Recep Tayyip Erdoğan, gerek Başbakanlığı gerekse Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde çeşitli darbe girişimlerine maruz kaldı. Bunları hatırlayalım.
7 Şubat 2012 tarihinde yapılan ilk darbe girişimi MİT gözaltıları ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın ifadesinin alınma girişimi idi. Bu olay FETÖ’nün gerçekleştirdiği, MİT Başkanı üzerinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı vatan hainliği gibi ağır bir suçlama ile tutuklama girişimi idi. Başaramadılar.
Daha sonra 27 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Parkı olaylarını başlattılar. Bu olayda da yine FETÖ’nün parmağı vardı. Taksim Gezi Parkında başlayan olaylar bütün yurt sathına yayılmış, 79 ilde 2,5 milyon kişi eylemlere katılmıştı. Amaç hükümeti yıkmaktı. Başaramadılar.
Hemen arkasından 17 – 25 Aralık 2013 operasyonları başlatıldı. Bu defa FETÖ savcıları devreye girdi. Banka müdürleri, işadamları, belediye başkanları gözaltına alındı, tutuklandı. Başbakan’a ve bazı bakanlara ait olduğu iddia edilen ses kayıtları internet ortamında yayıldı. Bu defa ekonomi üzerinden hükümeti yıkma planı yapılmıştı. Olay Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı gözaltına alma girişimine kadar uzandı. Başaramadılar.
Daha sonra 1 Ocak 2014 ve 19 Ocak 2014 tarihlerinde Suriye’ye giden ve Bayırbucak Türkmenlerine destek için malzeme götüren MİT tırları Savcılık emriyle ve Jandarma –Polis operasyonu ile durduruldu. Devletin bazı kurumları, devletin önemli bir kurumu olan MİT’e operasyon düzenliyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, casusluk suçlaması ile karşı karşıya kalmıştı. MİT’e operasyon yapanlar terör örgütü üyeliği suçu ile tutuklandılar. FETÖ yine başaramadı.
Hükümeti yıkmak için yapılan bütün bu darbe girişimlerinden sonuç alamayan FETÖ, bu defa 15 Temmuz 2016 tarihinde silahlı darbe girişiminde bulundu. Bu da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ve milletimizin müdahalesi ile önlendi.
15 Temmuz silahlı darbe girişiminden sonra FETÖ geniş çaplı operasyonlar ile çökertildi. Ama devletin bazı kurumlarındaki kriptolar gizli olarak faaliyetlerine devam ediyor ve fırsat kolluyordu.
Yaptığı bütün girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan FETÖ için geride bu kriptolar eliyle Cumhurbaşkanını ve hükümeti yıpratma eylemleri kaldı.
Ben son günlerde ortaya çıkan FON krizini bu yıpratma girişimlerinin bir parçası olarak görüyor ve buna FON DARBESİ diyorum. Bu olay eski Bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olan bir kadın üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yıpratma girişiminden başka bir şey değildir.
Bu kadının, Özata Denizcilik'ten 63 milyon TL'lik hisse aldığı, bu hisseleri 1,3 milyar TL'ye sattığı öne sürülüyor. Eşinin de 99 milyon 687 bin lira yatırdığı Özata fonundan 826 milyon lira çektiği ileri sürülüyor. Eşiyle birlikte beş ay içinde Özata fonundan 2 milyar 200 milyon TL. kazanç elde ettiğine ilişkin suçlamaların ardından AK Parti’deki bütün görevlerinden istifa ettirilen bu kadın hakkında başlatılan soruşturma devam ediyor. Savcılık bu kadının ve eşinin bütün mal varlıklarının dondurulmasını talep etti.
Bu olayı bahane eden bazı çevreler ve bazı siyasiler hemen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yüklenmeye başladılar. Tayyip Erdoğan bu olayı kapatacak, bazıları gibi bu olayı siyasi olarak görerek haksızlığa, hırsızlığa göz yumacak yapıda bir kişi değildir.
Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamalarla bu olaya bakış açısını net olarak ortaya koymuştur.
“İster piyasa manipülasyonu ister borsa oyunları isterse belediyelerdeki gibi yolsuzluk ile olsun her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın. Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan, şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark işte budur. Söz konusu insanımızın huzuru ise, söz konusu 86 milyonun ekonomik güvenliği, refahı, kalkınması ise bunda en küçük bir tereddüt göstermeyiz. Bu konudaki kararlılığımızı şüpheye mahal vermeyecek biçimde zaten ortaya koyduk. Sermaye piyasalarımızda yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”
Bu ve benzer açıklamaları ile olaya karşı tavrını net olarak ortaya koyan Cumhurbaşkanı “Bu olayın ucu nereye uzanırsa uzansın üstüne gideceğiz” demiştir.
Bu tavrı gösteremeyen Özgür Özel ve çevresi; İmamoğlu olayında belgeler, şahitler, itiraflar, pişmanlıktan yararlanmalar mevcut olmasına rağmen hırsıza arka çıkmışlar, 560 milyar TL. nin hesabının verilmesine karşı olmuşlar, hırsızı koruma, kollama yoluna gitmişlerdir.
Her grupta, her toplulukta, her partide yanlış yapan insanlar bulunabilir. Önemli olan bu yanlışların üzerine gidilmesidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu yapıyor, yanlışın üstüne gidiyor, yanlış yapanı korumuyor, partisinden atıyor, hesap vermesini istiyor.
Aynı tavrı Özgür Özel’in de göstermesi gerekiyor. Kendinden olan hırsızı koruyup kollayacaksın, karşı tarafta olduğu zaman yükleneceksin, yeri göğü inleteceksin. Bu samimiyetle bağdaşmaz. Nerede ve kimde olursa olsun hırsız hırsızdır, korunup kollanmaz.
Bu olayda, bu kadını yönlendiren, Özata Denizcilik Şirketinin hisselerinin en düşük olduğu zamanda büyük oranda hisse aldıran, hisselerin en yüksek olduğu zamanda da sattıran kişi veya kişiler kimlerse ortaya çıkarılmalıdır. Ben bu olayda da daha önce yapılan darbe girişimlerinde olduğu gibi FETÖ kriptolarının parmağı olduğunu düşünüyorum. Onun için bu olaya FON DARBESİ diyorum.
Bu olayda kamuoyunun ve halkımızın rahatlaması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zarar görmemesi için, öncelikle savcının mal varlıklarını dondurma talebinin kabul edilmesi ve beş ay gibi bir sürede 2 milyar TL'yi nasıl kazandığının hesabının sorulması gerekir.
Ancak böylece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleri yerini bulmuş olur. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.