İsraf, sarf kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Sarf etmek, harcamak, elinde bulundurduğu parayı, yiyeceği içeceği v.s. kendine ya da bir başkasına harcamak. İsraf ise bu harcamada, yemede içmede aşırıya gitmektir.
Ramazanın gelmesiyle birlikte sofralarımız bereketlendi, şenlendi. Her akşam iftar vaktinde tatlısından tuzlusuna, salatasından hoşafına, etlisinden zeytinyağlısına varıncaya kadar envai çeşit yiyecekler sofralarımızı süslemektedir.
Sabahtan akşama kadar 16-17 saat gibi uzun bir süre aç ve susuz kalan insanoğlunun gözü ne kadar aç, doymak bilmez ise de midemiz bir dilim ekmek ve iki lokma ile doyar. Onun doyması için türlü türlü yiyecek ve içeceklere ihtiyacı yoktur. Neticede kapasitenin üzerinde alınan gıda vücuda fayda değil zarardır. Nitekim bir müddet sonra midede şişkinlik, hazımsızlık ve kramplar baş gösterir.
İftar ve sahur sofralarında yapılan yemeklerin fazlası çoğunlukla çöpe gitmektedir. Köy yerlerinde ise hayvanlara verilerek emek emek yapılan güzelim yemekler israf edilmektedir. Bir köpeğin beslenmesi için etli ekmeğe ihtiyacı yoktur, onun alacağı gıdalar daha basittir ve daha az emek gerektirir. Tavuklara atılan pilavlar makarnalara ne demeli? Onlar zaten gerekli gıdalarını doğadan ve onlara ait yemlerden alıyorlar. Bunun için ekstra yiyeceklere ihtiyaçları yok ki.
Peki, biz ülke olarak bu israfı yapacak kadar zengin bir millet miyiz? Diyelim ki varlıklıyız, gücümüz kuvvetimiz yerinde. İstediğimiz alıp yiyor ve giye biliyoruz. Ama bizim malımızın içinde fakirinde hakkı olduğunu biliyor muyuz?
Çöpe atılan ekmeklerle açlıktan kıvranan binlerce ailenin rızkını da çöpe atmış oluyoruz. İhtiyacımız kadar ekmek alsak, çöpe atılan yiyecek ve içeceklere harcanan parayı yardım olarak ihtiyaç sahibi ailelere ya da yurt dışında açlıktan ölmek üzere olan ülkeler göndersek fenamı olur? Her gün soframıza bir yiyecek eksik koymakla belki birkaç fakirin elinden tutabiliriz. Bu günlerde fakir fukarayı daha çok gözetmemiz, himaye etmemiz gerekmez mi?
Ülkemize sığınan binlerce göçmen soydaşımız var. Onlar yerlerinden yurtlarından edilmiş, perişan bir vaziyette hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Bizler elimize geçeni saçıp savurmak yerine iktisatlı davranıp onlara da yardım elini uzatmamız gerekir. Çünkü Cenab-ı Hak, fakirin sadakasını zenginin malında gizlemiştir. Yani zenginin, ailesinin maişetini temininden gayrı sarfiyatında fakirleri de gözetmesi gerekmektedir.
Cenab-ı Allah İnsanları bolca nimete gark ederken onları israf etmemeleri konusunda uyarmıştır. Yüce Allah, Araf Suresi 31. Ayeti kerimesinde Yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. buyurmaktadır.
İsraf etmek, Allah'ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmemek anlamına gelir. Bu ise Allah'a karşı, onun verdiği nimetlere karşı nankörlük etmek demektir. Allah kadir kıymet bilmeyenlerini, verdiği nimete karşı nankörlük edenleri sevmez.
Enam Suresi 141. Ayet-i kerimesinde Cenab-ı Rabbü'l Alemîn; Çardaklı ve çardaksız bağları, hurma ağaçlarını, meyvesi muhtelif ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları meydana getiren de O'dur. (Her biri) meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ve hasad edildiği gün hakkını (öşrünü) verin ve (O'nun rızâsı dışında harcayarak) isrâf etmeyin! Çünki O, isrâf edenleri sevmez. buyurarak hasad edenlerin kaldırdığı ürünün öşrünü ve zekâtını vererek fakirlerin hakkının gözetilmesini istemiştir. Öşür vermeyerek bu paraları gelişi güzel yerlerde safr eden insanları uyarmıştır.
Yine Cenab-ı Allah, İsra Suresi 26 ve 27. ayetlerde, Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışlara hakkını ver; yani onların karınlarını doyur, ihtiyaçlarını gider. Malını saçıp savurma, malını saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. insanları tutumlu olmayı, fakiri fukarayı, yetimleri gözetmeleri emretmiştir. Aynı surenin 29. ayet-i kerimesinde ise insanların cimrilik etmesi yasaklanmıştır. İnsanlar,Saçıp savurma diye emredildiği gibi cimrilik de etme diye ikaz edilmiştir.
Bunun haricinde sevgili Peygamberimiz de pek çok hadis-i şerifinde israf edenleri uyarmış, onları insanlara yardım etmeye çağırmıştır.
Allah bize sadece Ramazan ayında değil sürekli, hayatımızın her safhasında fakire fukaraya, yolda ve darda kalmışlara yardım elimizi uzatmamızı istemektedir. Bunun için hayır hasenat sahipleri hep övülmüştür.
Ne dersiniz, içinde bulunduğumuz Ramazan ayının bereketiyle bu günlerden itibaren fakiri fukarayı gözetmeye! İhtiyacımız kadar ekmek alalım, ihtiyacımız kadar yemek yapalım ve yaptığımız tasarruflarla ihtiyaç sahiplerine yardım elimizi uzatalım. İsraftan kaçınarak pek çok garibin, yoksulun derdine derman olabiliriz. Onlarında kursaklarına sıcak bir çorba girmelerine vesile olabiliriz.
Mutlu Ramazanlar!
Sağlıcakla kalın efendim.