Su geleceğimizdir. Su varsa hayat vardır, tarihte göçler ve bazı savaşlar su nedeniyle olmuştur. O halde hayatın sürdürülmesi su ile olmaktadır. Her canlının ve sektörün suya ihtiyacı vardır. Tarımsal faaliyetlerde de su önemli bir ihtiyaçtır. Tarımsal faaliyetler bitkisel üretim ve hayvancılık olmak üzere iki önemli başlık altında gruplandırılır. Bitkisel üretim içerisinde birçok bitkinin yetiştirildiği tarla tarımı geniş alanlarda yapılmaktadır.
Tarla tarımı içerisinde yem bitkileri yetiştiriciliği, sadece hayvan besleme açısından değil aynı zamanda sürdürülebilir tarım açısından da çok önemlidir. Çok yıllık yem bitkileri ve özellikle de baklagil yem bitkileri toprak işlemenin azaltılmasına ve toprağa daha yüksek miktarda organik madde ilavesine neden olarak toprağın yapısına da olumlu katkılar sağlamaktadır. Türkiye’de istatistikler incelendiğinde, çok yıllık türler içinde yonca ve korunganın yaygın olarak yetiştirildiği, tür belirtilmemekle birlikte çok kısıtlı miktarda üçgül yetiştirilmektedir. Bazı bitkiler yem olarak kullanılması yanında başka amaçlar içinde kullanılmaktadır (Örnek: Arpa, mısır, yulaf vd. gibi). Türkiye’de çok yıllık buğdaygil yem bitkileri tarımı azdır, tohum için üretimi de yeterli değildir. Buğdaygiller içinde yaygın tür olarak yetiştirilmekte olan çok yıllık çim (Lolium perenne L.), yüksek ot kalitesine sahip olup;
serin ve nemli bölgelerde çok iyi gelişmekte, yalın yetiştirildiği gibi ak üçgül ve çayır üçgülü gibi türlerle ikili karışımlar halinde yetiştiriciliği oldukça yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Türkiye’nin özellikle serin ve nemli bölgelerinde çok yıllık çim yem bitkileri tarımına dâhil edilerek kaba yem üretimi artırılabilir. İkinci ürün olarak özellikle tek yıllık yem bitkileri yetiştirilerek yem açığımız kapatılabilir. Bununla birlikte çok yıllık çim, Türkiye’nin farklı ekolojilerinde yürütülen mera ıslah çalışmalarında, suni mera tesislerinde ve yeşil alan tesisinde kullanılan yem bitkisi karışımlarının önemli bir bileşenidir.
Tuzluluk genellikle aşırı sulama, yanlış sulama teknikleri, yüksek tuzlu sulama sularının kullanımı, endüstriyel ve kentsel atıkların toprağa karışması gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Dünyada giderek daha geniş alanları etkileyen tuzluluk, yarı kurak ve kurak bölgelerde, deniz tuzluluğundan etkilenen kıyı ovalarında, drenaj problemi yaşanan alanlarda, yanlış sulama ve gübreleme şartlarında ortaya çıkmaktadır. Toprak tuzluluğu özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde özellikle drenaj eksikliği görülen alanlarda görülmektedir.
Rüzgâr, güneş, ısı ve yoğun trafik gibi ek stresler bitkilerde hasarın şiddetini artırabilir. Sulama ile toprakta çözünebilir tuzlar, kapilarite ile yukarı taşınmakta ve toprakta birikmektedir. Toprakta tuz seviyelerini "milyonda parça" veya "ppm" ölçüsünü kullanarak bildirir. 1-1.000 ppm arasındaki tuz konsantrasyonları düşük, 1.000-2.000 ppm arasındakiler ise orta olarak kabul edilir. Tuz içeriği bundan daha yüksekse, toprağın işlenmesi veya tuza dayanıklı bitkiler seçilmesi önerilir. Çoğu peyzaj bitkisi düşük ve bazen orta seviyedeki tuz konsantrasyonlarına tolerans gösterebilir.
Toprak çözeltisindeki temel katyonlar; Na, Ca, Mg ve K, anyonlar ise Cl, SO4, HCO3, CO3 ve NO3 mineraller olup tuzluluğa sebep olmaktadır. Toprakta tuz konsantrasyonunun artması osmotic basıncın artmasına neden olmakla birlikte bitkinin topraktan su alımı güçleşmekte, toprağın yapısı bozularak bitki gelişimi yavaşlamakta ve hatta durmasına neden olmaktadır. Bitkilerin tuza toleransları farklılık göstermektedir. Tuza duyarlı bitkiler, tuzlu ortamlarda kontrolsüz bir iyon alımı yapmaktadır. Bu bitkiler, alınan yüksek orandaki tuzu saklayacak bölümleri olmadığından, bitkinin zarar görmesine neden olmaktadır.
Tuz hasarının belirtileri bitkinin bir bölümünde, bir tarafında veya tümünde görülebilir ve şunları içerebilir: Yaprak ve gövdelerde beyaz tuz kalıntısı, Büyüme geriliği veya bodurluğu, Gövde ve yaprak şekil bozukluğu, Yeni büyümenin “cadı süpürgesi” (püsküllenmesi), Yaprak, çiçek ve meyve azalmakta, Açılmayan veya ölen tomurcuklar görülmekte, Marjinal veya uç yaprak/iğne yanığı, Erken sonbahar rengi veya erken yaprak dökümü ve Yaprak nekrozu (ölümü) veya bir dalın veya tüm bitkinin ölümü gibi durumlar görülmektedir..
Halofit bitkiler (sınırlayıcı bir faktör özelliğine sahip olan tuzlu topraklarda canlılığını devam ettirebilen bitkiler= tuz bitkileri) fazla miktarda Na ve Cl tuzlarını alıp yapraklarında biriktirme yoluyla tuzluluğa karşı zarar görmezler. Tuzluluk problemi bulunan alanların, ıslah edilerek tarımda tekrar kullanılabilir hale getirilmesinin zaman alıcı ve oldukça pahalı yöntemler olması, tuza dayanıklı ve aynı zamanda ekonomik olarak yetiştirilebilecek bitki tür ve çeşitlerinin belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Tuzluluğa dayanıklı bitkilerin ıslahıyla, tuzluluk problem bulunan alanlar tarıma kazandırılabileceği ve bilinçli sulamanın yaygınlaştırılması ile de toprak tuzlulaşmasının engellenebileceği düşünülmektedir.
Ortamın tuzlulaşması farklı bitkilerin tuzluluğa maruz kaldıklarında vermiş oldukları tepkiler, bitki türü, çeşidi-genotipi, tuzun dozu, tuza maruz kaldıkları süre ve bitkinin büyüme-gelişme dönemlerine göre ortaya çıkmaktadır. Yaz mevsimi boyunca yaşanan kuraklık toprak yüzeyinde tuz birikimine neden olur. Genelde bitkilerin yaşam döngüleri içerisinde, tuz stresine en duyarlı olduğu dönem tohum çimlenmesidir. Çoğunlukla toprak yüzeyinde birikmekte olan tuzlar sonbaharda ekilen serin mevsim buğdaygil yem bitkilerini ilkbaharda ekilenlere göre daha çok etkilemektedir. Ekim yapılan ortamdaki tuz konstrasyonuna bağlı olarak tohumlarda çimlenmeyi azaltmaktadır. Çok tuzlu ortamlarda ise çimlenme olmamaktadır. Bu nedenle kuraklık sadece yetişme döneminde ki bilinen etkileriyle değil büyüme ve gelişmenin ilk başlangıç dönemi olan çimlenme döneminde etkisi görülmektedir. Bu önemli nedene dayanılarak üreticilerin arazilerinde sağlıklı toprak analizi yaptırmaları ve tuzluluk olup olmadığını bilmelidirler. Sulama suyunda da tuzluluk oranı da bitki yetiştirilmesi açısından önemlidir.
Bölgemiz topraklarında organik madde düşüktür. Organik madde düşüklüğü, bölgemizde görülen kuraklık ve sulama suyu kısıtlılığı veya yokluğu ve yanlış sulamalar her geçen gün arazilerimizin tuzlulaşmasına neden olacağı dikkate alındığından hem toprak analizlerinin yapılması ve hem de analiz sonuçlarına göre uygun bitkilerin ve bitki çeşitlerinin ekilmesi tavsiye edilmelidir. Topraklarda organik madde artırılarak toprak yapısını, drenajını ve nem tutma kapasitesini iyileştirilmelidir.
Bitki türleri ve çeşitlerinin tuz stresine olan tepkilerini bilmek tuzluluk problemi yaşanan alanların değerlendirilmesi açısından oldukça önemlidir. Tuzluluk oranı yüksek olan arazilerde tuza dayanıklılığı yüksek tür ve çeşitlerin kullanımı bu alanlardan yüksek verim elde etme imkânı sağlayacaktır
Yaşadığımız son yıllarda kuraklığın artış gösterdiği, yağışın yeterli olmadığı, yanlış sulama uygulamaları ve arazilerde drenajın olmaması toprakta tuzluluğu artırmaktadır. Toplulaştırma yapılırken bazı arazilerde ki drenaj kanallarının kapatılması da bir hatadır,