Bir çok toplumda; Evlenmek isteyen kişilerin, evlenmeden önce nişanlanma aşaması geçirdiklerine rastlamaktayız. Fakat her ülkenin nişanlılık durumuna ilişkin düzenlemiş oldukları hukuki normlar olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu yazımda, Türk Medeni Kanununda nişanlılık müesesinin neye tekabül ettiği ve hangi durumlarda nişanlıların tazminat talep edebileceği hususları üzerinde duracağım.
Toplumumuzda sıklıkla görüldüğü üzere nişanlanma, çiftlerin aileleriyle bir araya gelmesi ile yüzüklerin takılması sonucu başlamaktadır. Lakin Türk Medeni Kanununa baktığımızda nişanlanmanın bir erkele bir kadın arasında karşılıklı evlenme vaadi ile gündeme geldiğini görmekteyiz. Yani evlenme vaadini içeren irade açıklamasının; sözle veya yazıyla, açık olarak yapılmış olabileceği gibi evlenme arzusunu açıklayan bir davranışla ifade edilmiş olması yeterli olmaktadır. Bir başka deyişle nişanlanma yüzüklerin takılması, ailelerin bir araya gelmesine bağlı değildir. Lakin bahse konu şekilde nişanlanma töreni, ileride bir ihtilafın ortaya çıkması halinde, nişanın varlığının ispatı yönünde önemli rol oynadığını belirtmek isterim.
Nişanlılılar karşılıklı evlenme vaadinde bulunmuş olduklarından , taraflar bu vaade uygun davranmakla yükümlüdür. Örneğin evlenmeyi gerçekleştirme ve evlenmeyi engelleyecek davranışlardan kaçınmak ve nişanlısına sadık olmakla yükümlü olmaktadır. Lakin nişanlılığın evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermediğinide belirtmek te gerekir.
Nişanlılık evlenme ile sonuçlanabileceği gibi, evlenmenin imkansızlaşması, kesin bir evlenme engelinin meydana gelmesi veya nişanın bozulması ile de sonuçlanabilir. Türk Medeni Kanununda düzenlendiği üzere, haklı nedenle nişanın bozulması halinde haksız taraf haklı tarafa tazminat ödeyebilecektir.
Nişanlılardan birinin haklı bir sebep olmadan veya kendinden kaynaklanan bir sebeple nişanlılığa son vermesi yine nişanın haksız bozulması kapsamına girdiğinden haksız taraf, nişan için yaptığı harcamalar ve katlandığı maddı fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Örneğin oturulacak evin kiralanması, balayı seyhati için yapılan hazırlıklar, mobilya satın alınması, boya ve badana masrafları evlenme amacıyla yapılan masraflara örnektir. Yapılan masrafların tazmin edilebilmesi için nişanlılık sürecinde evlenileceğine güven duyularak yapılmış olması gereklidir.
Taraflar tazminat miktarı üzerinde anlaşmamışsa hakim, takdir yetkisini kullanarak uygun bir tazminat miktarına hükmedecektir. Hakim tazminat miktarını tespit ederken, davacının da nişanın bozulmasındaki rolünü, yapılan masrafın davacının malvarlığı için hala değerli olup olmadığını göz önünde bulunduracaktır.
Ana baba ya da onlar gibi hareket eden kişiler de diğer nişanlı için dürüstlük kuralına uygun olarak yaptıkları nişan masrafları ve evlenmenin yapılacağı kanaatiyle yaptıkları masrafları haksız nedenle nişanı bozan taraftan isteyebilirler.
Tazminat hususunda buraya kadarki açıklamalarımız maddi tazminata ilişkindi. Nişanın bozulması nedeniyle kişilik hakkı zarara uğrayan kişi kanun uyarınca manevi tazminat talebinde de bulunabilir. Lakin bu durumda tazminat istenmesini haklı gösterecek derecedeki manevi acı için tazminat istenebilir. Örneğin nişanın bozulmasından sonra nişanlının sağlığının bozulması ya da tehlikeye düşmesi örnek verilebilir. Pek tabii nişanın bozulması ile hastalık arasında illiyet bağı da bulunmalıdır.
Ayrıca manevi tazminat talebinde bulunan kişinin kusursuz olması değil daha az kusurlu olması yeterli olacaktır. Bir başka deyişle manevi tazminat isteyen kişinin kusursuz olması aranmamaktadır. Manevi tazminat istemeye hakkı olan kişi paradan başka bir türde manevi tazminatta isteyemeyecektir. İş bu yazımdaki içerik yalnızca genel bilgilendirme amacı ile yazılmış bulunmaktadır. Yazıma konu durum ve anlaşmazlıklarınız için adli mercilere başvurmanız durumunda alanında uzman bir avukattan danışmanlık ve avukatlık hizmeti almanızı naçizane fikrim.
Görüş ve tavisiyelerinizi [email protected] adresi üzerinden tarafıma iletebilirsiniz. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.