Tarih sahnesinde adalet, cesaret ve fedakârlıklarıyla iz bırakan isimlerden biri de hiç şüphesiz Nureddin Mahmud Zengi’dir. 1118 yılında Musul’da doğan bu büyük komutan, sadece siyasi başarılarıyla değil, aynı zamanda İslâm dünyasının kalbine dokunan manevî hamleleriyle de tarihe geçmiştir.
Nureddin Zengi, adaletli bir hükümdar oluşu sebebiyle halkı tarafından “el-Emîrü’l-Adil” ve hatta “İkinci Ömer-ül Hattab” lakaplarıyla anılmıştır. Onun üç büyük hayali vardı: Müslümanları birleştirerek İslâm birliğini kurmak, Kudüs’ü Haçlıların elinden almak ve Konstantiniyye’yi fethetmek… İlkini kendi ömrü içerisinde gerçekleştirdi, Kudüs’ün fethi Selahaddin Eyyubî’ye, Konstantiniyye’nin fethi ise Fatih Sultan Mehmed’e nasip oldu.
Zengin ganimetler içinde yaşamasına rağmen Nureddin, altın ve gümüş kullanmayan, ipek giymeyen, sadece âlimlerin helal gördüklerini kabul eden bir hükümdardı. Onun bu sade hayatı, İslâm dünyasında adaletin ve samimiyetin sembolü haline gelmesini sağladı.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin 9.cildinde, naklettiği rivayet, Nureddin Zengi’nin manevî yönünü gösteren ibretlik bir hadisedir. 12. yüzyılın ortalarında dönemin papası, İslâm dünyasını derinden sarsacak bir plan kurmuştu. Yirmi kişilik özel bir grup, Peygamber Efendimiz’in (sav) mübarek naaşını Medine’den alarak Roma’ya götürmekle görevlendirilmişti. Yıllarca Medine’de halkın arasına karışarak, gece gündüz tünel kazdılar. Ama unuttukları bir gerçek vardı: Peygamber Efendimiz’in (sav) ümmetine olan vefası.
Bir gece Nureddin Zengi, rüyasında Allah Resûlü’nü (sav) gördü. Efendimiz, “Ya Nureddin! Bu melunlar kabrimi kazıyorlar, bana yetiş” diyerek ona haber verdi. Zengi sabaha kadar hazırlık yaptı ve hızla Medine’ye hareket etti. Orada tüm halkı topladı, rüyasında gördüğü kişileri tek tek aradı. Sonunda şüpheli grubu ortaya çıkardı. Tünel çoktan Hücre-i Saadet’e dayanmak üzereydi.
Nureddin Zengi, hainleri cezalandırdıktan sonra Peygamberimizin kabrini korumak için tarihe geçecek bir tedbir aldı: Hücre-i Saadet’in etrafını kazdırarak erimiş kurşun döktürdü. Adeta bir kale gibi örülen bu koruma tabakası, asırlar boyu Peygamber Efendimiz’in mübarek kabrini her türlü tehlikeden muhafaza etti.
Bugün Nureddin Zengi’nin adı anıldığında sadece bir komutan değil, aynı zamanda Resûlullah’a (sav) gönülden bağlı bir ümmetin ferdi akla gelir. Onun hayatı bize şunu gösterir: Adaletle yönetilen bir devletin sınırları büyür, Resûlullah’a duyulan sevgiyle atılan adımlar ise asırları aşar.
Allah onlardan razı olsun.