Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, 22 Aralık 2014, Pazartesi günü “AK Parti bir proje miydi?” başlıklı yazısında “AK Parti'nin bir ABD Projesi olduğunu, ABD tarafından desteklenip iktidara getirildiğini, AK Parti önündeki engellerin kaldırılıp, finansman destek sağlandığını” yazmış. Bunun karşılığında ABD'nin AK Parti'den üç şey istediğini ifade etmiş:

İsrail'in güvenliğini artırmak, önündeki engelleri kaldırmak,

Büyük Ortadoğu Projesi, yani sınırların değişmesi,

İslâm'ın yeniden yorumlanmasında ABD'ye yardımcı olmak!

ABD'li yetkililer bu tekliflerini Merhum Necmettin ERBAKAN'a götürmüşler. O, bu teklifi reddetmiş.

Bu teklifi Recep Tayyip Erdoğan kabul etmiş, hatta Recep Tayyip Erdoğan Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na gidip beraber olmayı istemiş. Muhsin Yazıcıoğlu da “Kardeşim zaman ve hadiseler bana öğretti ki, Amerika'nın desteğindeki bir siyasete hizmet edilmiyor. Eğer millete dayanarak siyaset yapacaksan geleyim. Aksi halde Amerika hep kendine hizmet ettirir” demiş.

Recep Tayyip Erdoğan da O'na “Bir müddet Amerika'nın dediklerini yaparız,    sonra millete hizmet ederiz. Mani olurlarsa dirsek vurur, gideriz” deyince rahmetli, “Amerika dirsek vurulacak bir güç değil, Fil ile gireceğin yataktan ezilerek çıkarsın” demiş. Recep Tayyip Erdoğan'ın teklifini nazikçe reddetmiş.

Ali Bulaç, bunları anlattıktan sonra, “sistemin onayını al, sonra “Ben yokum” diyerek diklen! Arkasından Saddam'ın Batı adına İran ile savaştıktan sonra Kuveyt'i işgal etmesini andırırcasına “Suriye bizim iç meselemizdir, birkaç hafta sonra Beni Ümeyye Camii'nde namaz kılacağız” diye silahla rejim devirme ve müdahale arzularını açığa vur. Bu, ilk günden yanlıştı. Bugün faturası hepimize kesiliyor” diyerek yazısını bitiriyor. Niyetini ve ne tarafta olduğunu imâ ediyor.

Ali Bulaç, Recep Tayyip Erdoğan'ın “Dünya Beş'ten Büyüktür” gibi sözleriyle “one minute” gibi konuşmalarıyla, “Üst Akıl” gibi tesbitleriyle, “ey Pensilvanya!” gibi haykırışıyla, ABD ve İsrail'e, ikiyüzlü Batı'ya karşı nasıl meydan okuduğunu iyi biliyor. Ama bu dik duruş ve diklenmeyle bir şey yapamayacağını, ayıyla yatağa girmiş gibi ezileceğini de büyük bir aşağılanmışlık duygusuyla ifade ediyor.

Peki, ABD, Fethullah Gülen gibi bir din adamını Pensilvanya'da, bir Malikâne'de, yıllarca niçin misafir ediyor. ABD, çıkarlarına uymasa, işine gelmese öyle mübarek bir zâtı niçin misafir etsin?

ABD, sahte Mehdi, sahte Peygamber İskender Evrenasoğlu'na niçin kucak açıp NUR TV'den yayınlar yaptırsın, niçin bunlara göz yumsun?

Evet, ABD için kendi çıkarları önemlidir. ABD için bir ülkede demokrasi varmış, yokmuş, krallıkmış değilmiş önemli değildir. Müslümanlar birbirine düşmüş, birbirini boğazlıyormuş, Müslümanların kanı akıyormuş, canı çıkıyormuş hiç önemli değildir. İşine gelmedi mi yarın Hocamızı da sepetleyiverir, Recep Tayyip Erdoğan'ı sepetlemeye çalıştığı gibi.

Ali Bulaç, “AK Parti bir ABD projesi'dir” demeye çalışırken, bir de bunları düşünsün ve Fethullah Gülen kimin projesi? Diye kendine dönüp, sorsun.

Biz de Sadık Gökce'nin dediği gibi “Uyumaya Devam” edelim                                      

 

    ÖZGÜR MEDYA

14 Aralık'tan bu yana bir kısım Cemaat ve ona Paralel yayın yapan Medya, gazete ve televizyonlarında “Özgür Medya Susturulamaz” diye yayın yapıyorlar. Ağır ifadelerle  “Yezid, Diktatör, Firavun, Zalim” gibi sıfatlar kullanarak Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'na, AK Parti hükümetine demediklerini bırakmıyorlar.

Kendi taraflarını sokağa ve meydanlara dökerek, sloganlar attırarak, Kur'an ve Cevşen okutarak kendileri için dua, karşı taraf için beddua ettiriyorlar.

Ülkemizi Avrupa ve Amerika'ya şikâyet ediyorlar. Avrupa ve Amerika basınında Ülkemiz aleyhinde yapılan yayınları referans gösterip, bu yayınlara bel bağlıyorlar.

Uçuruma doğru giden bir Türkiye algısı meydana getirmeye çalışıyorlar.

İyi de Türkiye'de özgürlük olmasa, dikta rejimi olmuş olsa bütün bunları, nasıl yapacaklardı? Yapabilirler miydi?

Hem özgür olmak gazetecilere ve medyaya suç işleme imtiyazı ve hakkı sağlar mı?

                                                 “VAHDET” GAZETESİ

Vahdet Gazetesi Yener Dönmez'in Genel Yayın Yönetimi'nde yayın hayatına başladı. Gazetede Millî Gazete, Yeni Akit, Yeni Asya, Yeni Şafak gibi,   gazetelerden tanıdık isimler var. Konya'dan da temsilciliğini bilinen bir isim. İsmail Alemdar üstlenmiş gözüküyor.

Gazete de ayrıca Türkiye'nin medyatik Hocası, Cüppeli Ahmet Efendi'ye de bir sahife ayrılmış. İlginç sorulara ilginç cevaplar veriyor.

Ben gazeteyi içeriğine bakarak beğendim.

İnşallah Türk milletinin ve İslâm Ümmeti'nin birlik ve beraberliğine vesile olur. İnşallah ismiyle müsemma bir yayın politikası izler.

                                           MUSA ARAT

AK Parti İl Başkanı Adayı olarak Musa Arat'ın ismi belirlenmiş. AK Parti Genel Merkezi'ne götürülen dört isim arasından Musa Arat'ın ismi öne çıkmış.

Şimdi Konyalı AK Partililer Mecburen istese de istemese de Musa Arat'ı İl Başkanı olarak seçecekler.

Nasıl seçimse? Önce seç sonra seçtir.

İyi de Musa Arat kimdir? Teşkilatta daha önceden hangi görevlerde bulunmuştur? İşin ehli midir değil midir? Nasıl bir performans gösterecek?

Bunlar zamanla görülecek.

Ben şahsım adına Musa Arat'a şimdiden hayırlı olsun diyorum. Musa Arat, inşallah Ahmet Sorgun'u aratmaz.

Gelen gideni çoğu zaman aratıyor da.

 

 

 

                                                               GÜNÜN SÖZÜ

HASTANEDE YATAN DEĞİL, ECELİ GELEN ÖLÜR.

                                                                                  Atasözü

KAMİL BİRCAN,  23.12.2014