Âlemlerin Efendisi'nin sık sık yaptığı dualar arasındadır: “Allah'ım acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”

Acizlik; özellikle bu hadiste, hayır ve iyilik yapamamak, yerine getirmek zorunda olduğumuz dinî ve dünyevî görevleri ifa edememe anlamında kullanılmıştır.

İhtiyarlık ise, insanın aklî melekelerini bir ölçüde yitirmesi sebebiyle iyice çocuklaşması, bildiklerini unutmasıdır. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu hale erzel-i ömür denilmektedir. İnsanın aklı ve şuuru yerinde olarak yaşlanması o kadar mahzurlu değildir.

Buradaki ihtiyarlıktan maksat, insanın başkasının eline avucuna bakması, bunaması, anlayışsız ve çekilmez bir hale gelmesidir.

Yaratılmışların en üstünü, en şereflisi olarak yaratılan insan da, diğer varlıklar gibi hem doğum öncesi, hem de doğum sonrası belli aşamalardan geçer, belli merhaleleri atlatır.

Kur'anî ifadeyle “Artık dilediğimizi muayyen bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız, sonra da gücünüz kemâle ersin diye sizi büyütürüz. İçinizden kimisi yaşlanmadan vefât ettirilir, kiminiz de ömrün en rezîline, bunaklık çağına ulaştırılır ki, biraz bilgiden sonra bir şey bilmez olsun.” (Hacc:5)

Yani insan, doğar, büyür, gelişir, olgunlaşır sonunda yaşlanır, ihtiyar olur ve her canlı gibi hayatını tamamlar ve ölür.

Yaşlılık ve ölüm istenmese de kaçınılmaz bir gerçektir.

Böyle olunca, ihtiyarlığa da, ölüme de razı olmaktan başka çare yoktur. Ama ihtiyarlık gelmeden gençliğin, ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilmek, gençliğimizi ve hayatımızı en güzel şekilde, bizi yaratan, bizi ni'metleriyle donatan, bize sağlık ve sıhhatimizi veren Rabbimize isyan etmeden yaşamalıyız.

Özellikle yaşlıların gençleri sevmesi, onlara iyi örnek olması, gençlerin de yaşlılara saygı göstermesi, ahlâkî bir görevdir.

Hz. Peygamberimiz'in  “Saçı sakalı ağarmış müslümana, aşırı  gitmeyip ahkâmıyla amel etmekten kaçınmayan Kur'an hafızına ve âdil hükümdara saygı göstermek, Allahu Teâlâ'ya duyulan ta'zimden ileri gelir.” buyurması çok dikkat çekicidir.

Müslüman olarak yaşadığı bir ömrün sonlarına gelmiş, saçı sakalı ağarmış olan kimselere saygı göstermek hem insanlık borcu, hem de dinî bir görevdir. Yine Peygamberimizin “Küçüklerine acımayan, büyüklerimizin, büyüklük şerefini tanımayan bizden değildir” diyerek bizleri uyarması çok anlamlıdır.

“Küçüğe sevgi, büyüğe saygı” olarak özetleyeceğimiz bu altın sözler, toplumsal barışın ve kaynaşmanın kısa bir özetidir.

Büyüklerin “eve ayağını bastırmamak gerekir” dedikleri ihtiyarlık gerçekten insan hayatının zor bir dönemidir.

Hele ihtiyar dediğimiz insanlar, yaşlılar bir de kimsesiz iseler, çoluk çocuğu yoksa, eşini kaybetmişse, huzur evlerine terk edilmişse, geleni gideni, ziyaret edeni, bir yardımcısı yoksa daha da zor bir hayatı yaşamaktadır.

Ara sıra dolmuş ve belediye otobüsü ile yaptığım yolculuklarda, koltuklara kurulmuş, elindeki cep telefonuna kendini kaptırmış, başı ucunda ayakta bekleyen yaşlılara, elinde çocuk, kucağında çocuk, karnında çocuk, sağa sola düşmemek için yalpalayan kadınlara yer vermeyen gençleri gördükçe yüreğim sızlamaktadır.

“Bu ne saygısızlık, bu ne aymazlık” demekten kendimi alamadığım bu görüntüler, ne kadar yozlaştığımızın, ne kadar vurdumduymazlaştığımızın bir aynasıdır.”Etme bulma dünyası” ya da “Eden bulur” denilen şu dünyada acaba yaşlılarımız, ettiklerini mi bulmaktadır, acaba ektiklerini mi biçmektedirler?

Çağımız gelişiyor, aklımız, hayalimize gelmeyen pek çok şeye sahip oluyoruz, ne var ki bizi ayakta tutan pek çok değerlerimizi de kaybediyoruz. Yaşlılarımızı gözü yaşlı hale getiriyoruz ki, Allah sonumuzu hayır eylesin.

Bizleri birbirini seven ve sayanlardan kılsın.

Cumanız hayırlı, bereketli ve huzurlu geçsin.

Selâm ve dua.

                                                          GÜNÜN SÖZÜ

İYİLİĞİN ŞEREFİ ACELE YAPILMASINDADIR.

Hz.Ömer(r.a.)

 

 

KAMİL BİRCAN 01.05.2015