Siyaset; TDK’ye göre devlet işlerini düzenleme, yürütme ve yönetme sanatı demek.

Diğer bir tanımla siyaset; toplum işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı.

Arapça ‘’Siyasa’’ kökünden gelen siyaset: gelir, yönetmek, eğitmek, yetiştirmek anlamına geliyor.

Politika siyasetin ürettiği projeleri hayata geçirirken kullandığımız yol ve yöntem.

Böyle olunca amaç toplumun ihtiyaçlarını tespit etmek, çözümler üretmek, çözmek için politikalar oluşturmak, bu süreci sevk ve idare etmektir. Ve bu projeler için insan kaynağı yetiştirmektir.

Bazen toplumun ihtiyaçları bizzat toplum tarafından tanımlanıp dile getirilebilir. Bu gelişmiş toplumlarda böyledir. Toplum içinden bir birey ya da sivil toplum örgütleri aracılığı ile bu sorunlar tanımlanır ve ilgili devlet kurumlarına sunulur.

Demokrasilerde de toplumun temsilcileri ve delegeleri aracılığı ile ihtiyaçları devlete ve onu yönetenlere iletileceği varsayılır. Bu yöntemin kullanıldığı zamanlar da olmaktadır.

Oysa siyaset tam böyle işlememektedir.

Siyaseti yapanlar kendi kariyerlerini sağlama almak için çoğu zaman çözüm üretme işini ‘’mış’’ gibi yani üretiyormuş gibi yaparak gerçekleştirmeye çalışırlar.

Burada kişisel fayda hedefi toplumsal faydanın önüne geçer. Bu fayda gerçekleştirme yöntemi; farklı partilerin kendini var etme taktiği olabileceği gibi aynı partinin içinde de bir var olma taktiğine dönüşebilir.

Günümüz dünyasının asıl amacı bireyi kendi faydasını güçlendirecek şekilde teşvik etmektedir. ‘’Birey olarak var olmalısın ‘’ bilinci gerçekte ölçüyü kaçırmamak şartı ile doğru olduğu gibi asıl yaşam gayesi haline gelince toplumsal hedefler o zaman önemini kaybetmektedir.

Demokrasi de bireyci yöntemle uygulanmaya çalışılınca o zaman bireyin, grubun, ya da sadece belirli zümrelerin faydasını gerçekleştirme amacına dönüşüyor. Bir toplumun ürettiği değerleri kendi tarafına bölüştürme politikaları siyasetin amacı haline geliyor. Hedef kendi partililerinin refahını arttırmak oluyor. Bu da sonuçta gerçekleşmiyor. Yönetime yürüyen ekip gerçek refahın sahibi oluyor. Tabana doğru inildikçe bu fayda yok denecek bir seviyeye düşüyor.

Sonuç önce karşı partiler sonra da parti içi ötekileştirmeler başlıyor. Hatta güce yakın olanla uzak olan bile bir birini görmeyecek hale geliyorlar.

Artık akıl siyasetin ana gücü olmaktan çıkıyor yerini kurnazlığa bırakıyor.

Bal tutan parmağını yalarken bala elini daldıranlar yükünü tutuyor.

Bunu yaparken siyaset taraftarlarını sevk ve idare ederken onların sevgi ve nefretlerini kullanıyor. Karşı taraf olarak tanımlanan kesime olan nefret beslenirken kendi tarafına olan sempati ve sevgi özendiriliyor. Sonuç kendi hatasına ve karşıdakinin doğrusuna kör bir taraftar oluşuyor. Tabii ki kendi doğrularına ve karşıdakilerin de eksik ve yanlışlarını abartma politikası bir yöntem oluyor.

Bir birini ötekileştiren iki tarafın tek faydası açık vermeden kendi menfaatini gözetirken biraz da halkın gözünü boyamak üzere projeler üretme yoluna gidiyor.

Bu tabi bilinçli olanlarda bazen halkın faydası tamamen görmezden geliniyor ya da gözden kaçıyor.

Güçlü potansiyele sahip memleketin ya da şehirlerin bir türlü hak ettiği refaha ulaşamamasının asıl sebebi ötekileştiren siyaset, yöneten ekibin faydasına çalışan siyaset yapmalarıdır.

Bu nefret ve sevgi siyaseti şehirlerin ve ülkenin asıl amacını bir türlü keşfedememesini sağlar.

Bunu bilen güç sahibi odaklar; bunlar yurt içi ve yurt dışı olabilir. Toplumu önce siyaset olarak sonra hassas noktaları inanç, mezhep ideoloji, ırk, aşiret, şehirler olarak böler ve çatıştırır. Bu toplumu hızla bir birini ötekileştiren yapıya dönüştürür.

Buna en güçlü örneklerden birisi Mahmut Abbas; Bütün Dünya İsrail’in Filistin’de soykırımını lanetlerken o sesini çıkaramıyor. Onun hedefi sadece Filistinli Hamas.

1970’li yıllarda ülkemiz. Kıbrıs vesilesi ile bize ambargo uygulanıyor. Yokluklar yaşanıyor. Kendi ülkemizde yetişen çay, tütün, yağ, şekerde bile uzun kuyruklar var. Ülkemizin En güçlü örgütü TUSİAD üretimi arttırma yerine Hükümet düşürmek için boy boy gazete ilanları veriyor. Sağ sol çatışmasında günde 30 -40 kişi Türk evladı ölüyor, 170 turda meclis Cumhurbaşkanını seçemiyor. Genelkurmay başkanı ihtilal yapacak şartların olgunlaşmasını bekliyor.12 Eylül 1980 ihtilali olunca Amerika bizim çocuklar başarılı olmuş diyor. Halkın refahı yok. Demokrasi ötekileştirme. Hiçbir teknolojimiz yok.

Şimdi İran; önce ambargo koy devleti çaresiz bırak( bu arada devleti yönetenler sadece kendi bekasını düşüyor. Şii hilali peşinde) ekonomi çöksün halk çaresiz kalsın. Devlete karşı ayaklansın. Devlet yanlıları sokağa dökülsün. Çatışmada binler ölsün. Halk bıksın. Kurtuluş Amerika’daki çocuktan gelsin.

Görüldüğü gibi halkın ihtiyaçlarını odak noktasına koymayan sadece kendi bekasını düşünen siyasetçiler memleketleri elden giderken sadece var olmayı düşündükleri için güç odakları tarafından kullanışlı hale geliyorlar.

Güç odakları kendi varlıkları için her seviyede ve kurumda, siyaset içerisinde adamlar beslerler. Fonlar olur sponsorluklarla onların kendilerini savunabilecekleri enstrüman verirler. Onlar da bu arada memleketin kaynaklarını kullanırlar. Çoğu zaman şeklen yasaya uyarak ama gerçekte yasanın ruhuna uymadan. Eğitime katkı, spora katkı, devlet dairelerine yardım ile devletin denetim gücünü pasifleştirirler.

Siyaset ve toplum içinde çıkar ve çatışma gruplarını beslerler.

Siyaset tam bir kör dövüşü haline gelmiştir. Siyaset taraftarını feadileştiri Artık taraftar yönetenleri eleştirmez hatta körü körüne korur.

Muhalefet de sadece eleştirir yok sayar.

Sonra ne mi olur memleketin değerleri kullanılır ama halk refaha ermez.

Memleketin kıymetleri talan edilir.

En güzel yerleri halkın kullanamayacağı yerler olur.

Siyaset o sırada ötekileştirmeye devam eder.

Biri nefret eder kin duyar.

Öteki sever ve korur ama kendi durumu sefildir.,,

Duygular savaşır memleket el değiştirir.

Memleketin sakinleri artık memleket üzerinde söz hakkını kaybetmiştir.