Ülkemizde çekişmeli boşanma davalarının uzun yıllar süren yargılama sonucunda karara bağlandığı ve bu sürecin çiftleri, varsa müşterek çocukları oldukça yıprattığı aşikardır.
Hukuk uygulamasında, taraflar ve müşterek çocuklar nezdinde çoğu zaman telafi edilemez zararlar doğuran bu durum hakkında "Geç gelen adalet, adalet değildir" düsturundan hareketle yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatindeyim.
Yakın tarihlerde adalet bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda aile hukukunda arabuluculuk sisteminin getirilmesi için çalışmalar yapıldığı gündemde olduğundan bu yazımda yargı erkinde faaliyet gösteren biri olarak çekişmeli boşanma davalarında zorunlu arabuluculuk sisteminin getirilmesi durumunda ne gibi sonuçların gündeme gelebileceği hakkında paylaşımda bulunacağım.
Bilindiği üzere mahkemelerin yoğunluğu ilden ile hatta ilçeden ilçeye değişmektedir. Çekişmeli açılan bir boşanma davasının, ön inceleme duruşmasının çok ileri bir tarihe verilmesi ve iş bu davanın devam eden duruşmaları arasında uzun süreler olması, dava hakkında karar verilmesini geciktirmektedir.
Arabuluculuk Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi ile arabulucu eşliğinde, tarafların uygunluk durumuna göre daha kısa zaman aralıkları ile toplantılar yapılarak olumlu veya olumsuz bir sonuca ulaşabilmek mümkündür.
Ayrıca yerel mahkeme tarafından verilen kararların çoğunlukla itiraza açık olması nedeniyle taraflarının itirazı üzerine dava dosyasında kesinleşmiş bir mahkeme kararı elde etmek de uzun bir süreye yayılabilmektedir. Bu durum ise kesinleşmiş bir boşanma kararı verilmeyene kadar yıllarca süren boşanma davası sürecinde tarafların yeniden kanuna göre yuva kurmalarına engel olabilmektedir.
Her yıl zamlanan dava açma ve sonrasında ortaya çıkan dava masrafları düşünüldüğünde arabulculuk ile anlaşma olması durumunda taraflar için bu sürecin daha az maliyetle sonuçlanacağı da ortadadır.
Arabuluculuk ile boşanma yönünde ortak irade gösteren tarafların mal rejimi, velayet, tazminat yönünden de ortak bir payda da buluşarak sonuç elde etmeleri mümkün olabilecektir.
Lakin dava şartı arabuluculuk sürecinde, taraflardan birinin, baskı ve tehdit ile bir diğer tarafı yok sayarak çıkarlarına uygun sonucu elde etmeyeceğinin de bir garantisi bulunmamaktadır. Bu durumda arabuluculuk sürecinde bir anlaşma olma zorunluluğu olmadığının, sürecin anlaşamama ile sonuçlanabileceğinin de olağan olduğunu hatırlatmak isteriz.
"En iyi kanun bile kötü uygulayıcıların elinde kendisinden beklenen faydayı veremez ancak en kötü kanun dahi iyi uygulayıcıların elinde çok daha verimli neticeler yaratabilir" Kanunların uygulanması durumunda mağduriyetlerin yaşanmaması temennimiz. Aile hukukuna ilişkin yeni düzenlemelerin olması durumunda iyi uygulayıcıların eliyle adilane sonuçlar vereceği muhakkak.