KIŞIN SICAĞI, SOĞUĞU VE BİR PANEL

Dışarıda kar yağıyor. Sabahın erken saatlerinden bu yana kar, her tarafı bembeyaz bir yorgan gibi kapladı. Melekler bugün mesaiye erken başladılar. Sabah ezanlarıyla birlikte kar taneciklerini üzerimize tek tek boşaltıyorlar. Şehrin kirlenmiş yüzünü temizliyorlar.

“Kış mevsimi, müminin baharıdır. Geceleri uzundur, teheccüde kalkar, gündüzleri ise kısadır oruç tutar” diyor âlemlerin efendisi. İnşallah kış mevsimimiz, yağan karla birlikte berekete ve bahara dönüşür.

Kış mevsimi zenginler için, varlıklı insanlar için güzel günler olabilir. Isınma problemi olmayan sıcak evlerde oturmak, dışarıda buz gibi havadan haberdar olmamak kimilerimize eğlenceli gelebilir. Sıcacık sobanın başında çayımızı yudumlayıp, gazetemizi okuyabiliriz.

Peki, ya dışarıdakiler? Ya evsizler, ya barksızlar, hayatını zor şartlarda dışarıda çalışarak kazanmaya çalışan insanlar? Mesela, evini barkını, yurdunu, yuvasını terk edip, ölümden kaçıp, ülkemize sığınan Suriyeli din kardeşlerimiz.

Fırsatçı insanımızın eline düşerek yıkık dökük evlerde kalmak zorunda kalan, açlıktan, soğuktan tir tir titreyen, ısınamayan bu insanların hali kimin umurunda?

Biz ki kanadı kırık leylekler için, sokaklarda açlıktan ölmesin diye kediler ve köpekler için, soğuktan donup kalmasın diye kuşlar için vakıflar kuran, para harcayan bir hayırlı ümmetin, tarihi şanla dolu bir milletin torunlarıyız.

Geçen Pazar akşamı gittiğim, iyi ki gitmişim dediğim bir panelde, Altınoluk Dergisi ve Erkam Radyo'nun birlikte düzenlediği “İnsanlık için Hayırlı Ümmet” panelindeydim.

Gazeteci yazar Ahmet Taşgetiren'in yönettiği, Abdullah Sert, Prof. Dr. İrfan Gündüz, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde, ilk defa duyduklarım beni hayrete düşürdü. Ecdadımın ne büyük bir insanlık medeniyeti kurduğunu, insanlık için nasıl, hayırlı bir ümmet olduğunu tekrar anladım.

Yürek sızlatan, gözleri yaşartan, “elhamdülillah, iyi ki İslâm ümmetindenim” dedirten tarihî olaylar dinledim. Sanki o günleri yüzlerce dinleyicilerle birlikte can kulağıyla tekrar dinlemiş oldum.

Darü'l- Eytam, Darü'l- Aceze duymuştum ama Darü'l- Miyav ve Darü'l- Havhav'ı ilk defa duydum. Leylekler için vakıflar kurulduğunu, kanadı kırık leyleklerin tedavisi için hayır ve hasenat yapıldığını duymuştum ama soğuk kış günlerinde aç kurtlar ölmesin diye, açlıktan insanlara ve hayvanlara saldırmasınlar diye vakıflar kurulduğunu ilk defa işittim.

Hatta Konya'mızın medar-ı iftiharı, merhum Dr. Hulusi Baybal'ın kış mevsimi gelince, karlar yağınca, arkadaşlarıyla birlikte, araçlarına buğday çuvallarını yükleyip, yol kenarlarına serperek döktüklerini öğrenmiştim.

 Gayeleri, yol üzerine konan serçe, sığırcık, güvercin gibi uçan kuşların yol üzerine konup gelip geçen araçların altında kalarak ölmelerine mani olmaktı.

Bu ne güzel, bu ne hoş, erdemli bir davranıştı. O büyük insanlar İslâm'ın ahlâkî yönünü, bizzat yaşayarak gösteriyorlardı. Çünkü ahlâk, Allah'ın emirlerine saygı ve itaat, mahlûkatına şefkât ve merhamet göstermekti.

Batı'nın tek dişi kalmış canavarına karşı, birbirini kurdu olmuş ikiyüzlü insanına karşı, sevgi şefkât ve merhamet medeniyetini kuran İslâm Ümmeti bugün maalesef tanınmaz halde.

Bugün İslâm Ümmeti, ümmet olma vasıflarını kaybetmiş, ne hayır yapabiliyor, ne de hayra çağırabiliyor, ne kuvvetin merkezinde olan vasat bir ümmet, ne de iyilikleri emredip, kötülüklerden vazgeçirebiliyor.

İmamesi kopmuş gibi dağınık, perişan. “Neme lazım, bana ne” diyor.

Oysa binlerce mazlum, binlerce aç ve yoksul, binlerce garip, binlerce mağdur kendisini kurtaracak bir yiğit bekliyor. İşbaşında olan bir yiğit bekliyor.

Evet, kışın güzelliklerini, kar manzaralarını kamerayla çekip, sevinen, paylaşan bizler, kameralarımızı biraz da aç ve açıkta kalan insanlara, hayvanlara, mazlum ve mağdurlara çevirsek ne olur?

Onları gündemimize taşısak, onlara yardım elimizi uzatsak ne olur?

Çok mu zor?

                                      HEM NALINA HEM MIHINA

EZAN MESELESİ

Merkezî Vaaz ve Merkezî Ezan Sistemi'nden vazgeçilmesi vatandaşı memnun etti. Şimdi her camide, cami görevlisi arkadaşlar cemaatiyle yüz yüze sohbet ediyorlar, iletişim kuruyorlar, maharetlerini dile getiriyorlar.

Yalnız aynı durum ezan okumada fazla yaşanmıyor.

Eskiden bir ezan okunurdu, şimdi ise üç bine yakın ezan okunuyor. 

Ama hocalarımız darılmasın üç bin ezan bazen bir ezan etmiyor. Niye?

Çünkü aşk yok, adanmışlık yok, aidiyet duygusu yok.

Güzel okuyanları tenzih ederim ama çoğu imam ve müezzin kardeşimiz, ya isteksiz, ya acelesi var ya da kendisini iyi yetiştirmemiş. Çoğu da rehavete ve rahata alışmanın verdiği uykudan hâlâ uyanamamış.

Sayın il müftümüz Prof. Dr. Ali Akpınar, umarım bu konuya acilen bir el atar. Yoksa yeni proje yatar.

GENÇLERBİRLİĞ'NİN SAKALSIZLARI

Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, sakallı oyuncularına baskı yaparak sakallarını kestirmiş. Çocuklar ne yapsın boğaz derdindeler. Kesmişler sakallarını.

Kardemir Karabük maçına sakalsız olarak çıkıp, berabere kalmışlar. Yani iki puan kaybetmişler, galip gelememişler.

Demek ki sakal koysan da kessen de, kestirsen de sonuçta futbolla bir ilgisi yok.

En iyisi özgür bırak çocukları. İnandıkları gibi yaşasınlar.

Ey Cavcav, sakalın kılı nerene battı? Baksana takım nasıl da yattı?

                                                     GÜNÜN SÖZÜ

İFTİRA, ACİZLERİN SİLAHI, AHMAKLARIN YÜKÜ, KORKAKLARIN KALKANI, İKİYÜZLÜLERİN MASKESİ, KİBİRLİLERİN CÜBBESİDİR.

                                                                                        Dr. Senai Demirci