Geçen gün yaşı altmışın üzerinde bir dostumuz gençliğinden bahsederken askerlik yaptığı sırada babasının eşini ve çocuğunu da alarak kendisini ziyarete geldiğini, bu ziyaret sırasında çocuğunu kucağına dahi alamadığını gözleri dolarak anlattı.

Bir başka arkadaşım yaz tatilinde baba evine bıraktığı çocuklarını almaya geldiğinde oğlunun dedesine “dedeciğim şu gözlerini kapat ta babamı bir kucaklayayım, ne olur” diye yalvarmasından bahsedince doğrusu içim bir hoş oldu.

Evet, bir baba çocuğunu kucağına dahi alamazdı büyüğünün yanında. Sevemezdi. Sevgisini gösteremezdi. Sadece sevgiye mahsus değildi bu kısıtlama. Baba, büyüğünün yanında çocuğuna kızamazdı da. Gelenek böyleydi.

***

Şimdi zaman değişti. Gelenek yaz sıcağında karın eriyişi gibi eridi. Erimek zorundaydı, çünkü şartlar değişti. Geniş aile dağıldı, çekirdek aile yaygınlaştı. Tarım toplumunun, hatta orta halli kasabaların küçük bir şirket gibi "iş" üzerine kurulu olan ailesi de yok artık.

***

Değişen sadece büyüklerle olan ilişkiler mi? Karı ile koca arasındaki ilişkiler de değişti. Ninelerimiz, hatta analarımız kocalarından söz ederken bir defa olsun adını söylememişlerdir. Ya "o" deyip geçiştirmişler ya da hoşa giden, bazen de muhatabını gülümseten bir lakabı varsa onu zikretmişlerdir. Rahmetli babamdan “çavuş” diye söz edersi annem; halam kendisine çok çektiren ama gözünü de budaktan esirgemeyen eniştemden “delioğlan” diye bahsederdi.

Hemen erkek-egemen toplum falan gibi nevzuhur kavramlar gelmesin aklınıza. Erkekler de pek farklı değillerdi o zamanlar... Bir amca tanırdım hanımından "bizim Köroğlu" diye bahseden. Halâ geleneksel çevrelerde karısından söz ederken "bizim çocuklar" diyen bir dolu "herif" olduğu malûmunuzdur.

***

Şimdiki gençlere hayâl gibi gelebilir ama nişanlıların suret-i katiyyede görüşmemesi gerekirdi. Nişanlı kız müstakbel kocasından kaçardı. Eskiden dağda, bağda beraber çalışan bu insanlar "nişan"dan sonra adeta iki yabancı olmak zorundaydı. Nişanlısıyla ezkaza yolda karşılaşan kız yolunu değiştirmezse ciddi eleştiriye tabi tutulurdu. Sanıyorum kırsal kesimde evlilik öncesi cinsel yakınlaşmalara karşı geliştirilmiş bir önlemdi bu "kaçma" işi.

***

Gelinlerin "söylememe"si vardı bir de. Yeni gelinler, hatta eskiler bile, kayınbabayla konuşmazlardı. Ayaklarını yıkayacak kadar yakın olan gelinin kayınbabayla konuşmaması sebeb-i hikmetini anlayamadığım bir gelenekti.

Gelenekte bunlar vardı. Kim bilir, gelecekte neler olacak?

***

Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)