Daha çok altmışlı yıllarda bellekleri iyi çalışan muhteremlerden bazıları;

Konya konuşmalarında, “Ne olacak yani? O günler öyleymiş...” teorisiyle önemsemeyebiliyorlar!..

***

Ama hiç düşünürler mi ki?

Dedeleri, Nineleri hatta baba ve anneleri onları büyütüp daha iyi hayata hazırlarken, kendileri ne meşakkatlerle karşılaşmışlardır.

Dünün katık bilmeyip, Tandır ekmeğinin yarısını sağ eline, diğer bir yarısını da sol eline alıp, bir ondan, bir o birinden ısırarak katık yerine yiyerek büyüdüklerini!

***

Ya şimdiki oğullar, torunlar marketlere girdimi!..

Nelere kavuşuyorlar?

***

Hep Atalarının çektiği o zorluklar içinde ki hayatın, sonrakilere bahşettiği bırakıtlardan olamaz mı?..

O halde geçmişin zorluktu hayatlarında ki nostaljilerin, küçüğünü de büyüğünü de öğrenmemiz yerinde olur herhalde.

“Geçmişini bilmeyenler, ilerleyemezler...” diyen Atalarımızın sözleri, boşuna söylenmemiş!

*** 

Bırakın Atalarımızın hayvanlarla ancak seyahat edebilmelerini de...

Bizim kuşağın bile, çocuk ve gençliği içinde mecburi seyahat vasıtası olan “Kara Tren” in otuzdan ellili yıllara kadar olan hatıraları serdetmeye çalışayım kesik kesik...

***

Bu günkü çeşitli isimleri ile değil de, Türkülere bile geçmiş, yanık yanık öten Kara Tren adı...

Rüzgarda uçuşan kadın saçı gibi, arkasında yellendirdiği kara dumanı ile hem kendisini hem de geçtiği yerleri, isi ile kararttığı için mi konmuş acaba?..

*** 

Faytona kurulup gidenler meyanın da, kışın karları teperek, yazları güneşten ter dökerek, sırtına heybesini, tahta veya deri bavulunu, yatak yorgan dürülü balyasını vurup köyüne kentine gitmek isteyen yolcular...

Şehirden dört km uzakta ki tren garına, yaya yapıncak yürümek zorundaydılar!..

*** 

Gişe önünde itişerek zorlukla aldığı bilet, bu günkü gibi yer yok denilmez ne kadar kişi gelirse gelsin herkese verilirdi...

O zamanlar, bu günün ilerlemiş teknolojisi olmayıp, istasyon memurunun tık, tıklar arasında, noktalı çizgili telgraf alım ve gönderimi ile haberleşerek, tek hatta tren karşılaşması olmasın diye, istasyondan ciddiyet içinde ki tedbirle (birde teknoloji de ilerlemişlere bakın!..) biri hareket etmeden diğerine yol verilmeyip, 

Altı, hatta on saati geçen rötarla gelecek treni, buz gibi soğuk salonda bekleyen yolcuların durumu!

Bırakın üçüncü mevki tahta oturaklı kompartımanları, ikinci mevki bileti bile alıp yer bulamayanların da koridordaki yolcuların koyduğu eşyaların üstünden atlayarak geniş bir yer araması!..

Ya bulunamazsa?..

Arkada yolcu vagonları arkasında takılı kapalı geniş eşya konulan marşandiz vagonu da denilen boş kara vagonlara saldırılırdı. 

Oturabilmek, daha doğrusu gidebilmek için!..

*** 

Hâlâ belleğim çıkartır görüntüleriyle hatıratımı...

1944 kışı. Güvenç Köyünden Konya'ya geleceğiz.

Kar lapa lapa yağmakta. Yerler otuz santimi geçmiş...

Köylüler Kürkler içinde, demir tekerlekli yayvan sandıklı arabalara doluşan kadınlı erkekli genç ihtiyar yolcuları, tipili havada dağ yokuşu çıkarak Bozdağ istasyonuna götürmekteler...

Şimdi kim bilir bu istasyonu? Yerinde yeller esiyor!..

Buz gibi bir oda da kürkler içinde bekleme odasında ki yolcular, kar dolayısıyla tam altı saat rötarlı tren gelince...

Vagonların koridorları bile dolu olacak ki bahsettiğim kapalı büyük eşya vagonlarına hücum ederek yer bulmuş oldular!

Ve Konya Tren Gar'ına gelince, omuzuna eşyasını yüklenenlerin İstasyon caddesinden şehir merkezine doğru yol alışları!...

*** 

Ya şimdi. 

Osmanlı devletinin son durgunluğu gibi Atatürk devri  sonrası geçen yıllar!

Herhalde iyi bir iz bırakamadı ama!

Rahmetli Menderes'i, Türkiye'yi yükseltmeye çalışırken idam ediverdik!

Yine durgunluk ve Rahmetli Özal devrimi açılışı da kösteklendi.

***

Aradan yıllar sonra gelen iktidarın başkanı ve camiası yeni bir görüşüme girip Türkiye'de hayli reformlara el atabildi. 

Kara yollarında, sağlıkta halkın kolay yaşamını sağlarken 

Birde asırları kapsayan demiryollarına adını da koyduğu gibi hız veriverdi

*** 

Öyle bir el atış ki! Trenle 24 saatte giden yolculuğu bir buçuk saate indirme sonrası yine yirmi dört saat ama tehirlerle otuzu geçen İstanbul yolculuğunu dört saate indiriverdi.

İstanbul'da Köprüler, denizaltından geçişler, Metro'lar hayalden hakikate dönüşüverdi.

*** 

Konyalım şimdi özel otobüsle şehir merkezinden Gar'a gelip yer varsa bilet verildiği yolculuğuna rahat koltuklara yaslanarak keyif içinde gidiyor

*** 

Dünü bilmeyenler bunun hazzını bilebilirler mi?  Yoksa normal mi derler bilemem.

*** 

Sadece Konya'yı değil Türkiye'yi kapsayacak YHT'leri yapmada karar alanları DDY'ları mensupları ile Yüklenicilerini hararetle tebrik eder başarılar dilerim.

*** 

Hoşça kalınız