Eğitim, vatan ve millet için bir beka melesidir. Eğitim, aynı zamanda çatısı altında yaşadığımız devletimizin asli görevi ve sorumluluğudur. Eğitim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Ancak sonuçları yaşamın her devresinde alınabilir. Her türlü başarı, erdem, yükseliş; gerileme, suç , kaza veya çöküşün  kaynağında eğitim olduğu söylenebilir.  Burada Gandhi’nin o meşhur sözünü hatırlamakta fayda var: Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür... Düşüncelerinize dikkat edin, duygulara dönüşür... Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür... Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür... Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür... Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür... Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür…

O halde eğitim nedir? Çok farklı tanımları olsa da kanaatimce en muteber olanı” insanın söz-düşünüş-hal ve davranış, alışkanlıklarında doğru istikamette  kalıcı değişim/dönüşümdür” diye ifade edebilirim. Günümüzde anlaşıldığı gibi sınavlardan alınan not ve kazanılan  veya bitirilen üniversiteden ibaret asla değildir. Bu nasıl olacak? Talebe yani talep edenle   ve belirlenmiş mesul hoca yani yetiştiren/eğiten ilişkisi ile yıllara sari  ve ağaç yaşken olacak.  Demek ki başlangıç önemli… Eğitimle insan: Kendini tanıyacak, iyi insan/vatandaş olacak, eğilimleri ve potansiyeli ortaya çıkarılarak kendine ve topluma faydalı olacak…

Bir araştırmanın sonuçlarına göre de, zaman faktörü sabit tutulduğunda insanlar; Okuduklarının %10'unu, İşittiklerinin %20'sini, gördüklerinin %30'unu, görüp işittiklerinin %50'sini, söylediklerinin %70'ini, yapıp söylediklerinin de %90'ını hatırlamaktadırlar (Kaya,2000)

Ahîlik sisteminde en fazla 10 yaşından başlayarak ustalar-kalfalar tarafından mesleki eğitim işiterek-uygulamalı  verilirdi. Dikkat edelim sadece teorik değil, uygulamalı…Yamaklık-çıraklık-kalfalık-ustalık safhalarıyla 8-10 yıl sonra yani 20 yaş civarında   toplumda saygınlığı olan usta vasfıyla kendi işyerini açabiliyor yada başkasının yanında çalışabiliyordu. Bu sistemde daha 10 yaşına gelmeden sorumluluk yüklenerek eli ekmek tutmaya ve ailesine-cemiyete faydalı olmaya başlıyordu. Tüketen-yük ve problem olan değil; üreten faydalı olan tarafına geçiyordu.  Babam, 1940’lı yıllarda henüz 5 yaşındayken çobanlık yaptırıldığını yani sorumluluk yüklenildiğini anlatırdı. Hani bir insanın durumunu anlatırken “üç keçi versen ikisini kaybeder gelir” derler, o zamanlardan kalma önemli bir gösterge kişi için…

Gelelim ahiliğin ahlakî yanına… Ahîlikten günümüze ulaşan bilgilere göre ahilikte öğretilen görgü kaidelerinin  toplamı 740 adettir. Ahîliğe yeni başlayanların bunlardan 124 adedini bilmesi şarttı. Bu kurallar yaşamın her alanını kapsıyordu. Sözgelimi: konuşmayla ilgili 4 görgü kuralı, çarşıda yürümeyle ilgili 5 görgü kuralı, alışverişle ilgili 3 görgü kuralı , hasta ziyaretiyle ilgili 5 görgü kuralı, yatmakla ilgili 4 görgü kuralı, su içmeyle ilgili 4 görgü kuralı  derken toplamda 740 kural…Nezaket, zerafet , erdemlilik olan davranışların geneline  “edep” denilebilir. Bu gelenekte edep her şeyin önünde tutulurdu. Yunus Emre’nin deyişiyle: ““girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep, dediler ilim geride, illa edep illa edep”

Şimdi soru gelsin: Mevcut eğitim sistemimize dair…Eğitim sistemimizde eli ekmek tutma yaşı kaç? Ya  öğretilme garantisi verilen  kaç adet edep/ahlak kaidesi var, biliyor muyuz, sonuçlarını sosyal yaşantımızda görüyor muyuz? Toplumun çok küçük bir azınlığı müstesna rastlayamıyoruz. Eğitimin bir diğer işlevi okuma-yazma … Eğer yanılmıyorsam şöyle istatistikler duyardık: 24 Türk yılda bir kitap okuyor; 1 Japon ise yılda 24 kitap okuyor diye… Üzerinde çok düşünüp tahlil edilmesi gereken bir mesele… Bırakın talebemizi, çoğu öğretmenlerimizin dahi kitap okumadığı bir gerçek!

Evet, eğitim sistemimizi: milletimizi dünyanın her yerinde geçerli ve  başı dik geçimini temin edecek ve saygınlık kazandıracak  meslek sahibi insanlar  yapacak, söz, davranış ve haliyle erdemli bir ruhla donatacak  bir nesile göre tekrar dizayn etmek için ne duruyoruz!