Adam müftü, camiye gitmiyor, kürsülere çıkıp bir şeyler anlatmıyor. Sadece makamında oturuyor.

Adam mutsuz, elindekilerle mutlu olmayı öğrenememiş, halinden, çocuklarından, çevresinden hep şikâyetçi, şükretmesini bilmiyor. Hep ağlıyor, hep sızlanıyor. Varken yok diyor, yok iken çok diyor.

Adam sinirleniyor. Namaz kıldığı caminin imam hatibine adeta beddua ediyor. “Çok hızlı namaz kıldırıyor, duaların yarısını okuyamıyorum, söylüyorum, dinletemiyorum” diye yakınıyor. Cemaate kızıyor, yine de aynı camiye gidip, aynı imamın arkasında namaz kılmaya devam ediyor.

Adam Milli Eğitim'de, bir şekilde havuza ya da kızağa alınmış, işine gitmeden maaşını alıyor, camide müezzinlik yapıyor, aylardır iş beklediği halde kendisine iş verilmiyor. “Hocam huzursuzum, çalışmak istiyorum” diye yakınıyor.

Adam Milli Eğitim Müdürü, ya da İlçe Milli Eğitim Müdürü, onlar da havuzda ya da kızakta, ikisi de ilahiyatçı. Boş boş geziyorlar, çalışmadan maaş almaya devam ediyorlar. “İş versinler, yer göstersinler, çalışalım” diyorlar.

Adam Konya'da Okul Müdürü, Hanya'da İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak çalışıyor.

Adam emekli öğretmen, İşçi emeklisi, Bağ-Kur emeklisi gibi emekli maaşına zam yapılmamış, adam yerine konmamış, ek ders ücret karşılığı öğretmenlik yapmak için çırpınıyor. 10 liralık bir ücret karşılığında, ayda 1000 lira alabilmek için koşturuyor.

Ama okullar okul olmaktan, öğrenci öğrenci olmaktan, sistem sistem olmaktan çıkmış, öğretmende aşk ve şevk kalmamış, arkasında ne devletin ne de ailelerin desteği, hiç biri olmamış.

Devam mecburiyeti yok, disiplin yok, öğrenci öğretmeni korkutmuş, ceza yok, uyarı yok, akıllısı da delisi de aynı sınıfta 12 yıl mecburi eğitime tabi tutulmuş. Ödev yok, çalışmak yok, öğrenciler alabildiğine şımartılmış. Gücü yeten, gücünün yettiğini boğazlar olmuş.

Eğitimin cılkı çıkmış, başarı dibe vurmuş, ümitsizlik, karamsarlık öğrencilerin yüzünden okunur hale gelmiş.

Aileler çocuklarını çevrenin ve okulların terbiyesine terk etmiş, “saldım çayıra, Mevlâm kayıra” der olmuş, çocuklarına bir hedef, bir amaç aşılayamamış, kendi derdine düşmüş.

Adam patron. İşyerinde ya da fabrikasında işçisine zulmediyor. Annesi hastalansa “yalan söylüyor “ diye izin vermiyor. Çok çalıştırıp az ücret veriyor. Elinden gelse boğazına giden ekmeği almaya çalışıyor. Zenginleyince eşini, evini, arabasını değiştirmeye çalışıyor. Plakasını değiştiriyor ki bilinmesin.

Her yıl umreye gitmekle övünüyor, yut dışına tatile gitmekle hava atıyor. İşçinin alın teriyle seyahatler yapıyor. Akşamları hadis ve tefsir sohbetlerini kaçırmıyor. Okudukları ve dinledikleri hayatına yansımıyor.

Malına mal, servetine servet katıyor. Çalışanına selâm bile vermiyor, halini hatırını bile sormuyor. Kapitalizmin yarı tanrısı gibi görüyor çoğu kendisini. Ben kazandım, ben elde ettim diyor.

Adam tüccar, adam esnaf. Dükkanına “Allah'ın dediği olur”  sözünü “Men ğaşşena, feleyse minna” (1)hadisini serlevha yapıp asmış, okuyor, ezberliyor ama ilk fırsatta müşterisini aldatıyor, kazıklıyor.

Aldandığını anlayıp itiraz edenlere, o levhaları ve hadisleri hatırlatanlara da kızıyor. Kul hakkını, muhtar Hakkı amca zannediyor.

Adam siyasetçi, adam Milletvekili. Seçildi ya, artık yüzünü gören Cennetlik. En yakın arkadaşını bile anında unutuyor. Telefonlarına, mesajlarına çıkıp cevap bile vermiyor. “Ya bir şey isterse” diye korkuyor.

Gören de çok büyük işler yapıyor, vatana, millete, şehrine hizmet ediyor zannediyor.

Adam, derdi dünya oldukça bir dünya derdi olsa da akıllanmıyor. Başıboş bırakılacağını, ölmeyeceğini, hesap vermeyeceğini, ilâhi hesaptan kaçabileceğini, kurtulabileceğini zannediyor, başkalarının derdiyle hiç ilgilenmiyor.

Milletin derdiyle, vatan derdiyle, insanlığın derdiyle ilgilenmekten, kendinden ve kendi sorumluluklarından kaçıyor.

Canım Türkiye'm şimdi böyle adamlarla dolu. Kimse mutlu değil, dualar kabul olmuyor, yağmur yağmıyor. Çiçekler bile şaşırmış, erken açıyor.

Ve ülkeyi ismi Ak olan, isminde adalet ve kalkınma olan bir siyasi iktidar yönetiyor.

Amma ne yönetiyor?

Not (1) Bizi aldatan bizden değildir. Hz. Muhammed(sav)

 

                                                  GÜNÜN SÖZÜ

BİR GÜNAH İŞLEDİĞİNDE HEMEN TÖVBE ET. İNSAN SUYA DÜŞTÜĞÜ İÇİN DEĞİL, SUDAN ÇIKAMADIĞI İÇİN BOĞULUR.                                                                                               Mevlâna