Oruç da namaz gibi bedensel ibadetlerden bir tanesidir. Kişinin Allah rızası için belli bir süre yemekten, içmekten, nefsanî ve cinsel arzulardan, eylemlerden uzak durmasıdır. Kendini sabırla ve gayretle dizginlemesidir. Kendini bu tür eylemlerden uzak tutmasıdır.
Oruç da diğer ibadetler gibi niyetlerimize göre değer kazanacaktır. Niyetimiz ne kadar saf ve temiz ise, ne kadar samimi ve içten ise, ne kadar riyâ ve gösterişten uzak ise o kadar değer kazanacaktır. Riyâ ibadetlerdeki kazanımları yok eden tehlikeli bir virüstür.
Bu yüzden oruç tutan orucunu sadece Allah'ın rızasını talep ederek tutar. Orucunun sevabını yalnız Allah'tan bekler. Bunun yanı sıra orucun kendisine sağlayacağı bedensel ve ruhsal kazanımlara razı olur, şükreder sevinir ve mutlu olur.
Yani oruçlu, oruç tutarken ne birinden övgü ne de bir başkasından göreceği yergi ve saygısızlıktan dolayı etkilenmez. Kınayanın kınaması, küçümsemesi onu ibadetinden oruç ve namazından vazgeçirmez.
Oruç öyle bir ibadettir ki, oruçlu olsan da olmasan da sadece Rabb'i ve kendi bilir. Bu yüzden Allah, oruç benim içindir, oruçlunun sevabını ban vereceğim buyurmaktadır.
Oruç tutan, tuttuğu orucu eline beline bütün azalarına, nefsine, içindeki ve kalbindeki kötü huy ve çirkinliklere tutturmak zorunda olduğu için, bir bakıma melek gibi olacaktır. Kendisine çatan, kötü söz söyleyenlere bile Ben oruçluyum diyerek tahammül edecek, sabredecektir.
Günümüzde bazılarının Ramazan ayı gelince, oruçlar tutulunca daha da asabi, kavgacı, hırçın ve geçimsiz bir hüviyete bürünmesi anlaşılır gibi değildir. Bu insanlar Ne yapayım, oruç kafama vurdu diyemez. Oruç tutarken nefsiyle kavga etmesi gereken bir insanın çevresindeki insanlarla kavgalı olması düşünülemez. Bu, İslâm Ahlâkı'nın kurallarına da aykırıdır.
Peki, oruçluya saygı gerekir mi? Aslında bütün insanların, özellikle aynı ülkede yaşayan, aynı inancı paylaştığını söyleyen, pek çok ortak paydayı paylaşan insanların birbirini sevmesi, birbirine saygı göstermesi zaten şarttır ve gerekir.
Ne yazık ki bazı ideolojik, siyasî takıntıları olan bağnazlar, zaman zaman oruç tutan insanlara karşı alay edercesine saygısızlık göstermekte bir sakınca görmemekte ve toplumsal huzuru adeta hançerlemektedirler.
Evet, mazereti sebebiyle veya sebepsiz oruç tutmayanlar olabilir, onların yeme ve içme sorunları giderilebilir. Oruçlu insanlar onlara zaten tahammül ediyorlar, fazlasıyla hoşgörüyle bakıyorlar. Bakmak da lazım. Zorla kimseyi ne inandırabiliriz ne de oruç tutturabiliriz. İman bir gönül işidir, yürek işidir.
Ama her Ramazan ayı gelince mide rahatsızlığı artanları, sigara içmezken sigaraya başlayanları, oruçlu insanların karşısında ağzını şapırdatarak yemek yiyenleri de biliyoruz. Bu, bile bile saygısızlıktır, toplumsal barışı zedelemektir, kötü örnek olmaktır.
Yıllar önce öğretmenlik yaptığım Avusturya'nın Obergrunburg isimli bir beldesinde, bir ramazan gününde, Hans isimli bir öğretmen, Sizler Ramazan ayındasınız, size karşı saygısızlık yapamam diyerek sigara içmekten gün boyu vazgeçmişti. Bütün ısrarlarıma rağmen içebilirsin, ben içmiyorum, etkilenmem dememe rağmen, teneffüslerde sigara yakmamıştı. Saygısızlık olmasın diye.
Ama Türkiye'de bizim Hasanlar, Hans'dan daha geri kalmanın bir göstergesi olarak oruç tutan arkadaşların yanında sigara içmeyi devrimcilik yaptık zannederlerdi. Allah islâh etsin.
Evet, oruçlunun da oruçlu olmayanın da birbirini sevmesi birbirini sayması şart. Bu bir insanlık görevi. Kırmadan dökmeden, yakmadan yıkmadan, edep kurallarını da aşmadan.
Ölçülü olmak, dengeli yaşamak zorundayız.
Selam ve dua.
HEM NALINA HEM MIHINA
ZAHMET AKŞAMLARI(!)
Büyükşehir Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da, Ramazan Ayı gelince, Şehir Meydanı'nda Rahmet Akşamları düzenliyor. Yazar, Fikir Adamı, Sanatçı, Tiyatrocu pek çok meşhur bildik isim ve Grup Konya'da.
Hepsi güzel de, programların başlama saati, 22.30. Yani tam Teravih Namazı vakti. Meydanın sağı solu, önü arkası tam beş tane camii. Programlardan bazılarını izlemek için yani camiye gitmeyeceksin, ya da jet imamı olan bir cami bulup erken çıkacaksın.
Programdan gelen seslere de katlanabilirsen katlanacaksın.
Sonuçta Rahmet, Zahmete dönüşecek. Yani Zahmet Akşamlarına..
NEVİZÂDE, PAŞAZÂDE, ZÂDE!
Ramazan gelince ortalık yeme içme panayırına dönüştü bir anda.
Herkes akşam ve gece ne yiyeceğinin plânını yapıyor. Fırınlar, marketler, pideciler, tatlıcılar, dondurmacılar, tahinli pideciler müşterilerle dolu.
Yeni açılan bir çok yeme ve içme merkezi, lokanta ve restoran sayfa sayfa Ramazan Menüleri yayınlıyor. Yeni tesisler, yeni lokantalar, yeni restoranlar, yeni zâdeler açılıyor.
Allah işlerini açık ve bereketli eylesin.
Eylesin de müşteriler yemeği yiyip, faturayı görünce bir anda ZÂDE'likten, ZEDE'liğe dönüşüyorlarmış. Benden söylemesi.
KOLAY SORU, ZOR CEVAP
Mahalle camimizin cemaatinden Ahmet Efendi, öğle namazı sonrası yanıma sokuldu ve şaşkın bir bakışla sordu:
-Hocam, imamımıza sordum, bilemedi, bir şey diyemedi bir de sana sorayım. Eskiden biz İstanbul'dan önce oruç tutmaya, İmsak'a başlardık, şimdi daha sonra başlıyoruz, İstanbul daha batıda biz daha doğuda değil miyiz?
Takvim yapraklarına baktım, doğru söylüyordu. Memleketin enlemi boylamı mı değişmişti? Fazladan oruç mu tutuyorduk, erkenden, vakti girmeden sabah namazları mı kılıyorduk?
Ben de bir cevap veremedim. Birileri çıksa da tatmin edici bir açıklama yapsa.
GÜNÜN SÖZÜ
BU UÇSUZ BUCAKSIZ DÜNYA İÇİNDE, BİL Kİ, MUTLU YAŞAMAK İKİ TÜRLÜ İNSANA VERGİ: BİRİ, İYİNİN KÖTÜNÜN ASLINI BİLİR, ÖTEKİ NE DÜNYAYI BİLİR, NE KENDİNİ!
ÖMER HAYYAM