Elhamdülillah; dirilişimize, arınmamıza, kurtuluşumuza, rahmet ve mağfirete vesile olacak Ramazan ayına tekrar eriştik. Rabbim bizi, tuttuğumuz orucun bizi de "tuttuğu" hakiki kullardan eylesin. Âmin…

Bu Ramazan ile birlikte "eşya" merkezli hayat anlayışını geride bırakıp, "Esma" merkezli bir anlayışın hâkim olduğu günlere kapılarımızı sonuna kadar açalım.

Eşyayı önceleyen anlayış; maddeyi, makamı, markayı, modayı, egoyu, serveti ve şöhreti odağına alan bir hayat inşa etmeye çalışır. Varsa yoksa hedef dünyadır. Ölümü hatırlamaz, hatırlamak da istemez. "Dünya benimdir, benim olmalıdır" der. Oysa bilmez ki şu dörtlük tam da bu gaflet için söylenmiştir:

"Dünyasına dünyasına,

Aldanma dünyasına.

Dünya benim diyenin,

Dün gittik,dün “yasına”

Bu anlayışın içindeki kişi; yaşadığı doyumsuzluk, şikâyet ve sıkıntıların kaynağının bu "eşya tutkusu" olduğunu fark edemez. Iskaladığı hayatın içinde depresyona sürüklenir. Ne güzel demişler: "Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur."

Esma merkezli anlayış ise bizi Allah’ın rızasına ve cennetine götürecek bir yolculuktur. Bu yol, imtihanlarla sınandığımız bir yoldur. Allah’ın isimlerini tefekkür etmeyi, Hira kriterlerini ve en önemlisi O’nun rızasını her şeyin önüne koymayı düstur edinir.

Biz bu yüksek anlayışı, bugün katil İsrail’in saldırıları karşısında "Hasbunallah" diyen Gazzeli kardeşlerimizde görüyoruz. Ailesinin tamamı şehit olmuş dokuz yaşındaki o yavrumuz; çaba göstermeden, ter dökmeden zafer bekleyen bizlere "Esma merkezli hayatın" ne olduğunu büyük bir ibretle öğretiyor.

Mücahit çocuğa soruyorlar: — "Bütün ailen şehit olmuş, geride sadece sen kalmışsın. Şimdi ne yapacaksın?" Cevap sarsıcı: — "Hafızlığımı tamamlayacağım. 14 cüz ezberlemiştim, geri kalanını ikmal edeceğim." Soru devam ediyor: — "Ya sonra?" Cevap, imanın zirvesi: — "Ailemin yanına, cennete gideceğim."

İşte "Esma ruhu" budur. Ramazan, aynı zamanda bu sarsılmaz şahsiyeti inşa etmek için bir fırsattır. Müslümanca bir şahsiyete sahip olanlar, seyrettiklerine seyirci kalamazlar. Olaylar karşısında Müslümanca bir duruş ve duyuş sergilerler.

Rüzgârın önündeki bir yaprak gibi savrulmaz; "geçip git, aldırma" diyenlere karşı İslam’ın izzetini ve haysiyetini korumak için bedel öder ama asla taviz vermezler. Geçici zevkleri baki olana tercih etmezler. Sorumluluk sahibi olduklarını bilirler. Önce kendisinin, sonra ailesinin ve çevresinin bu vakur şahsiyete bürünmesi için ter dökerler.

Ramazan’ın; hakkın gözetildiği, haddin bilindiği, huşunun takva ve ihlasla taçlandığı bir ay olmasını diliyoruz. Yaratılana ve Yaradan’a karşı hayâ ile hayata tutunduğumuz, Haşir (mahşer) bilinciyle dünyayı yaşarken ahireti unutmadığımız bir dirilişe vesile olması niyazıyla...