Abdurrahman Önül’ün güfte ve bestesiyle hayat bulan “Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisi, bugünlerde 7’den 70’e herkesin dilinde. Samsunlu Roman kardeşimiz Celal Karatüre’nin yanık, dokunaklı ve içten yorumuyla bu eser; okullardan salonlara, Ramazan etkinliklerinden evlere ve iş yerlerine kadar ruhumuzdaki açlığı doyuran, huzur veren bir sese dönüştü.

Celal Karatüre’nin seslendirdiği bu ilahi, Türkiye sınırlarını aşarak kıtalar ötesine ulaştı ve İslam’ın mesajını milyonlara taşıdı. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar, dilini anlamasalar bile bu ilahinin iklimiyle gönüllerini ferahlattılar. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan Genelgesi kapsamındaki faaliyetlerde, anaokulundan lise çağına kadar tüm çocuklarımız bu ritme eşlik ederek büyük bir coşku yaşadılar.

İzlenme rekorları kıran bu eserle; rengi, dili ve kültürü farklı insanlar fıtratlarına, adeta "fabrika ayarlarına" rücu ettiler. İşin dikkat çekici yanı ise bu yaygınlaşma için hiçbir reklam veya tanıtım bütçesi ayrılmamış olmasıdır. Demek ki niyet halis, amel ihlaslı olunca; Allah’ın dilemesiyle dilden gönüllere, kulaktan kalplere bir yol açılıyor. Bir çiçekle bahar başlıyor ve o baharın gelişine karşı konulamıyor.

Her şeyin O’ndan olduğu hakikatini İbrahim Sayar ne güzel ifade eder:

"Gördüğün göremediğin göz Onun, Bildiğin, bilemediğin öz Onun, Dediğin, diyemediğin söz Onun, Kelamı dudaktan, dilden mi sandın?"

Bu ilahinin başarısı bize önemli bir mesaj veriyor: Batı’dan ya da Uzak Doğu’dan esen yozlaşma rüzgârlarına, "hız ve haz" odaklı müzik anlayışına karşı; kendi değerlerimizle nasıl set çekebileceğimizi gösteriyor. Yeter ki işin içinde samimiyet olsun. Tabii bu noktada, üretilen eserlerin Ehl-i Sünnet çizgisinde kalması, inanç dünyamıza zarar vermemesi ve bizleri yanlışa sürüklememesi de hayati önem taşıyor.

Celal Karatüre ve ekibinden Allah razı olsun. "Taklit eden" konumundan "taklit edilen" seviyesine çıkmak, kültürel bir zaferdir. Eğer biz kendi müziğimizi ve değerlerimizi, usulüne uygun ve meşruiyet dairesinde sunabilirsek, insanlık fıtratın sesine mutlaka kulak verecektir. Unutmayalım ki mehter musikisi Mozart’a ilham olmuş, Türk müziği makamları asırlarca ruh hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır.

Müzik, milletleri geleceğe taşıyan ve ortak bilinci diri tutan en güçlü soyut değerimizdir. Ağıt da bizimdir bozlak da; şarkı da bizimdir türkü de... Gazel, kaside, mevlid, naat ve ilahi bu toprakların ruhudur. Yazımızı, o meşhur ilahinin gönülleri titreten dizeleriyle noktalayalım:

“Kâbe’de hacılar Hu der Allah Yer gök inim inim iniler Allah Melekler defteri yeniler Allah İzin ver de Kâbe’ni görelim Allah İzin ver de yolunda ölelim Allah Göster cemalini görelim Allah”

Selam ve dua ile…