak olur, taş olur, rüzgâr olur da yine de konuşamaz…
Ama bir anne sabaha kadar duvara bakarak ağlıyorsa, bir çocuk “Babam ne zaman gelecek?” diye soruyorsa,
işte orada konuşamayan o toprak, o taş, o rüzgâr aslında çığlık atıyordur.

Bir zamanlar şen kahkahalarla dolu evler, şimdi sessizdir. Kapı eşiğinde duran bir çift asker botu,
dolabın en üst rafında ütülü bir üniforma, yastığın altında sararmış bir fotoğraf…
Hepsi, geri dönmeyecek bir kahramanın hatırasıdır artık.

Şehitlik…
Bir kelime değil, bir kavuşamama hâlidir. Bir annenin kalbine gömülmüş, ömür boyu taşınan bir ateştir.
Bir nişanlının yarım kalan hayalidir; bir çocuğun, sesini unuttuğu bir “baba” kelimesidir.

Biz bu topraklarda rahat nefes alırken, bir yerlerde bir anne sessizce o nefesi tutar.
“Benim oğlumun nefesiydi bu vatan” der, kimseye belli etmeden ağlar.
Bir sancı saplanır boğazına, adı vatan sevgisidir ama tadı gözyaşıdır.

Evet, şehitlik yücedir, mukaddestir, ama arkasında kalanların yüreği, ömür boyu eksik atar.
Bir yanları hep mezar başında, bir yanları evde kalır. Bir ses duysalar, “Belki o…” derler, sonra sessizlik çöker yeniden.

Onlar bu milletin adsız kahramanları, bizimse vicdanımızın en sessiz şahididir.
Ve biz, ne yazarsak yazalım, onların bir damla kanının, bir anlık korkusunun, bir veda bakışının karşılığı olamayız.

Ama bari unutmayalım…
Her bayramda, her 18 Mart’ta, her 30 Ağustos’ta değil, her nefeste, her gün hatırlayalım. Çünkü bu toprak, sadece şehitlerin kanıyla değil, geride kalanların gözyaşlarıyla da yoğrulmuştur.

Allah rahmet etsin mekanları cennet, makamları âli olsun. Amin