En çok kayıp verilen arazi grubu meralarımızdır. Mera hayvancılıkta önemli bir yem kaynağı olması yanında oksijen kaynağı, karbondioksit emen alanlar ve bunların dışında birçok faydaları vardır. Ülkemizin çok yerini gezmiş ve meralarını yakından görmüş bir Çayır Mera ve Yem Bitkileri uzmanı olarak değerlendirmek gerekirse bu konuda çok iyi gelişmelerin olduğunu söylemek mümkün değildir. Ankara’da faaliyet göstermiş olan “Çayır Mera ve Zootekni Araştırma Enstitüsünde” 4.5 yıl çalıştığım sürede ve Üniversitede görevli olduğum dönemde Türkiye’nin bütün bölgelerinde çok merasını görmüş olduğum için değerlendirme yapabilmekteyim. Son on günde 9 vilayet dolaşıp geldim. Bu iller Orta Anadolu ve Orta Karadeniz illeriydi. Örnek bu iller baz alınırsa diğer illerimizde de durum çok farklı değildir. Çünkü daha önceki yıllarda yaptığım seyahatlerimde Doğu Anadolu illerinde ki meraları da görmüştüm. “Bağcının gözü omçada olur” Atasözünde olduğu gibi gezerken konumuzla ilgili hususlarla da ilgilenmekteyiz.
Ülkemizin çok yerinde hayvancılıkla uğraşan, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiricisi olan çiftçilerimiz feryat etmektedir. Hayvancılığı ile bilinen Doğu Anadolu’da ve diğer bölgelerimizde meraların yok edilmesi veya doğru kullanılmaması, ıslah edilmemesi gibi nedenlerle hayvancılık ölüme doğru gitmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı mera birimi yetkilileri mera ıslah çalışmaları yapsalar da bu miktar çok azdır. Son yıllarda birçok bölgemizde meralara GES (Güneş Enerji Sistemleri= ges) kurulmuş veya kurulmaktadır. Elbette ülkemizin enerjiye ihtiyacı var ges’den faydalanmalıyız. Ancak çok yerde ekilebilir arazilere ve hayvan otlatmada kullanılabilecek meralara bu tesisler yapılmamalıdır. Müsaade edenler vebal altında olduklarını bilmelidirler. Gıda üretiminin yetersizliğe doğru gittiği bir dönemde gıda üretiminde kullanılacak alanlar yok edilmemelidir. Ges’ler yere yakın değil yüksek ayaklı kurularak hayvan otlatmada ve gölgelik olarakda hayvancılıkta kullanılmalıdır.
Zamanla gıda üretimi yapılan alanların yok edilmesiyle herhalde et yerine ges yenilmeyeceği bilinmelidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında 40 milyon hektara yakın olan mera arazisi giderek azaldı. Çarpık kentleşme, sanayileşme ve nüfusun artması yeni yerleşim yerleri gibi nedenlerle önce 21.6 milyon hektara, daha sonra 14 milyon hektara düşmüştür. Tarım topraklarının amaç dışı kullanılmasına karşı kanun çıkarıldı. Ayrıca merhum Tarım Bakanımız Mustafa Taşar zamanında hazırlanan ve 1998 yılında kanunlaşan 4342 sayılı mera kanunu sayesinde de mera alanlarında bir miktar artış da görülmüştü. Geçen zaman içerisinde mera kanunun ucundan kıyısından epeyce koparılarak güncellendi. Bu gün herhalde mera alanlarımız 8-10 milyon hektara kadar düştüğünü zannediyorum. Çünkü her şehrin girişinde olan meralar yerleşim yerlerine veya başka bir kullanıma dönüştüğünü görmekteyiz. Oysa ecdadımızın devlet ve yasa geleneğinde mera özellikle korunan ve hayvan hakkı olan alandır. Osmanlılığın günümüzde prim yaptığını söyleyenler Osmanlı’daki ekilen arazi ve mera ile ilgili yasaları iyi incelemelidirler. Bir tarlayı bir çiftçi bahçeye çeviremez, buğday insan beslenmesinde önemlidir. Ekmek yapılacaktır. Velev ki oldu ve ağaçlar meyve vermeye başladı. O zaman Devlet vergisini artırır, akçe veya keçi sayısını artırarak iki verecekse bunu üçe çıkarmaktaydı. Mera vasfı ile asla oynanamaz. Üst üste 2-3 yıl ekilmeyen araziler devlet tarafından alınırdı. Mera kanunda da meranın başka amaçlarla kullanılamayacağı yazılı olmasına rağmen
kadimden beri bozulamaz denilen meralar giderek azalmaktadır.
Kanunnamelerde böyle yazar ve bu hüküm Türklerde kadimden beri var. Cengiz yasalarında da geçer. Mera üzerinde padişahın bile hakkı yokken ne günlere kaldığımızı sizlerin takdirine bırakıyorum. Sözde Osmanlıcıların Osmanlı yasalarından bile haberi olmadığı görülmektedir. Otlaklar hayvanlarındır. Meraları maden için, üniversite için, toplu konut için, tarla için, ges için gözden çıkaranlar kesinlikle yanlış yoldadır. Elbette bunlara da ihtiyaç var ancak iyi etüd edilerek uygun alanlar seçilmelidir. Meraların değeri bilinmeli ve boş alanlar olarak görülmemelidir. Merayı boş, değersiz arazi sananlar gelecekte ne olacağını ve iklim değişikliği ile nasıl mücadele edileceğini düşünmelidir. İklim değişikliği ile mücadelede meralar ve bu alanlardaki otlar küçümsenemez, orman ve ağaç kadar değerlidir, karbon emiliminde etkilidir. Bu nedenle meralardaki işgalden vazgeçilmelidir. Ormanlar ve meralar gibi ortak kullanım alanları kimsenin malı değildir, bunlar üzerinde kimse hiçbir şekilde tasarrufta bulunamaz, bunlar üzerinde keyfi mülkiyet hakkı olamaz, sadece kullanma hakkı vardır. Bunu bilmeyenlerin Türklük, İslamlık, çağdaşlık vb değer hükümlerinin ardına saklanması onların bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını, liyakatsizliklerini, ehliyetsizliklerini ve adaletsizliklerini göstermektedir. Ülkenin geleceğini hep birlikte düşünmek zorunda olduğumuzdan bilimsel verilere ve öngörülere saygı duyulmalıdır. Vatan toprağı kutsaldır derken sadece askeri yönden ele alınmamalı onun her karışını doğru ve bilime uygun değerlendirmeliyiz.